<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnfoBilgi &#187; Konusuz Konular</title>
	<atom:link href="http://www.infobilgi.com/kategori/serbest/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.infobilgi.com</link>
	<description>İnfoBilgi - Bilgi Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Feb 2010 20:27:47 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İnsanın Biyolojik Saati</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/insanin-biyolojik-saati.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/insanin-biyolojik-saati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 17:47:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik saat]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan vücudunun gün içinde geçirdiği evreler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın Biyolojik Saati]]></category>
		<category><![CDATA[Saat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=2073</guid>
		<description><![CDATA[
Gün içinde vücudumuzda birçok değişiklik meydana gelir. Günün her farklı saati, insan vücuduna farklı etkiler getirir.
İnsan vücudunun gün içinde geçirdiği evreler:
 
06.00: Kortizon salgılanmasıyla organizma uyanır. Metabolizma hareketlenerek günün işleri için enerji ve proteini hizmete sunar.
07.00: Vücut halâ zayıf safhadadır. Bu nedenle spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yere yüklenilmiş olur. Sindirim organları bu saatte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/biyolojik-saat.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2074" title="biyolojik-saat" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/biyolojik-saat.jpg" alt="biyolojik-saat" width="250" height="274" /></a></p>
<p>Gün içinde vücudumuzda birçok değişiklik meydana gelir. Günün her farklı saati, insan vücuduna farklı etkiler getirir.<br />
<span style="text-decoration: underline;">İnsan vücudunun gün içinde geçirdiği evreler:</span><br />
 <br />
<strong>06.00:</strong> Kortizon salgılanmasıyla organizma uyanır. Metabolizma hareketlenerek günün işleri için enerji ve proteini hizmete sunar.</p>
<p><strong>07.00:</strong> Vücut halâ zayıf safhadadır. Bu nedenle spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yere yüklenilmiş olur. Sindirim organları bu saatte iyi çalışır, güzel bir kahvaltı edilebilir.</p>
<p><strong>08.00:</strong> Nikotinin vücuda en fazla zarar verdiği saattir. Sigara, damarları her zamankinden fazla daraltır.<span id="more-2073"></span></p>
<p><strong>09.00:</strong> Vücudun kuvvetli olduğu saattir. İğne olmak veya röntgen çektirmek için en uygun zamandır.</p>
<p><strong>10.00:</strong> Vücut en yüksek ısısına ulaşmıştır, verimliliğiniz en üst düzeydedir. Bellek yaratıcı ve dinamiktir.</p>
<p><strong>11.00:</strong> Vücudumuzun tam formunda olduğu saattir. Zihnimiz hızlı çalışır ve özellikle hesap işleri zorlanmadan yapılabilir.</p>
<p><strong>12.00:</strong> Dikkat azalır, uyku basar. Midedeki asit fazlalaşıp, beyindeki kan azalır.</p>
<p><strong>13.00:</strong> Vücut formdan düşmüştür. Verimlilik gün ortalamasının %20 altındadır.</p>
<p><strong>14.00:</strong> Tansiyon ve hormon düzeyi düştüğünden, kendimizi bitkin hissederiz. Diş hekiminden korkanlar bu saatte randevu almalı. Çünkü bu saatte acıyı daha az hissederiz.</p>
<p><strong>15.00:</strong> Enerjimiz geri gelmiştir, belleğimiz tam formundadır. Sabahkinden az olmakla birlikte ikinci<br />
verimliliğe yaklaşırız.</p>
<p><strong>16.00 :</strong> Spor için en iyi saattir. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumdadır. Mide asidini önleyici ilaçların etkisi bu saatte daha verimlidir.</p>
<p><strong>17.00:</strong> Organların faaliyeti üst düzeydedir. Kuvvetimiz artar, böbrekler, mesane çok çalışır.</p>
<p><strong>18.00:</strong> Akşam yemeği için iyi bir saattir. Pankreas özellikle aktiftir.</p>
<p><strong>19.00:</strong> Tansiyon ve nabız tembelleşir. Bu nedenle, tansiyonu düşüren ilaçlar konusunda dikkatli<br />
olmalısınız. Sinir sistemi üzerinde etkili olan ilaçların tesir derecesi de fazladır.</p>
<p><strong>20.00:</strong> Karaciğerdeki yağ düzeyi düşer ve kullanılmış kan kalbe her zamankinden fazla akar. Alerjisi olanlar, astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Antibiyotiklerin etkisi de artar.</p>
<p><strong>21.00:</strong> Sindirim organlarının günlük görevi sona erer. Yenen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır.</p>
<p><strong>22.00:</strong> Sigara içenler de son sigaralarını içmeli çünkü vücut nikotini daha zor atar.</p>
<p><strong>23.00:</strong> Tam dinlenme saatidir. Organizma stres hormonu salgılamasını durdurur. Sakinleşir, gevşeriz. Tansiyon ve vücudun ısısı düşer.</p>
<p><strong>24.00:</strong> Uyuduğumuz sırada deri hücreleri durmaksızın çalışır. İlk rüya safhası başlar.</p>
<p><strong>01.00:</strong> Vücut kendini uykuya programlar. Dikkat azaldığından bu saatte çalışanların hata yapma<br />
olasılığı, iş ve trafik kazaları artar.</p>
<p><strong>02.00:</strong> Görme duyusu ve refleksler zayıflar. Bu nedenle trafik kazalarının çoğu bu saatte olur. Vücut soğuğa karşı aşırı hassastır.</p>
<p><strong>03.00:</strong> Melatonin hormonunun salgılanması insanı tembelleştirir, kararsız yapar. Melankolik hissetme artar ve intihar vakalarına çokça rastlanır.</p>
<p><strong>04.00:</strong> Stres hormonundan enerji kazanırız. Enfarktüsler 04.00 &#8211; 06.00 arasında özellikle fazlalaşır. Çünkü tansiyon oldukça fazla yükselir, kalp damarları çabuk gerilir.</p>
<p><strong>05.00:</strong> Stres hormonu gündüz değerinin 6 katına çıkar. Kaybolan enerji geri gelir. Ve artık yeni bir güne hazırızdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/insanin-biyolojik-saati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lise 4 Matematik Konu Anlatımları (Tüm Konular)</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/lise-4-matematik-konu-anlatimlari-tum-konular.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/lise-4-matematik-konu-anlatimlari-tum-konular.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Nov 2008 19:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muzaffer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[İntegral Konu Anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[Limit ve Süreklilik Konu Anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[Lise 4 Matematik Konu Anlatımları]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Tanımlı Fonksiyonlar Konu Anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[Türev Konu Anlatımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=785</guid>
		<description><![CDATA[Dosyaları İndirmek İçin Konuların Üzerine Tıklayınız

İntegral
Limit ve Süreklilik
Türev 
Özel Tanımlı Fonksiyonlar

Not: İndirilen dosyayı açabilmek için Winrar programına, görüntüleyebilmek için Acrobat Reader programına ihtiyacınız vardır.

