<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnfoBilgi &#187; Coğrafya</title>
	<atom:link href="http://www.infobilgi.com/kategori/cografya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.infobilgi.com</link>
	<description>İnfoBilgi - Bilgi Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Feb 2010 20:27:47 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Rüzgar Nedir? Çeşitleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/ruzgar-nedir-cesitleri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/ruzgar-nedir-cesitleri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 22:15:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Ne, Nedir ?]]></category>
		<category><![CDATA[alize rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[batı rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[bora rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşitleri Nelerdir?]]></category>
		<category><![CDATA[devirli rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[föhn rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[fön rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[hamsin rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[hurricane]]></category>
		<category><![CDATA[keşişleme rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[kış muson rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[krivetz rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[kutup rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[meltem rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[mistral rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[Rüzgar Nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[Rüzgar Nedir? Çeşitleri Nelerdir?]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[samyeli rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[sirokko rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[tornado]]></category>
		<category><![CDATA[tropikal rüzgarlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaz muson rüzgarları]]></category>
		<category><![CDATA[yerel rüzgarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=2254</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek Basınç alanlarından alçak basınç alanlarına doğru olan, yatay yönlü hava hareketlerine rüzgar denir. Rüzgarların hızı anemometre adı verilen aletlerle ölçülür. Rüzgarların oluşmasının nedeni komşu iki yer arasındaki basınç farkıdır. İki yer arasındaki basınç eşitlenince rüzgar durur.
Rüzgar Çeşitleri
Rüzgarlar başlıca üç gruba ayrılır:

Sürekli rüzgarlar
Devirli (mevsimlik) rüzgarlar
Yerel rüzgarlar

1. Sürekli Rüzgarlar
Yıl boyunca aynı yönde esen rüzgarlardır. Diğer bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek Basınç alanlarından alçak basınç alanlarına doğru olan, yatay yönlü hava hareketlerine rüzgar denir. Rüzgarların hızı anemometre adı verilen aletlerle ölçülür. Rüzgarların oluşmasının nedeni komşu iki yer arasındaki basınç farkıdır. İki yer arasındaki basınç eşitlenince rüzgar durur.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Rüzgar Çeşitleri</strong></span></p>
<p><strong>Rüzgarlar başlıca üç gruba ayrılır:</strong></p>
<ol>
<li>Sürekli rüzgarlar</li>
<li>Devirli (mevsimlik) rüzgarlar</li>
<li>Yerel rüzgarlar</li>
</ol>
<p><strong>1. Sürekli Rüzgarlar</strong><br />
Yıl boyunca aynı yönde esen rüzgarlardır. Diğer bir deyişle daimi yüksek basınç alanlarından daimi alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgarlardır. Sürekli rüzgarlar; alizeler, batı rüzgarları ve kutup rüzgarları olmak üzere üçe ayrılır.<span id="more-2254"></span></p>
<p><strong>Sürekli Rüzgarların Özellikleri</strong></p>
<p>Sürekli aynı yönde eserler.<br />
Dünyanın günlük hareketinin etkisiyle hareket ettikleri yönün kuzey yarımkürede sağına, güney yarımkürede solna saparlar.<br />
Estikleri bölgeleriniklimini etkilerler.<br />
<strong>a) Alizeler</strong><br />