Winrar indirmek için tıklayınız…
Acrobat Reader indirmek için tıklayınız…

Kaynak : pimatematik.net
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #ff0000;">Dosyaları İndirmek İçin Konuların Üzerine Tıklayınız</span></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://http//www.pimatematik.net/dosya/integral_konu.rar" target="_blank">İntegral</a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.pimatematik.net/dosya/limitvesureklilik_konu.zip" target="_blank">Limit ve Süreklilik</a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://http//www.pimatematik.net/dosya/turev_konu.rar" target="_blank">Türev <span id="more-785"></span></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://http//www.pimatematik.net/dosya/ozeltanimlifonksiyonlar_konu.zip" target="_blank">Özel Tanımlı Fonksiyonlar</a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;"><strong>Not:</strong> İndirilen dosyayı açabilmek için <strong><span style="color: #ff0000;">Winrar</span></strong> programına, görüntüleyebilmek için <strong><span style="color: #ff0000;">Acrobat Reader</span></strong> programına ihtiyacınız vardır.</p>
<ul style="text-align: left;">
<li><a href="http://www.pimatematik.net/dosya/winrar_pimatematik.net.exe" target="_blank">Winrar indirmek için tıklayınız…</a></li>
<li style="text-align: left;"><a href="http://www.adobe.com/products/acrobat/readstep2.html" target="_blank">Acrobat Reader indirmek için tıklayınız…</a></li>
</ul>
<p>Kaynak : pimatematik.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/lise-4-matematik-konu-anlatimlari-tum-konular.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Takı Tasarımı (Şemalı anlatım)</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/taki-tasarimi-semali-anlatim.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/taki-tasarimi-semali-anlatim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 18:27:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[resimli takı yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[şemalı takı tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[Takı]]></category>
		<category><![CDATA[takı tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[takı yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[takı yapımı anlatımı]]></category>
		<category><![CDATA[tasatım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=712</guid>
		<description><![CDATA[
Not: Resimleri ve yazıları daha net görebilmek için resimlerin üzerine tıklayarak resmi büyütünüz..
Kolay gelsin..





]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-713" title="taki1" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki1.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Not:</strong> Resimleri ve yazıları daha net görebilmek için resimlerin üzerine tıklayarak resmi büyütünüz..</p>
<p style="text-align: center;">Kolay gelsin..</p>
<p style="text-align: center;"><span id="more-712"></span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-714" title="taki2" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki2.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki3.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-715" title="taki3" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki3.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki4.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-716" title="taki4" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki4.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki5.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-717" title="taki5" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/taki5.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/taki-tasarimi-semali-anlatim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mum Nasıl Yapılır?</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/mum-nasil-yapilir.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/mum-nasil-yapilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 18:23:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[mum]]></category>
		<category><![CDATA[mum kullanım tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[mum nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[mum yapılışı]]></category>
		<category><![CDATA[parafin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=711</guid>
		<description><![CDATA[1.) Başlangıç
Mum dökmeye başlamadan önce uygun bir çalışma alanı hazırlanmalıdır. Yangın tehlikesi olmayan ve küçük çocukların uzak duracağı mekanlar seçilmelidir.
2.) Kalıbın hazırlanması
Parafin mum kalıbının altında bulunan delikten sızma yapabilir Bu nedenle kalıbın fitil deliğinin cam macunu ile tıkanması gerekmektedir
Mumun kalıba yapışmasını önlemek amacıyla kalıp ayırıcı (özel yağ, yoksa arap sabunu) kullanılmalıdır. Kalıbın içi iyice yağlanmalıdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1.) Başlangıç</strong></p>
<p>Mum dökmeye başlamadan önce uygun bir çalışma alanı hazırlanmalıdır. Yangın tehlikesi olmayan ve küçük çocukların uzak duracağı mekanlar seçilmelidir.</p>
<p><strong>2.) Kalıbın hazırlanması</strong></p>
<p>Parafin mum kalıbının altında bulunan delikten sızma yapabilir Bu nedenle kalıbın fitil deliğinin cam macunu ile tıkanması gerekmektedir</p>
<p>Mumun kalıba yapışmasını önlemek amacıyla kalıp ayırıcı (özel yağ, yoksa arap sabunu) kullanılmalıdır. Kalıbın içi iyice yağlanmalıdır. Ancak yağlar damlacık halinde kalmamalıdır.</p>
<p>Fitil kalıbın altındaki delikten yukarıya doğru geçirilerek kalıbın altından birkaç santim uzun bırakılmalıdır.</p>
<p>Fitilin soğuma esnasında merkezde sabit kalmasını sağlamak için kalıbın açık tarafından çıkan kısmı, kalem veya çubuğa bağlanarak merkezlenmelidir.</p>
<p><strong>3.) Parafinin eritilmesi</strong></p>
<p>Yüksek sıcaklıkta (270°C) tutuşabileceği için 80-90°C &#8216;lik ısı yeterlidir.</p>
<p>Parafin şeffaf likit halini aldığında eritme durdurulmalıdır. Ek malzemeler dökme sıcaklığına ulaşıldığında (60-65 C) plastik kalıplar (65-90) metal kalıplar boya (çay kaşığı veya kürdan ucu ile ) yeteri kadar eklenmeli, (1 kg parafine %2-3 ), eklenerek çok iyi karıştırılmalıdır.<span id="more-711"></span></p>
<p><strong>4.) Kalıba dökülmesi</strong></p>
<p>Karışım (60°C üstündeki bir sıcaklıkta) hava kabarcığının önlenmesi için yavaşça kalıba dökülmelidir</p>
<p>Kalıbın tamamı doldurulmalı, soğurken merkeze doğru çukurlaşma olacağından daha sonra çukurlaşan bölüme dökmek üzere karışımın bir kısmı ayrılmalıdır.</p>
<p><strong>5.) Mumun soğutulması</strong></p>
<p>Mumun soğuma süresi normal hava şartlarında (20 °C) yaklaşık 7-8 saattir.</p>
<p>Kalıptan çıkmakta zorluk çekiliyorsa henüz soğuma işlemi bitmemiş demektir. Yeteri kadar (3-5 dk) daha bekletilmek üzere soğutucuya konulmalıdır.</p>
<p><strong>6.) Son aşama</strong></p>
<p>Mum kalıptan ilave döküm yapılmadan önce çıkarılmalıdır. İlave döküm kalıpta iken yapılarsa; mumun kalıptan çıkması zorlaşır.</p>
<p>Üst kısmındaki çubuk çıkarılarak mum kalıptan çıkarılmalı ve mumun altına gelen yeri bir bıçak yardımıyla düzeltilmelidir.</p>
<p>Mumun yüzeyi eski bir naylon çorap ya da pamuklu bir kumaş ile hafifçe silinerek daha parlak ve temiz bir görüntü sağlanabilir.</p>
<p>Gerekli emniyet tedbirleri alındıktan sonra mumunuz yakılmaya hazırdır. Mum çabuk tutuşmaya müsait malzemelerden uzak tutulmalıdır. Mumun yandığı oda uzun süre terk edilmemelidir.</p>
<p><strong>Uyarılar<br />
</strong>-Mum dökümünde kullanılacak malzemeler; ısıtıcı, eritme kabı, parafin, stearik asit, kalıp, fitil, (varsa) fitil tutacağı, koku, boya , termometre ,eldiven v.s çalışma alanında hazır olmalıdır.</p>
<p>-Eritme kabının hacmine göre küçük parçalara ayrılan parafinler ve ilave edilecekse stearik asit ( % 10- 15 oranında ) eritme kabına konulur. Direkt olarak açık alevin üzerine konulan eritme kabındaki parafin yüksek ısıya maruz kalmaması için başlangıçta kısık alevde eritmeye başlanmalıdır. Parafin eridikçe kısık alev açılabilir. Doğru eritme yöntemi benmari yöntemi (çift cidarlı kaplar) ile eritmektir.</p>
<p>-Parafin donduğunda lavabonuz tıkanabileceğinden ; Parafin artıklarının lavabo ve pis su borularına dökülmemesi gerekir.</p>
<p>-Yüksek sıcaklıkta 270°C&#8217;de tutuşabileceği ihtimali göz önüne alınarak parafin eritilirken mutlaka termometre kullanılmalı ve alevden uzak tutulmalıdır.</p>
<p>-Parafin kalıba dökülürken çok sıcak olması nedeniyle eldiven kullanılmalıdır.</p>
<p>Sıcak kalıp soğutucuda uzun süre bekletilirse mum çatlayabilir.</p>
<p>-Mum kalıbı daha sonraki kullanımlar için temiz tutulmalıdır. Aliminyum veya metal kalıpların temizlenmesi için kalıp ısıtılmalı ve temizlenmeli, plastik kalıplar ise bir bez ile ovularak temizlenmelidir.<br />
<strong>MUM KULLANIM TAVSİYELERİ</strong></p>
<p>-KULLANIM ÖNCESİ MUMUN ÜZERİNDEKİ TÜM AMBALAJ VE ETİKETİ SÖKÜNÜZ.</p>
<p>-MUMU YANAR VAZİYETTEYKEN REFAKATSİZ BIRAKMAYINIZ.</p>
<p>-ÇOCUKLAR VE EVCİL HAYVANLARDAN UZAK TUTUNUZ.</p>
<p>-DİREKT GÜNIŞIĞI ALAN YERLERDE VE ISI KAYNAĞI YAKININDA BULUNDU RMAYINIZ.</p>
<p>-ISIDAN ZARAR GÖREBİLECEK YANICI MADDE VE YÜZEYLERDEN UZAK TUTUNUZ.</p>
<p>-YANICI OLMAYAN UYGUN MUMLUKTA KULLANINIZ.</p>
<p>-MUM YANARKEN TEMAS VE HAREKET ETTİRMEKTEN KAÇININIZ.</p>
<p>MUM SADECE SOĞUDUĞUNDA ELLE TUTULABİLİR.</p>
<p>-KULLANILMIŞ KİBRİT ÇÖPÜ GİBİ YABANCI CİSİMLERİN MUMUN YA DA ALEVİNİN ÜZERİNE DÜŞMESİNE İZİN VERMEYİNİZ.</p>
<p>-YAKMADAN ÖNCE VE MUM YANARKEN DÜZGÜN VE İSSİZ YANMANIN TEMİNİ İÇİN MUM FİTİLİNİ MAKASLA KESEREK 5 MM YE KADAR KISALTINIZ.</p>
<p>-KESİNTİSİZ 3 SAATTEN FAZLA YAKMAMAYA ÖZEN GÖSTERİNİZ.</p>
<p>Kaynak : turkpaylasim.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/mum-nasil-yapilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Patent Nasıl Alınır? Patent Hakkında Herşey</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/patent-nasil-alinir-patent-hakkinda-hersey.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/patent-nasil-alinir-patent-hakkinda-hersey.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 23:06:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Buluş]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[icad]]></category>
		<category><![CDATA[İcadlar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl çalışır]]></category>
		<category><![CDATA[patent]]></category>
		<category><![CDATA[telif hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=651</guid>
		<description><![CDATA[Patent Nedir?

Patent, bir buluş sahibinin buluşunu sahiplenme ve kullanma hakkıdır. Bu hakkı kullanabileceğini gösteren belgeye ise, patent belgesi denir. Buluşu yapılan neredeyse herşey patent koruması kapsamına dahildir. Buluşu yapılan bir aygıtın bütün hakları patent sahibine ait olur ve ondan izinsiz kullanılamaz. Eğer böyle bir durum varsa, patent sahibi ilgili kurum veya tüzel kişiye dava açarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Patent Nedir?</strong></p>
<p><strong></strong><br />
Patent, bir buluş sahibinin buluşunu sahiplenme ve kullanma hakkıdır. Bu hakkı kullanabileceğini gösteren belgeye ise, patent belgesi denir. Buluşu yapılan neredeyse herşey patent koruması kapsamına dahildir. Buluşu yapılan bir aygıtın bütün hakları patent sahibine ait olur ve ondan izinsiz kullanılamaz. Eğer böyle bir durum varsa, patent sahibi ilgili kurum veya tüzel kişiye dava açarak hakkını alabilir. Her ülkenin kanunlarında belirtilmiş olan patent yasaları ile yaratıcı fikirler ve bunların geliştirilmesini teşvik etmek için gereken koruma sağlanır. Bir ülkede verilmiş olan patent sayısının yüksekliği, o ülkenin gelişmişliğinin net bir göstergesidir.</p>
<p><strong>Nasıl Alınır?<br />
</strong>Patent başvurusunun ilk aşaması, buluş sahibinin Türk Patent Enstitüsü’ne başvurarak patent araştrması yapmasıdır. Eğer buluş, mevcut patenti bulunanlara yeni birşeyler katıyor veya onlardan ciddi farklarla ayrılıyorsa, başvurunun red edilme ihtimali azalır.</p>
<p>Patent başvurusu için gerekli olanlar: Başvuru dilekçesi(1 nüsha), patentle korunması istenilen buluşun unsurlarını kapsayan istemler(3 nüsha), buluş konusunu anlatan açıklama(3 nüsha), isteme ait resimler(3 nüsha), özet(3 nüsha) ve tarifname olarak sıralanabilir.</p>
<p>Mevcut patentleri aratmak ve detaylarını görmek için, <a href="http://www.google.com/patents?hl=en">Google Patent Search </a>servisinden yararlanabilir, Türk Patent Enstitüsü’nün resmi web sitesinden detaylı bilgi alabilirsiniz: <a href="http://www.turkpatent.gov.tr">www.turkpatent.gov.tr</a></p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/patent-nasil-alinir-patent-hakkinda-hersey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Denizcilik Bayrakları &#8211; Alfabetik</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/denizcilik-bayraklari-alfabetik.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/denizcilik-bayraklari-alfabetik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 10:05:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Bayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Denizcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Denizcilik Bayrakları]]></category>
		<category><![CDATA[Denizcilik Bayrakları Alfabetik Sırasıyla]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=527</guid>
		<description><![CDATA[Denizcilik Bayrakları &#8211; Alfabetik

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Denizcilik Bayrakları &#8211; Alfabetik<span id="more-527"></span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img50.imageshack.us/img50/5646/60914596oy0.jpg" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/denizcilik-bayraklari-alfabetik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teleskop Nasıl Çalışır? Teleskobun İcadı</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/teleskop-nasil-calisir-teleskobun-icadi.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/teleskop-nasil-calisir-teleskobun-icadi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:41:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Teleskobun İcadı]]></category>
		<category><![CDATA[Teleskop]]></category>
		<category><![CDATA[Teleskop Nasıl Çalışır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Teleskop, çok uzak cisimleri yakınımızdaymış gibi gösteren çok etkileyici bir alettir. Teleskoplar günümüzde çok çeşitli boyutlarda kullanılmaktadır. Oyuncakçıdan alabileceğiniz ufak teleskopların yanında, tonlarca ağırlığa sahip örneğin Huble Uzay Teleskobu gibi çeşitleri vardır. Teleskopun ne kadar etkileyici bir cihaz olduğuna örnek vermek gerekirse, 20cm’lik ufak bir teleskopla 80 metre uzaktaki bir el yazısını okuyabilirsiniz.