30° kuzey ve 30° güney paralelleri çevresindeki dinamik yüksek basınç kuşağından ekvatordaki alçak basınç kuşağına doğru yıl boyunca esen rüzgarlardır. Dünyanın günlük hareketine bağlı olarak kuzey yarımkürede kuzeydoğudan, güney yarımkürede güneydoğudan eserler. Alizeler, tropikal kuşaktaki karaların doğu kıyılarına yağış bırakır. Sıcak kuşaktaki okyanus akıntılarının oluşmasında ve yönlerinde etkilidir.</p>
<p><strong>b) Batı Rüzgarları</strong><br />
30° enlemlerindeki dinamik alçak basınç kuşaklarından 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç kuşaklarına doğru esen rüzgarlardır. Dünyanın ekseni etrafındaki hareketinin etkisiyle kuzey yarımkürede güneybatıdan, güney yarımkürede kuzeybatıdan eserler. Orta kuşak karalarının batı kıyılarına bol yağış bırakırlar. 60° enlemlerinde kutup rüzgarları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar. Orta kuşaktaki okyanus akıntılarını ve yönlerini etkilerler.</p>
<p><strong>c) Kutup Rüzgarları<br />
</strong>Kutuplardaki termik yüksek basınç alanlarından 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen soğuk rüzgarlardır.</p>
<p><strong>2. Mevsimlik Devirli Rüzgarlar (Musonlar)</strong><br />
Birbirine komşu olan büyük kara parçaları ile okyanusların yıl içerisindeki farklı oranda ısınma ve soğumalarına bağlı olarak oluşan basınç alanları arasında eserler.</p>
<p><strong>a) Yaz Musonu</strong><br />
Yaz mevsiminde çabuk ısınan Asya içlerinde alçak basınç alanı oluşur. Geç ısınan Hint okyanusu ise yüksek basınç alanı halindedir. Bu nedenle yaz musonları denizden karaya doğru eser. Mayıs-Ekim ayları arasında etkili olurlar. Yaz musonları deniz ve okyanuslardan kaynaklandıkları için bol nem taşır ve etkili olduğu yerlere bol yağış bırakırlar.</p>
<p><strong>b) Kış Musonu</strong><br />
Kış mevsiminde Asya’nın iç kısımları çok soğur ve burada güçlü bir yüksek basınç alanı oluşur. Güneyindeki Hint Okyanusu ile güneydoğusundaki Büyük Okyanus ise geç soğudukları için birer alçak basınç alanı halindedir. Bu basınç farklılığı, kış mevsiminde Asya içlerinden Hint ve Büyük Okyanus’a doğru esen rüzgarların oluşmasına neden olur. Bunlara kış musonları adı verilir.</p>
<p>Kış musonları karadan geldikleri için soğuk ve kurudurlar. Bu nedenle yağış getirmezler. Ancak okyanusu geçerken nem aldıkları için Asya’nın güneydoğusundaki adalara yağış bırakırlar.</p>
<p><strong>Görüldüğü Yerler</strong></p>
<p>Güney Asya ile Hint Okyanusu arasında<br />
Kuzey Amerika ile Meksika Körfezi arasında<br />
Batı Afrika ile Gine Körfezi arasında<br />
Doğu Afrika ile Hint okyanusu arasında<br />
Doğu Asya ile Büyük Okyanus’a bağlı denizler arasında</p>
<p><strong>3. Yerel Rüzgarlar</strong><br />
Bunların bir kısmı, genel hava dolaşımına bağlı rüzgarların yerel olarak bazı değişikliklere uğramasıyla oluşur. Bazıları da tamamen yöresel basınç farkları sonucunda oluşurlar.</p>
<p><strong>a) Meltemler (Günlük Devirli Rüzgarlar)</strong><br />
Birbirine yakın iki ayrı özellikteki alanın, gün içerisinde farklı derecede ısınıp soğumasına bağlı olarak oluşur ve gece ile gündüz arasında yön değiştirir.</p>
<p><strong>Kara ve Deniz Meltemleri<br />
</strong>Gündüz, karalar daha fazla ısınarak alçak basınç alanı oluşur. Denizler ise daha serin olduğu için yüksek basınç alanıdır. Bunun sonucunda denizden karaya doğru serin bir rüzgar eser. Buna deniz meltemi denir. Deniz melteminin ege kıyılarındaki adı İmbat’tır. Deniz meltemi yağış getirmez. Gece ise, karalar daha fazla soğur ve yüksek basınç alanı oluşur. Denizler daha sıcaktır ve basınç azdır. Bunun sonucunda da, karadan denize doğru rüzgar eser. Bu rüzgarlara kara meltemi denir.</p>
<p><strong>Dağ ve Vadi Meltemleri<br />
</strong>Yanyana bulunan bağlarla alçak düzlüklerin gün içinde farklı ısınma ve soğumalarına bağlı oalrak oluşur. Gündüz, dağ yamaçları vadilerden daha çok ısındığı için basınç azdır. Bu nedenle rüzgar, vadiden yamaç yukarı eser. Bu rüzgara vadi meltemi denir. Gece ise yamaçlar vadilere oranla fazla soğuduğu için rüzgar dağdan vadiye doğru eser. Bu rüzgara dağ veya yamaç meltemi denir.</p>