Dünyada, cam mercek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Teleskop, çok uzak cisimleri yakınımızdaymış gibi gösteren çok etkileyici bir alettir. Teleskoplar günümüzde çok çeşitli boyutlarda kullanılmaktadır. Oyuncakçıdan alabileceğiniz ufak teleskopların yanında, tonlarca ağırlığa sahip örneğin Huble Uzay Teleskobu gibi çeşitleri vardır. Teleskopun ne kadar etkileyici bir cihaz olduğuna örnek vermek gerekirse, 20cm’lik ufak bir teleskopla 80 metre uzaktaki bir el yazısını okuyabilirsiniz.</p>
<p>Dünyada, cam mercek kullanan kırıcı teleskoplar ve ayna-lens sistemini kullanan yansıtıcı teleskoplar olmak üzere iki tür teleskop çeşidi bulunur. Her iki metodla da yapılan iş aynı olmasına rağmen, birbirinden çok farklı şekillerde çalışırlar.</p>
<p>Teleskobun nasıl çalıştığını anlayabilmek için şöyle düşünmek gerekir; neden 80 metre uzaklıktaki yazıyı okuyamıyoruz? Cevabı çok basit, çünkü yazının gözümüzde retina üzerine düşen boyutu çok ufak kalıyor ve okunamıyor. Gözümüzü bir dijital kamera olarak düşünürsek, 80 metre uzaktaki yazıların görüntünün tamamına baktığımızda birkaç pikselden oluşacağını ve okunabilecek büyüklükten oldukça uzak olduğunu anlayabiliriz.<span id="more-482"></span> Eğer çok daha büyük gözümüz olsaydı, o zaman görüntünün o kısmına odaklanıp yazıyı okuyabilirdik.</p>
<p>İşte teleskobun çalışma mantığı da bunun gibidir. Objektif merceğinin odaklandığı yerden gelen ışık kırılmaya uğrayarak veya aynalarla yansıtılarak bir noktada toplanır ve çok daha büyük gözükmesi sağlanır. İnsan gözünde mercek sabittir, bu nedenle yakınlaştırma veya uzaklaştırma yapamayız. Yapabildiğimiz şey sadece bir noktaya odaklanabilmekten ibarettir.</p>
<p style="text-align: left;">Elinize bir büyüteç alıp baktığımızda aslında büyüteç merceğiyle kendi göz merceğimiz arasında bir teleskop sistemi oluşturmuş oluruz.</p>
<p>Teleskobun objektif lensine gelen ışık, kırılarak göz merceğine yansır ve görüntü artık küçük mercekte oluştuğundan kat be kat büyütülmüş gözükür.</p>
<p>Teleskopların bu bakımdan iki temel özelliği bulunur, birincisi ışığı ne kadar iyi alabildiği ve ikincisi aldığı görüntüyü ne kadar büyütebildiğidir. Bunlar da objektif merceğinin saflığına, kalitesine, pürüzsüzlüğüne ve en önemlisi büyüklüğüne bağlıdır. Ne kadar büyük mercek kullanılırsa o kadar büyük görüntü elde edilir.</p>
<p><strong>Tarihçe</strong><br />
Teleskop ilk olarak Hollandalı Hans Lippershey tarafından 1608 yılında icad edilmiş ve askeri alanda kullanılmıştır. Kırılma prensibine dayanan bu teleskob astronomi alanında ilk kullanan Galileo’dur. Lippershey ve Galileo konveks ve konkav lenslerin birleşiminden oluşan teleskopları kullanıyorlardı. 1611 yılında Kepler iki konveks lens kullanarak geliştirdiği teleskobu kullanmaya başladı. Kepler’in geliştirdiği bu sistemi kullanan teleskoplar halen en iyisidir.</p>
<p>Kaynak : bilgiustam.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/teleskop-nasil-calisir-teleskobun-icadi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıfır rakamın tarihçesi ilk nerde bulunmuştur</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/sifir-rakamin-tarihcesi-ilk-nerde-bulunmustur.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/sifir-rakamin-tarihcesi-ilk-nerde-bulunmustur.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:36:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Rakamı]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Rakamı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır rakamı ve türk-islam dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır rakamının kronolojik gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Rakamının Tarihçesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=479</guid>
		<description><![CDATA[SIFIR RAKAMININ TARİHCESİ
SIFIR RAKAMI HAKKINDA
Onluk sistemin bir üstünlüğü, sıfır rakamı için ayrı bir işaretin bulunmasıdır. Sıfır işaretinin, gerektiğinde basamaklara yazılması gerekmektedir. Aksi halde, boş bırakılan basamak birçok yanlış anlaşılmalara sebep olur. Örneğin : Bugün, rakamla 407 şeklinde yazdığımız, dört yüz yedi sayısını, sıfır işareti kullanmadan, 4.7 veya 4 7 (4 ve 7 nin arası biraz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SIFIR RAKAMININ TARİHCESİ</strong></p>
<p><strong>SIFIR RAKAMI HAKKINDA</strong></p>
<p>Onluk sistemin bir üstünlüğü, sıfır rakamı için ayrı bir işaretin bulunmasıdır. Sıfır işaretinin, gerektiğinde basamaklara yazılması gerekmektedir. Aksi halde, boş bırakılan basamak birçok yanlış anlaşılmalara sebep olur. Örneğin : Bugün, rakamla 407 şeklinde yazdığımız, dört yüz yedi sayısını, sıfır işareti kullanmadan, 4.7 veya 4 7 (4 ve 7 nin arası biraz boş bırakılarak) şeklinde göstermek mümkünse de, anlam bakımından birçok karşılıklara sebep olabilir.</p>
<p>Sıfır kavramını (fikrini) ilk olarak, hangi medeniyet içerisinde ve kim tarafından ortaya konulmuş (kullanılmış) olduğunda, kaynaklar hemfikir değildi. Bununla beraber, Eski Hintliler&#8217;de, M.S. 632 yılından itibaren sıfır için özel bir işaretin kullanılmış olduğunu, zamanımıza kadar intikal eden belgeler göstermektedir. <span id="more-479"></span></p>
<p>Eski Hintlilerden kalma kitabelerde (yazıtlarda) görülen, rakam ve işaretler, günümüzde &#8220;Hint-Arap Sistemi&#8221; olarak adlandırılan sisteme göre benzerlik olduğunu, ve nümerik (terkiym) sistemin, o devirde kullanıldığını göstermektedir. Daha sonraki yıllara ait kitabeler, sayılarda, rakamın kendi zat&#8217;i değeriyle vaz&#8217;i (konum) değeri, (yani sayı içindeki anlam değeri) arasındaki bağıntının bilindiğini, sıfır anlamını veren, &#8220;0&#8243; gibi bir işaret kullanıldığını da göstermektedir.</p>
<p>Sıfır için, ayrı bir özel işaretin bulunuşu ve basamak fikrinin ustaca kullanılışı, onluk sistemi (decimal), sadece matematiğin değil, ilim dünyasının, en elverişli sistemlerinden biri yapmıştır. Onluk sistemin bu hali için, Fransız matematikçi Laplace (1749-1827), bu konuda &#8220;Dünyanın en faydalı sistemlerinden biridir.&#8221; Demektedir<br />
<strong> SIFIR RAKAMI VE ESKİ HİT DÜNYASI</strong></p>
<p>Romalı ve Çinlilerin eksine, Eski Hint alimleri, aritmetik işlemleri, özel bir harf ve işaret belirtmeden, sadece 1 den 9 a kadar olan rakamlardan istifade ederek yazarlardı. Rakamla, hesap yapmanın tek örneği olan, bu pozisyonun tespiti ve yazılması merhalesine ulaşanlar, sadece Eski Hintliler ve Mayalardı.</p>
<p>Kaynaklar; Hindistan&#8217;dan, 300 yıl kadar önce, sayı işaretinin, rakam şekline dönüşmeye başladığını belirtmekte. Hintliler, en geç, 6. yüzyıla doğru, belki de biraz daha önceki tarihlerde, aritmetik işlemlerde, sadece 1 den 9 a kadar devam eden dokuz ayrı rakam halinde kaldılar. Böylece, hesap işlerinde, sağdan sola doğru çoğalan (yükselen) rakamlar, ilk olarak ortaya çıktı. Bu rakamlar, hemen hemen 622 yılından itibaren Hindistan dışında da tanınmaya başladı. Fırat&#8217;ta bir okul müdürü, aynı zamanda da manastır idarecisi olarak çalışan Suriyeli alim Sevarus Sabokht : &#8220;Bilinen bütün usullere üstün olan, Hint hesabının, yani dokuz ayrı rakamın (işaretin) maharetli usulünden bahseder&#8221; Bu durum, Hint rakamlarının mahzar olduğu ilk taktirdir. S. Sabokht, bu dokuz ayrı rakamlarla, yeni bir usul dahilinde hesap yapabildi.</p>
<p>Ancak; bu dokuz ayrı rakam, bazı sayıları ifade etmeye yeterli gelmiyordu. Çünkü; üç bin yedi yüz elli dört olan bir sayıyı 3754 şeklinde belirtmek mümkündür. Değeri üç yüz sekiz olan bir sayının da, 38 şeklinde meydana çıkmaması için, noksan (boş) kalan onlar basamağına (hanesine) değişik bir işaretlemenin yapılması zorunludur. Noksan (boş) kalan, basamağı (haneyi) işaretleyip, belirtmek için &#8220;boşluğu&#8221; şekillendirmek, anlamlandırmak zorundaydılar. Noktayı &#8220;sunya&#8221; veya &#8220;sunyabinde&#8221;, boşluk veya içi boş yuvarlağı da &#8220;kha&#8221; kelimesi ile adlandıran Hint alimleri, boş kalan basamağa (haneye), sembol olarak &#8220;daire&#8221; veya &#8220;nokta&#8221; şeklinde yeni bir sembol verdiler.</p>
<p>Düşünce tarihin en önemli olaylarından biri sayılan, bu sayı yazısına, son mükemmeliyeti Hintliler&#8217;in vermiş olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde, menşe itibariyle, sadece, basamak sistemi içinde, noksan basamağa (haneye) gerekli işaret olarak başvurulan bu sembol, yani bugünkü ifadeyle &#8220;sıfır&#8221; rakamı, derhal müstakil bir sayı şeklinde, ilk olarak Hint hesabında ortaya çıkmıştır. Bu sayı işareti, yani &#8220;0&#8243; (sıfır) veya &#8220;.&#8221; (nokta) anlamındaki işaret, miladın 400. yılında, ilk defa Hint yazılı eserleri içinde görülmeye taşlar. Hint Dünyası&#8217;nın, ünlü matematikçi ve astronomu Brahmagupta (598-660), 632 yılında yazdığı, astronomi konuları ile ilgili Siddhanta adlı eserinde, dokuz ayrı sayı işareti ve sıfır ile birlikte hesap yapmaya dair kaideleri göstermiştir<br />
<strong> SIFIR RAKAMI VE TÜRK-İSLAM DÜNYASI</strong></p>
<p>773 yılında, Kankah isimli Hintli bir astronom, Halife el-Mansur&#8217;un (754-775), Bağdat&#8217;taki sarayına gelir. Zamanın ünlü İslam alimi İbn&#8217;ül Adami, astronomi cetvelleri ile ilgili eserinde, ilim tarihi için önemli olan bu olayı, &#8220;İnci Gerdanlık&#8221; başlığı altında şöyle açıklar;</p>
<p>&#8220;Hicretin 156. (773) yılında, Hintli bir alim elinde bir kitapla, Halife el-Mansur&#8217;un huzuruna çıkar. Kardağa&#8217;ların Kral Figar adına istinsah ettikleri bir kitabı, Halifeye sunar. El-Mansur, bu eseri, hemen Arapça&#8217;ya çevrilmesini ve gezegenlerin hareketleri ile ilgili bir eser yazılmasını emreder&#8230; Bu görevi, Muhammed bin İbrahim el-Fezari üzerine alarak &#8216;Astronomlar Nazarında Büyük Sinhind&#8217; adlı bir eser yazar. Bu eserin etkinliği, halife el-Memun zamanına kadar sürer. Eseri, Muhammed bin Musa el Harezmi, astronomlar için yeniden hazırlar (yazar). Sinhind Metodunu uygulayan astronomlar, eseri çok beğenirler ve konusunun süratle yaygınlaşmasını sağlarlar.&#8221;</p>
<p>Hintli alimin, beraberinde Bağdat&#8217;a getirdiği ve onunla, önce Halife el-Mansur&#8217;un ilgisini çektiği kitap, gerçekte Brahmagupta&#8217;nın Siddhanta adlı eserinden başka bir eser değildi. Sinhint adıyla Arapçaya çevrilen bu eser, zamanın halife ve alimleri arasında, hemen ilgi görüp süratle yayıldı. Hârizmî tarafından yeniden hazırlanan söz konusu eser, İngiliz tercüman Baht&#8217;lı Adelhard tarafından, zamanın ilim dili olan Latinceye tercüme edildi ve Batılı alimlerin istifadesine sunuldu. Bu tercüme kitap; Hint sayılarını açıklayan, Hint hesabını, sayı yazısını, toplama ve çıkarma, ikiye bölme, iki misli artırma, çoğaltma ve bölme ile kesir hesabını öğreten Hesap Sanatına Dair adlı ikinci eserdir.</p>