<p><strong>b) Sıcak Yerel Rüzgarlar</strong><br />
Bunlar geldikleri yerlere göre sıcak olan rüzgarlardır.</p>
<p><strong>Fön (Föhn) Rüzgarı</strong><br />
Bu rüzgar yamaç boyunca yükselen hava kütlesinin bir dağı aşarak diğer yamaçta alçalmasıyla oluşur. Yükselen hava her 100m’de 0,5°C soğur. Oysa dağın diğer yamacında alçalmaya başlayınca her 100m’de 1°C ısınır. Bunun nedeni kuru havanın alçalırken sürtünmenin de etkisiyle daha çok ısınmasıdır. İşte bu hava akımına fön rüzgarı denir. En tipik biçimiyle İsviçre Alpleri’nin kuzey yamaçlarında etkili olan Föhn rüzgarı Türkiye’de Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları’nda etkilidir. Etkili Olduğu Yerlerde;</p>
<p>Sıcaklığı ve buharlaşmayı artırır.<br />
Bitkilerin olgunlaşma ve hasat süresini kısaltır.<br />
Havanın nem açığını artırır.<br />
Yağış oluşumunu engeller.<br />
Kar erimelerine neden olur.<br />
Bağıl nemi azaltır.<br />
Havanın nem taşıma kapasitesini artırır.<br />
<strong>Sirokko</strong><br />
Büyük Sahra’dan kaynaklanan Cezayir ve Tunus üzerinden Akdeniz’e doğru esen sıcak ve kuru bir rüzgardır. Akdeniz’i geçerken nem alarak İspanya, Fransa ve İtalya’nın güney kıyılarına yağış bırakır.</p>
<p><strong>Hamsin</strong><br />
Afrika’nın kuzeyindeki kara içlerinden Libya ve Mısır’ın kıyıya yakın bölgelerine doğru eser. Sıcak, kuru ve bunaltıcıdır.</p>
<p><strong>Samyeli (Keşişleme)</strong><br />
Türkiye’nin güney bölgelerinde esen sıcak bir rüzgardır. Sıcak, kuru ve bunaltıcıdır. Özellikle yaz aylarında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde buharlaşmayı aşırı derecede artırarak kuraklığa neden olur.</p>
<p><strong>c) Soğuk Yerel Rüzgarlar</strong></p>
<p><strong>Bora</strong><br />
Dalmaçya kıyılarında, Dinar Alpleri’nden Adriya Denizi’ne doğru esen soğuk ve kuru rüzgarlardır. Hızları fazladır.</p>
<p><strong>Mistral<br />
</strong>Fransa’nın Rhone vadisini izleyerek Akdeniz’e doğru esen soğuk ve kuru rüzgardır.</p>
<p><strong>Krivetz</strong><br />
Romanya’da aşağı Tuna ovasından Karadeniz’e doğru esen soğuk ve kuru rüzgardır.</p>
<p><strong>d) Tropikal Rüzgarlar</strong><br />
Sıcak kuşakta, ani basınç farklarından kaynaklanan ve hızları saatte 100-150 km’ye kadar çıkabilen rüzgarlardır. Daha çok okyanuslar üzerinde oluşurlar. Sarmal hava hareketleri halinde olduklarından, genellikle hortumlara neden olurlar. Tropikal rüzgarlara, Asya kıyılarında Tayfun, Meksika Körfezi kıyılarında Hurricane, Afrika’nın bazı kesimlerinde ve Latin Amerika kıyılarında da Tornado adı verilir. Türkiye gibi denizler ve karalar arasında büyük basınç farkının oluşmadığı bölgelerde bu rüzgarlar etkili değildir.</p>
<p> </p>
<p>kaynak:bilgiustam</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/ruzgar-nedir-cesitleri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hidrolojik Döngü (Su Döngüsü)</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/hidrolojik-dongu-su-dongusu.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/hidrolojik-dongu-su-dongusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2009 16:08:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Buharlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrolojik Döngü]]></category>
		<category><![CDATA[su bilgimizi ölçelim]]></category>
		<category><![CDATA[Su Döngüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Toprağa geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[Yağış]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı suları]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğunlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzeyel akıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=2015</guid>
		<description><![CDATA[Bugün kullandığımız suyun milyonlarca yıldır dünyada bulunduğu ve miktarının çok fazla değişmediği doğrudur. Dünyada su hareket eder, formu değişir, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok olmaz. Buna Hidrolojik
Döngü (Su Döngüsü) denir.