<p>Bu Latince tercüme eser, önceleri İspanya&#8217;ya gelir ve 12. yüzyıl başlarında, Orta Avrupa&#8217;ya geçerek yaygınlaşır. Hint alimleri, daire şeklinde gösterdikleri ve bugünkü ifadeyle &#8220;0&#8243; (sıfır) olarak adlandırılan kelime için, bir şeyin hiçliği ve boşluğu anlamını ifade eden sunya adını vermişlerdir. İslam alimleri (Araplar) da bu işareti ve anlamını öğrenince; Arapçada boşluk anlamına gelen essıfır adını vermişlerdir. Leonardo, essıfır kelimesini Latince&#8217;ye tercüme ederek Latince metinlerde cephrum şeklinde Latinceleştirdi. Daha sonraki yıllarda, Avrupa&#8217;nın değişik memleketlerinde, değişik yazım (imla) şekilleri kazanmıştır. Bunlardan :</p>
<p>Leonardo&#8217;nun eserine istinaden, önce zefero, daha sonra da zero yazım şeklini aldı (Livra kelimesinin zamanla lira yazım şeklini alması gibi.) Fransa&#8217;da ise; gizli işaret anlamına gelen chiffre şeklinde adlandırılan cephirum kelimesi, chiffer = hesap yapmak şeklini alarak, yaygınlaşmaya devam etti. Batı&#8217;da, İtalyanca aynı anlama gelen, zero kelimesinin kabülü sonucu, bu kelimenin iki ayrı anlamı sebebiyle İngiltere&#8217;de cipher ve zero şeklini aldı. Almanya&#8217;da da, ziffer yazım şeklini aldı. 14. yüzyıldan sonraki yıllarda da ziffern yazım şeklinde kullanılmaya başlandı.</p>
<p>Saverus Sabokht, Brahmagupta ve Harezmi isimleri, Arap rakamlarının, Batı&#8217;da görülmesinde birbirini takip eden üç isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı literatüründe &#8220;Arap Rakamları&#8221; olarak bilinen, İslam Dünyası rakamlarının, sıfır &#8220;0&#8243; dahil olmak üzere, on ayrı şeklini Batı&#8217;ya ilk defa öğreten, papalık tahtının şair ve matematikçisi Gerbert olmuştur. Gerbert&#8217;in etkisi tam sekiz yüz yıl devam etmiştir. Gerbert, öğrenimini Aurlillac Kilisesi&#8217;nde tamamlamıştır. Burada edindiği bilgiler sonucu, birçok matematikçinin dikkatini çekti. Sonuçta da, matematik araştırmalarını hızlandırdı. İstinsah faaliyetlerini çoğalttı. Gerbert, hakkında değişik rivayetler vardır. Bu rivayetlerden birisi şudur:</p>
<p>Gerbert, sıfır kavramını bilmiyordu. Mesela 1002 sayısında sıfır olmayınca, yazılanların anlaşılması mümkün değildi. Gerbert ve öğrencileri, sıfır hakkında, herhangi bir bilgiye sahip olmadıklarından, yapılanların manasını kavrayamadıkları anlaşılmakta. Gerbert, sayı yazısını, Batı Arapları&#8217;ndan getirir. Araplardan, İspanya seyahati sırasında öğrendiği sanılmaktadır.</p>
<p>Gençliğinde itibaren, Hindistan&#8217;ın bir ucundan öbür ucuna yaptığı bir çok seyahatlerle, Hint dilini ve ilmini tam anlamıyla Öğrenen Gertert&#8217;in çağdaşı olan Beyruni&#8217;den o sıralarda, Hindistan&#8217;da yazılmış harf şekillerinin ve ilk rakam şekillerinin diğer memlekete geçince, değiştiğini öğreniyoruz, Beyruni, Araplar&#8217;ın, Hintliler&#8217;den en elverişli rakamları aldıklarını açıklar. Arapların birbirinden farklılık gösteren iki çeşit, Hint sayı yazısını kullandıklarını, Hârizmî de açıklar.</p>
<p>Hârizmî tarafından, 830 yılında yazılan eserin ilk kopyaları, Viyana Saray Kütüphanesinde bulunmaktadır. Bu elyazmaları (manüskri), 1143 tarihini taşımaktadır. Salen Manastırı&#8217;nda bulunan ikinci bir kopya ise, bugün Heilderburg&#8217;ta muhafaza edilmektedir. Avrupa, ilim dünyasında sunulan bu önemli belge ile, Araplar&#8217;ın, önce birler basamağından başlayarak, rakamları sağdan sola doğru yazıp okuduklarını, bu eserden öğrenir. Hârizmî&#8217;ye ait bu eserde; toplama ve çıkarma işlemlerine ait örnekler görülmektedir.</p>
<p>Brahmagupta&#8217;nın, Siddahta adlı eseri, 776 yılında, Saverus&#8217;tan 114 yıl sonra, Arapça&#8217;ya çevrilen bir eserinin içinde yer almıştır. Gerbert&#8217;ten yüz yıl sonra, Harezmi&#8217;nin Latince tercümesi, Orta İspanya yoluyla Batı&#8217;ya ulaşır. Bu tarihlerde, &#8220;Arap Sayı Yazısının&#8221;, ilim dünyasındaki zaferine çığır açan başka bir şahıs ile karşılaşıyoruz.</p>
<p>Pizza&#8217;lı Leonardo (1180 &#8211; ?) ; matematik bilgisinin, esaslarını bizzat, ilk kaynaklarından, yani Mısır&#8217;a yaptığı uzun süreli seyahatler sonucu elde etmiştir. Elde ettiği bilgileri de, Batı&#8217;ya öğretmiştir. Leonardo&#8217;nun babası, Cezayir sahillerinde ticaret işleri ile meşgul idi. İslam medeniyetinin etkinliğini gören, baba Leonardo, oğlunu yetiştirmek için yanına çağırır. Oğlu Leonardo Hint, yani Arap (İslam) rakamları ile hesap yapmaya hayran kalır. Hint hesap sistemlerinin, her türlü uygulamasını öğrenir. Bu arada, İskenderiye ve Şam kütüphanelerinde, eline geçirebildiği ilmi değeri olan eserleri de toplayıp, Avrupa&#8217;ya götürdüğü tarihi bir gerçek olarak bilinmektedir.<br />
<strong> SIFIR RAKAMININ KRONOLOJİK GELİŞİMİ</strong><br />
M.Ö. 3000 yılları: Eski Mısırlılar, onluk sistemi bilmediklerinden, sıfır anlamını ifade eden bir sembol (işaret) kullanmamışlardır.</p>
<p>• M.Ö. 700-500 yılları : Mezopotamyalılar, sadece astronomi metinlerinde, sıfır anlamına gelecek, özel bir işareti sürekli olarak kullanmışlardır.</p>
<p>• M.S. 2. yüzyıl : Eski Yunan&#8217;da, Batlamyos&#8217;un astronomi metinlerinde, Yunan alfabesinde görülen, içi boş anlamını ifade eden &#8220;0&#8243; şeklinde bir harf kullanmıslardır. Ancak, matematiklerinde, bu harfi (işareti) kullanmadıklarını, kaynaklar açık olarak belirtmektedir.</p>
<p>• M.S. 400 yılları : Eski Hint Dünyasında, ilk defa, bugünkü ifadeyle sıfır anlamına gelen, &#8220;0&#8243; ve &#8220;.&#8221; şeklinde işaret (sembol) görülmeye başlamıştır.</p>
<p>• M.S. 632 : Eski Hint alimi Brahmagupta&#8217;nin astronomi ile ilgili olan Siddhanta adlı eserinde, dokuz ayrı ve sıfır rakamı ile hesap yapmayı gösteren kaideler belirtilmiştir.</p>
<p>• M.S. 830 : İslam Dünyasının önde gelen matematik alimi Harezmi tarafından, dokuz ayrı rakam dahil sıfır rakamı ile birlikte aritmetik işlemlerin nasıl yapılacağı açık olarak gösterilmiştir.</p>
<p>• M.S. 1100 yılları : Avrupa matematik dünyasında, yaygın olarak kullanılmaya başlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/sifir-rakamin-tarihcesi-ilk-nerde-bulunmustur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>36</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyot Nedir? Nasıl Çalışır?</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/diyot-nedir-nasil-calisir.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/diyot-nedir-nasil-calisir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Diyot]]></category>
		<category><![CDATA[Diyot Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[PIV Voltajı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[Diyotlar yarı iletken elektronik devre elemanlarının temel yapı taşıdır. Bütün transistorler, lojik kapılar, entegreler diyotların birleşiminden imal edilmektedir. Diyot genel anlamda bir yönde akım geçiren, diğer yönde akım geçirmeyen elektronik devre elemanıdır. Kısacası üzerinden sadece tek yönde akım geçişine izin veren elemandır.
Diyotlar imal şekline bağlı olarak nokta temaslı diyotlar ve PN yüzey birleşmeli diyotlar olmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Diyotlar yarı iletken elektronik devre elemanlarının temel yapı taşıdır. Bütün transistorler, lojik kapılar, entegreler diyotların birleşiminden imal edilmektedir. Diyot genel anlamda bir yönde akım geçiren, diğer yönde akım geçirmeyen elektronik devre elemanıdır. Kısacası üzerinden sadece tek yönde akım geçişine izin veren elemandır.</p>
<p>Diyotlar imal şekline bağlı olarak nokta temaslı diyotlar ve PN yüzey birleşmeli diyotlar olmak üzere iki ana grupta toplanırlar. İlk olarak nokta temaslı diyot üretimi ile yarı iletken diyotlar ve ardından transistörler elektronik alanında kullanılmaya başlanmış ve bu andan itibaren elektronik alanında çok kısa zamanda çok hızlı gelişmeler yaşanmıştır.<span id="more-471"></span></p>
<p><strong>Diyotların Çalışma Mantığı</strong><br />
Teknolojinin gelişmesiyle PN yüzey birleşmeli (jonksiyonlu) diyotlar, ardından aynı teknikle transistörler, entegreler, çipler imal edilerek elektronik alanında akıllara durgunluk verecek derecede çok kısa sürede çok hızlı gelişmelerin meydana geldiği görülmüştür. Nokta temaslı diyotlar; düşük akım düşük sıcaklık ve güçlerde çalıştıklarından yerlerini daha iyi özellikleri olan PN yüzey birleşmeli diyotlara bırakmışlardır. Günümüzde nokta temaslı diyotların kullanım alanları çok sınırlıdır.</p>
<p>Diyot doğru polarize edilirse yani anoduna pozitif(+) katoduna negatif gerilim uygulanırsa iletken olur ve üzerinden, uygulanan gerilim miktarı ve oluşan ısı ile doğru orantılı olarak akım akmaya başlar.</p>
<p>İmal edilen her diyotun yapısına bağlı olarak uygulanabilecek maksimum doğru polarma gerilimi, çalışma sıcaklık bandı ve üzerinden geçebilecek akım miktarı imal edilence hazırlanan kataloglarda belirtilmiştir. Bu değerler kesinlikle aşılmamalıdır.<br />
<strong> </strong></p>
<p><strong>Diyot Katalog Kavramları</strong></p>
<p><strong>Is(Sızıntı Akımı):</strong> Diyot ters polarize edilirse yani anotuna(-) katotuna(+) gerilim uygulanırsa yalıtkan olur ve üzerinden akım geçişine izin vermez.ancak azınlık akım taşıyıcıları nedeniyle değeri çok küçük (µA kadar) ve ihmal edilebilir bir ters yön akımı akar.Bu akıma sızıntı akımı denir.</p>
<p><strong>PIV Voltajı:</strong> İmal edilen her diyotun yapısına bağlı olarak uygulanabilecek maksimum ters polarma gerilimi, çalışma sıcaklık bandı imal edilence hazırlanan kataloglarda belirtilmiştir. Bu değerler kesinlikle aşılmamalıdır.</p>
<p>Bu açıklamalardan sonra diyotun tanımını daha açık olarak şu şekilde yapabiliriz: Diyot doğru polarma edildiğinde üzerinden akım geçişine izin veren ters polarma edildiğinde üzerinden akım geçişine izin vermeyen elektronik devre elemanı olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>Diyotun ters polarma geriliminin artırılmasıyla bir değerden sonra iletime geçtiği noktaya diyotun ters yön devrilme noktası adı verilir. Bazı diyotlar (Zener diyot, foto diyot, varikap diyot ) ters yön devrilme noktasında çalıştırılır.</p>
<p><strong>DİYOT ÇEŞİTLERİ</strong></p>