Su döngüsünü oluşturan basamaklar

1- Yoğunlaşma (kondansasyon),
2- Yağış (precipitation),
3- Toprağa geçiş (Infiltration) ve yeraltı sularının oluşumu,
4- Yüzeyel akıntı (Runoff) ve yüzey suları ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün kullandığımız suyun milyonlarca yıldır dünyada bulunduğu ve miktarının çok fazla değişmediği doğrudur. Dünyada su hareket eder, formu değişir, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır, fakat gerçekte asla yok olmaz. Buna Hidrolojik<br />
Döngü (Su Döngüsü) denir.</p>
<p><strong>Su döngüsünü oluşturan basamaklar</strong></p>
<p><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/su-dongusunu-olusturan-basamaklar.jpg" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-2017" title="su-dongusunu-olusturan-basamaklar" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/su-dongusunu-olusturan-basamaklar.jpg" alt="su-dongusunu-olusturan-basamaklar" width="350" height="242" /></a><span id="more-2015"></span><br />
<strong>1-</strong> Yoğunlaşma (kondansasyon),<br />
<strong>2-</strong> Yağış (precipitation),<br />
<strong>3-</strong> Toprağa geçiş (Infiltration) ve yeraltı sularının oluşumu,<br />
<strong>4-</strong> Yüzeyel akıntı (Runoff) ve yüzey suları ile yeraltı sularının oluşumu,<br />
<strong>5-</strong> Buharlaşma (Evapotranspiration)<br />
Su buharı yoğunlaşarak bulutları oluşturur, koşullar uygun olduğunda yağış meydana gelir. Yağış şeklinde yeryüzüne düşen su, toprağa sızarak yeraltı sularına veya yüzeyel akıntı olarak okyanuslara, denizlere karışır. Yüzey sularının buharlaşmasıyla su atmosfere geri döner.</p>
<p><strong>Yoğunlaşma:</strong>Suyun buhar formundan sıvı formuna değişim sürecidir. Havadaki su buharı konveksiyon yardımıyla artar. Ilık-nemli hava yükselirken soğuk hava aşağı doğru hareket eder. Ilık hava yükseldikçe sıcaklığı azalıp enerjisini kaybettiğinden gaz halden sıvı veya katı (kar veya dolu) haline döner.<br />
Yoğunlaşmayı buzdolabından soğuk bir su şişesi aldığınızda ve oda ısısında bıraktığınızda şişe yüzeyinde açıkça görebilir, su şişesinin oda ısısında nasıl “terlediğini” rahatlıkla izleyebilirsiniz.<br />
<strong>Yağış:</strong> Yağmur, sulusepken kar, kar veya dolu olarak bulutlardan salınan sudur. Atmosferde yoğunlaştığı, atmosferik hava akımında kalmasının zorlaştığı durumda su buharından sonra yağış meydana gelir.</p>
<p><strong>Toprağa geçiş:</strong> Dünya yüzeyine erişen yağışların bir kısmı toprağa sızar (infiltrasyon) ve yeraltı sularını meydana getirirler.<br />
Toprağa sızan su miktarı, toprağın eğimi, bitkilerin tipi ve miktarı, toprağın su ile doygun olup olmamasına bağlı olarak değişir. Yüzeyde büyük yarıklar, delikler bulunması, toprağa su geçişini kolaylaştırır.</p>
<p><strong>Yüzeyel akıntı:</strong> Çok fazla yağış olduğunda, toprak suya doyar ve suyun fazlasını alamaz. Kalan su toprağın yüzeyinden akar (Runoff). Suyun toprağa emilemeyen kısmı yüzey suları olarak isimlendirilir. Yüzeyel sular kar ve buzların erimesiyle de oluşabilir.<br />
Yüzey suları çaylara, derelere ve nehirlere akar. Yüzey suları daima daha alçak noktalara doğru taşınır, dolayısıyla okyanuslara karışır.</p>
<p><strong>Yeraltı suları:</strong> Dünya yüzeyine erişen yağışların bir kısmı toprağa sızar (infiltrasyon) ve yeraltı sularını meydana getirir.<br />
Yeraltı sularının bir bölümü derinde kapalı bir su katmanına ulaşır ve kullanılabilmeleri için yeryüzüne özel bir yöntemle çıkarılmaları gerekir.<br />
Yeraltı sularının diğer bir bölümü ise basınç etkisiyle üst toprak katmanlarına doğru hareket eder ve yeryüzüne ulaşır. Bu sulara kaynak suyu denir.<br />
Yeraltı suyu toprak katmanlarından geçerken temas ettiği yüzeydeki mineral vb maddeleri de yapısına alır. Bu maddeler suyun yararlı bileşenlerini (demir, magnezyum vb) oluşturabileceği gibi arsenik, nitrat, tarım ilacı kalıntıları gibi zehirli maddeler de olabilir. Toprak sarsıntıları, yağmur ve eriyen kar suları, bu zehirli maddelerin suya karışma riskini artırır. Bu nedenle suyun bileşimindeki değişikliklerin sürekli izlenmesi ve güvenli hale getirilmesi için etkin filtrasyon yöntemleriyle arındırılması gereklidir.</p>
<p><strong>Buharlaşma:</strong> Bitkilerin nemlenmesiyle ve toprağın buharlaşmasıyla oluşan sudur. Evapotranspiration, atmosfere yeniden giren su buharıdır.<br />
Evapotranspiration, buhar olarak atmosfer içinde artmaya başlayan su moleküllerinin neden olduğu güneş enerjisinin suyu ısıttığı durumda oluşur.<br />
Görüldüğü gibi, gereksinmemiz olan suyun bize ulaşması için birçok oluşum gerçekleşmektedir. Ve bu oluşumlar daima iş başındadır. Uç örneklerde ise döngü farklı şekillerde gerçekleşir. Örneğin, Antartika donmuş olduğundan buharlaşma oluşmaz (buzlar sublimation adı verilen bir oluşumla doğrudan su buharına dönüşür). Yine örneğin, Sahra Çölü çok kurak olduğundan yağış olmaz (su, yere düşmeden buharlaşma oluşur). Ancak döngü hep sürer.<br />
İşte bu nedenle her gün içtiğimiz su, dinozorlar dünyayı dolaştığında da aynı döngü içerisinde dünyamızda dolaşmaktaydı.<br />
<strong>İNSAN VE SU</strong><br />
İnsan hiçbir şey yemeden haftalarca yaşayabilirken, su içmeden en fazla 1 hafta yaşayabilir. İnsan vücudunun yüzde 66&#8217;sı, insan beyninin yüzde 75&#8242;i sudur.<br />
<strong>CANLI VARLIKLAR VE SU</strong><br />
·Tavuğun yüzde 75’i, Karpuzun yüzde 95’i,<br />
·Filin yüzde 70’i, Ağacın yüzde 75’i sudur.<br />
·Portakalın yüzde 80’i,<br />
<strong>DÜNYADA TATLI SU</strong><br />
Canlı organizmaların yüzde 60-90&#8242;ı sudan oluşmaktadır. Canlılar için bu kadar önemli olan tatlı su doğada çok kısıtlı olarak bulunmaktadır. Yeryüzü su kaynaklarının yalnızca yüzde 1,5&#8242;i canlı organizmaların kullanabileceği tatlı sudur.<br />
<strong>DÜNYA VE SU</strong><br />
 Dünya yüzeyinin yüzde 80’i sudur.<br />
 Dünyadaki tüm suların yüzde 97’si deniz ve okyanuslardan oluşur.<br />
 Dünyadaki donmuş haldeki su oranı yüzde 2’dir.<br />
 Dünyadaki tüm suların sadece yüzde 1’i içilebilir niteliktedir.<br />
<strong>SANAYİ ÜRETİMİNDE SU KULLANIMI<br />
</strong> 1 Hamburger üretimi için 4 lt,<br />
 4 Adet otomobil lastiği üretimi için 7500 ton,<br />
 1 Otomobil üretmek için 150 ton,<br />
 1 Ton çelik üretmek için 240 ton,<br />
 1 Fıçı bira elde etmek için (arpanın yıkanmasından başlayıp bira haline getirilmesine kadar) 5600 lt,<br />
 1 Kutu meyve ya da sebze konservesi elde etmek için 35 lt,<br />
 1 Kg kumaş için (baskılı boya yapılıyorsa) 200 lt,<br />
 1 Kg kumaş için (baskısız boya yapılıyorsa ) 120 lt,<br />
 1 Satranç tahtası üretmek için 16 lt,<br />
 450 Gram plastik üretmek için 90 lt,<br />
 450 Gram pamuk ya da yün üretimi için 381 lt,<br />
 1 Varil ham petrolü rafine etmek için 7 ton su kullanılmaktadır.<br />
EV VE BİREYE GÖRE SU TÜKETİMİ<br />
 Bir insanın günlük su tüketimi: 190 lt<br />
 Bir evin yıllık su tüketimi: 400 bin lt</p>
<p>Bir evin günlük su tüketimi dağılımı;<br />
 Banyo için: 60-115 lt<br />
 Bulaşık için (makine kullanımı halinde): 110 lt<br />
 Bulaşık için (elle yıkama): 75 lt</p>
<p> Çamaşır makinesi: 110 lt<br />
 Tuvalet: 26 lt<br />
 Diş Fırçalama: 4 lt<br />
 İçme suyu: 4-8 lt<br />
<strong>SAĞLIKSIZ SULAR<br />
</strong>Dünyada halen 1.5 milyon insan su ihtiyacını son derece sağlıksız koşullarda tedarik ediyor.<br />
<strong>KİRLİLİK TEHDİT EDİYOR</strong><br />
Dünya nüfusunun yüzde 60’ı akarsu boylarında yaşıyor ve bu kaynakların birçoğu insanlar tarafından hızla kirletiliyor. Çevre uzmanlarına göre; sanayi atıklarının su kaynaklarına boşaltılması sonucu oluşan yoğun kirlenme, ileride içme suyu ihtiyacının karşılanmasında büyük sorunlar yaratacak.</p>
<p><strong>SU BİLGİMİZİ ÖLÇELİM</strong></p>
<p>1-İnsan vücudunun yaklaşık olarak yüzde kaçı sudur?<br />
A- %5-10<br />
B- %20-30<br />
C- %40-50<br />
D- %60-70<br />
E- Yukarıdakilerin hiçbiri</p>