<p>Diyotların kullanıldıkları devrenin özelliklerine göre davranış göstermesi beklenir. Bu nedenle diyotlar yapım tekniğine, yapısındaki malzeme türüne, kullanım alanlarına uygun olarak çeşitli olarak üretilmektedir.</p>
<p><strong>Diyotlar yapım tekniğine bağlı olarak ;</strong><br />
<strong>1-</strong>Nokta temaslı diyotlar<br />
<strong>2-</strong>Yüzey birleşmeli diyotlar olmak üzere iki gruba ayrılır.</p>
<p><strong>Diyotlar yapımında kullanılan malzemeye göre</strong><br />
<strong>1-</strong>Germenyum diyotlar,<br />
<strong>2-</strong>Silisyum diyotlar olmak üzere iki gruba ayrılır.</p>
<p><strong>Diyotlar kullanım alanlarına göre;</strong><br />
<strong>1_</strong>Kristal diyotlar,<br />
<strong>2_</strong>Zener diyotlar,<br />
<strong>3_</strong>Tunnel diyotlar,<br />
<strong>4_</strong> LED diyotlar,<br />
<strong>5-</strong> Varikap diyotlar,<br />
<strong>6_</strong>Foto Diyotlar,<br />
<strong>7_</strong>Gunn diyotlar,<br />
<strong>8_</strong>İmpatt diyotlar,<br />
<strong>9_</strong>Schottky diyotlar,<br />
<strong>10_</strong>PIN diyotlar gibi çok çeşitli şekilde isimlendirilirler.</p>
<p>Kaynak : bilgiustam.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/diyot-nedir-nasil-calisir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genlik, Frekans, Dalgaboyu ve Periyot Nedir?</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/genlik-frekans-dalgaboyu-ve-periyot-nedir.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/genlik-frekans-dalgaboyu-ve-periyot-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 23:14:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konusuz Konular]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgaboyu]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[Frekans]]></category>
		<category><![CDATA[Genlik]]></category>
		<category><![CDATA[Periyot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[Havada dahil olmak üzere tüm maddeler moleküllerden oluşur. Bir odada otururken etafınızı oksijen, nitrojen, karbondioksit ve şehir hayatının vazgeçilmezi karbonmonoksit yanınızda oturan kişinin ucuz kolonyasının molekülleri sarar. Bu moleküller odada serbest halde dolaşmaktadır. Bu moleküllerin arasındaki boşlukta havanın basınca bağlı olarak değişir. Hava basıncı da barometrik basıncın bir sonucudur. Yağmurlu bir günde alçak basınç altındasınızdır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Havada dahil olmak üzere tüm maddeler moleküllerden oluşur. Bir odada otururken etafınızı oksijen, nitrojen, karbondioksit ve şehir hayatının vazgeçilmezi karbonmonoksit yanınızda oturan kişinin ucuz kolonyasının molekülleri sarar. Bu moleküller odada serbest halde dolaşmaktadır. Bu moleküllerin arasındaki boşlukta havanın basınca bağlı olarak değişir. Hava basıncı da barometrik basıncın bir sonucudur. Yağmurlu bir günde alçak basınç altındasınızdır ve hava molekülleri de birbirinden uzaktır. Moleküller basınç değişimine hızla tepki verirler.<span id="more-464"></span></p>
<p>Geniş çaplı bir örnek olarak bir flütün nasıl ses çıkardığına bakalım. Basit olarak bu sadece üzerinde birkaç delik bulunan tüpten başka birşey değildir. Öndeki uç üflemek için vardır. Sondaki büyük açıklık ise dünyaya açılmasını sağlar. Bizim üflememiz sonucu tüpün içindeki hava basıncı değişecek, oluşan titreşimler ses çıkmasına sebep olacaktır. Diğer delikleri parmaklarımızla açıp kapatarak iç kısımdaki basıncın değişmesine sebep oluyoruz. Bu da değişik sesler çıkmasını sağlıyor.</p>
<p>Genlik<br />
Genlik kavramını incelemek için biraz basitleştirilmiş örnekler kullanalım. Diğelimki elinizde bir noktanın verilen zamandaki basıncını ölçebiliyor. Cihazı flütün ses çıkan kısmına yerleştirip birindan nota çalmasını isteyelim. Flütün iç basıncıyla orantılı olarak cihazdaki değerlerin sürekli değiştiğini görürsünüz. Eğer odada hiç ses yoksa, flüte hızla üflendiğinde ölçülen basınç değerine “Tepe Genlik” adı verilir. Genel olarak birimi “Pascal” (Pa)’ dır. Duyabileceğiniz en yüksek ses 20 Pascal, en düşük ise 20 micropaskal (20µPa)’dır.</p>
<p>Frekans<br />
Şu hava basıncını ölçen cihazımızı tekrar ele alalım. Ölçtüğünüz sonuçlar, eğer flütü çalan başarılıysa aynı notada aynı aralıkta değerler verecektir. Bu değerler bir saniyede kaç kez en yüksek ve en düşük değerine ulaştığını ölçün. Elde ettiğiniz sonuç duyduğunuz notanın frekansıdır. Birimi Hertz(Hz) olarak ölçülür.</p>
<p>Dalgaboyu<br />
Sesin bir frekansı olduğunu (1000Hz ya da saniyede 1000 dalga) daha önce incelemiş ve görmüştük. Sesin hızı ise 340m/s ‘dir. Şimdi elimizdeki bu verilerle dalganın havadaki boyunu hesaplayabiliriz. Flütümüzden çıkan 1000 dalganın ilki 1 saniye önce çıkan 1000 dalganın ilkinin 340m gerisinde. Bu durumda 340 metrelik mesafe içinde 1000 dalga bulunmaktadır. Her dalnın boyu ise 34 cm’dir. Öyleyse bunu şöyle ifade edebiliriz;</p>
<p>Periyot<br />
Frekansın 1 saniyede oluşan dalga boyu olduğunu biliyoruz. Peki 1 dalga ne kadar sürede oluşmaktadır. İşte bu süre periyot olarak adlandırılır.</p>
<p>T = /f</p>
<p>T peryodu, f frekansı ifade eder.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/genlik-frekans-dalgaboyu-ve-periyot-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