<p>Toplam vücut ağırlığınızın %60-70&#8242;ini su oluşturmaktadır. Dahası, su kanınızın yaklaşık %90&#8242;ını, beyin ve kaslarınızın %75&#8242;ini, vücut yağının %25&#8242;ini ve kemiklerin de %22&#8217;sini oluşturur. Bu nedenle hiçbir şey yemeden birkaç hafta yaşayabilirken, su içmeden birkaç günden fazla yaşayamazsınız.<br />
<strong>Yaşam İçin Su</strong></p>
<p>Vücudun suya olan ihtiyacı, besine duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazladır. İnsan besinsiz 8 haftaya kadar yaşayabildiği halde su içmeksizin 1 haftadan daha fazla yaşayamaz. Yüzde 55 ile 75’i sudan oluşan vücudumuzdan günde, terleme, solunum benzeri aktivitelerle 2-3 litre su kaybederiz. Suyun yaşamsal önemini ortaya koyan vücuttaki fonksiyonları şöyle sıralanabilir:<br />
 Karbonhidrat, protein, vitamin, mineral gibi besin öğelerinin, vücudun en uç noktalarına kadar taşınarak, tüm hücrelerin beslenmesi ve yaşamını sürdürmesine olanak sağlamak.<br />
 Hücrelerde oluşan artık maddelerin böbreklere taşınıp, vücut dışına atılımına yardımcı olmak.<br />
 Bağırsaklarda biriken artık maddelerin, vücut dışına atılımına yardımcı olmak.<br />
 Eklemlerimizi kayganlaştırmak.<br />
 Gözlere, ağza, burna nemlilik sağlamak.<br />
 Derinin nemini kontrol etmek.<br />
 Kanımızın yeterli hacimde olmasını sağlamak.<br />
 Vücudumuzun ısısını düzenlemek.<br />
 Soğuk havalarda ısıyı izole etmek.<br />
 İlaç kullanıyorsak, ilacın gerekli yerlere taşınmasını sağlamak, ilaçtan oluşan artık maddelerin vücuttan atılımına yardımcı olmak.<br />
<strong>Güvenli su nedir?<br />
</strong>Güvenilir su zararlı bakteriler, zehirli materyaller ve kimyasalları içermeyen sudur.<br />
Lezzet, renk, koku ve sertlik derecesi suyun güvenilirliğini etkilemez.<br />
“Yüksek kaliteli su, politik sloganlardan, muhafazakarların rüyalarından daha fazla bir şeydir; yüksek kaliteli su, doğru miktarda, doğru yerde, doğru zamanda, sağlığımız, kendimizi yenilememiz ve ekonomik gelişme için zaruri olandır.”<br />
(Senatör Edmund S Muskie, ABD, 1 Mart 1966&#8242;da yaptığı konusmadan)<br />
WHO ve EPA&#8217;dan 2006&#8242;ya uzanan bir çalışma Dünya Sağlık Örgütü WHO ve ABD Çevre Koruma Kurumu EPA “WFP:Water For People 2002-2006 Strategic Plan, 2002-2006 İnsanlar İçin Su Stratejik Planı” diye bir çalışma içerisindeler. <a href="http://www.water4people.com/">http://www.water4people.com/</a> adresinde bu çalışmanın içeriği, görev ve planı şöyle özetleniyor:</p>
<p><strong>Gereklilik:</strong> Gelişen dünyada güvenli olmayan su tüketimi ile ilgili durumlar, yetersiz sağlık önlemleri ve düşük hijyen her gün çoğunluğunu çocukların oluşturduğu 6 bin ölümle sonuçlanmakta.<br />
<strong>Düşümüz:</strong> Bütün insanların güvenli içme suyuna ve yeterli sağlık önlemlerine ulaşabileceği bir dünya. Çocukların sudan kaynaklanan hastalıklardan zarar görmeyeceği ve bundan dolayı ölmeyeceği bir dünya.<br />
<strong>Görevimiz:</strong> Bütün dünyadaki yoksul insanların yaşam standartlarını sağlık önlemleri ve hijyen eğitim projeleri ile yükseltmek. Aynı standartları kaliteli içme suları ile desteklemek, bu anlamda yerel halka yardım etmek.<br />
<strong>Planımız:</strong> Ocak 2002’de başlamasına uygun görülmüş olan “Water For People 2002-2006 Strategic Plan”, gelecek için mavi bir ışık, bir umut sağlayacaktır. Biz sizi internet adresimizden planı okumaya çağırıyor ve yaşamın hediyesini, güvenli içme suyu ödülünü paylaşarak bize yardım etmenizi istiyoruz.</p>
<p><strong>ARAŞTIRMA</strong></p>
<p>Güvenli içme suyuna ulaşamama dünyada pek çok ülkenin sorunu. Pembe renkle belirtilen ülkelerde toplumun sadece %1-25’inin, kırmızı renkte olanlarda %26-50’sinin koyu kırmızı olanlarda %51-75’inin, siyah renkli olanlarda ise %76-100’ünün güvenli su kaynaklarına ulaşamadıkları belirlenmiştir.Türkiye’de ise su güvenliğinin değerlendirilmesi ve güvenli su kaynaklarına ulaşma konusunda geniş kapsamlı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/hidrolojik-dongu-su-dongusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Denize Hasret İki Ülke</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/denize-hasret-iki-ulke.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/denize-hasret-iki-ulke.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 17:56:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muzaffer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa ve Öz Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[İlginç Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[denize hasret iki ülke]]></category>
		<category><![CDATA[hangi ülkelerin kendisi ve komşuları dahil olmak üzere denize kıyısı yoktur?]]></category>
		<category><![CDATA[kendisi ve komşuları dahil denize kıyısı bulunmayan ülkeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=1445</guid>
		<description><![CDATA[Dünyadaki tüm ülkeler içinde, kendisinin ve tüm komşularının denize kıyısı olmayan sadece iki ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden biri Liechtestein’dır.Orta Avrupa’daki bu küçük devlete sınırı olan ve denize kıyısı bulunmayan devletler İsviçre ve Avusturya’dır. Bahsettiğimiz özelliğe sahip diğer ülke de Özbekistan’dır. Komşuları;Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan’dır ve denizleri yoktur.(Hazar göl kabul ediliyor).
Kaynak
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyadaki tüm ülkeler içinde, kendisinin ve tüm komşularının denize kıyısı olmayan sadece iki ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden biri Liechtestein’dır.Orta Avrupa’daki bu küçük devlete sınırı olan ve denize kıyısı bulunmayan devletler İsviçre ve Avusturya’dır. Bahsettiğimiz özelliğe sahip diğer ülke de Özbekistan’dır. Komşuları;Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan’dır ve denizleri yoktur.(Hazar göl kabul ediliyor).</p>
<p><a href="http://www.turkpaylasim.com/board/denize_hasret_iki_ulke-t30195.0.html" target="_blank">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/denize-hasret-iki-ulke.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Kirliliğinin Nedenleri</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/cevre-kirliliginin-nedenleri.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/cevre-kirliliginin-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2008 20:25:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Kirliliğinin Nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[Doğal kaynakların hoyratça kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[düzensiz şehirleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Endüstriyel]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Göçler]]></category>
		<category><![CDATA[gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[Hızlı nüfus artışı]]></category>
		<category><![CDATA[kağıt]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[kirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kömür]]></category>
		<category><![CDATA[OECD]]></category>
		<category><![CDATA[Plansız endüstrileşme]]></category>
		<category><![CDATA[Plansız kentleşme]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye nüfusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=740</guid>
		<description><![CDATA[
Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır. Çevre Kirliliğinin nedenleri aşağıda kısaca sıralanmıştır;
&#62;Hızlı nüfus [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/cevre-kirliligi.png"><img class="alignnone size-full wp-image-741 aligncenter" title="cevre-kirliligi" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/cevre-kirliligi.png" alt="" width="165" height="164" /></a></p>
<p>Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır. Çevre Kirliliğinin nedenleri aşağıda kısaca sıralanmıştır;<span id="more-740"></span><br />
&gt;Hızlı nüfus artışı,<br />
&gt;Plansız kentleşme,<br />
&gt;Plansız endüstrileşme<br />
&gt;Doğal kaynakların hoyratça kullanılması.</p>
<p>Son yıllarda teknoloji ve sanayinin hızla gelişmesi, çevre sorunlarının da artmasına sebep olmuştur. Artan nüfusla birlikte devreye giren altyapılar, faaliyete geçtikleri günde bile yetersiz kalmaktadır. Bu plansız endüstrileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar, verimi artırmak amacıyla tarımda kimyasal maddelerin bilinçsizce kullanılmasıyla birlikte, gerekli çevresel önlemler alınmadan ve arıtma tesisleri kurulmadan yoğun üretime geçen sanayi tesisleri, çevre kirliliğini tehlikeli boyutlara çıkarmıştır. Yapılan araştırmalar Dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin % 50 &#8217;sinin, son 35 yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Hızlı nüfus artışı, çevre sorunlarına önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış oranına sahiptir.</p>
<p>Birleşmiş milletlerin yaptığı nüfus tahminlerine göre, Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona yükselmesi beklenmektedir. Bu durum ülkemizin bugün olduğu kadar, gelecekte de çevre sorunları ile karşılaşacağının bir göstergesidir.</p>
<p><strong>Bunlarla birlikte çevre sorunlarının diğer kaynakları şunlardır:</strong></p>
<p><strong></strong><br />
1- Göçler ve düzensiz şehirleşme,<br />
2- Kişi başına kullanılan enerji, su, kağıt, kömür vb. artışı,<br />
3- Ormanların tahribi, yangınlar ve erozyon,<br />
4- Aşırı otlatma ve doğal bitki örtüsünün tahribi,<br />
5- Konutlardaki ve işyerlerindeki ısınmadan kaynaklanan (özellikle kalitesiz kömür kullanımı) hava kirliliği, 6- Motorlu araçlar ve deniz araçları,<br />
7- Maden, kireç, taş ve kum ocakları,<br />
8- Gübre ve zirai mücadele ilaçları,<br />
9- Atmosferik olaylar ve doğal afetler,<br />
10-Kanalizasyon sularının arıtılmaksızm alıcı ortamlara verilmesi ve sulamada kullanılması,<br />
11-Katı atıklar ve çöp<br />
12-Sulak alanların ve göllerin kurutulması<br />
13-Arazilerin yanlış kullanımı,<br />
14-Kaçak avlanma<br />
15-Televizyon<br />
bilgisayar ve röntgen; tomografi vb; tıbbi cihazların yaygınlaşması ile meydana gelen radyasyon<br />
16-Endüstriyel ve kentsel kaynaklı gürültü.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/cevre-kirliliginin-nedenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Termik Santraller, Petrol Rafinerileri, Nükleer Santraller, Hidroelektrik Santraller, Madencilik ve Çevreye Olan Etkileri-Zararları</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/termik-santraller-petrol-rafinerileri-nukleer-santraller-hidroelektrik-santraller-madencilik-ve-cevreye-olan-etkileri-zararlari.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/termik-santraller-petrol-rafinerileri-nukleer-santraller-hidroelektrik-santraller-madencilik-ve-cevreye-olan-etkileri-zararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 May 2008 12:13:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Amoco Cadiz]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Çevresel Sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[çevresel sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Exxon Valdez]]></category>
		<category><![CDATA[Gökova Termik Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[Hidroelektrik Santraller]]></category>
		<category><![CDATA[Madencilik]]></category>
		<category><![CDATA[Nükleer Santraller]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol Rafinerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Termik Santraller]]></category>
		<category><![CDATA[Yatağan Termik Santrali]]></category>
		<category><![CDATA[Yenilenebilir Enerji Kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=556</guid>
		<description><![CDATA[

Nüfus artışına paralel olarak insanların maden ve enerji kaynaklarına olan talebi artmıştır. Kaynakların kullanımının artması çevreye zarar vermektedir. Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların çevre kirlenmesindeki etkisi çok fazladır. Şimdi bu enerji kaynaklarının sebep oldukları çevre sorunlarına daha yakından bakalım;
Termik Santrallerin Çevreye Etkisi
Termik santrallerde soğutucu, buhar elde etme ve temizleme gibi amaçlarla kullanılan sular sıcaklık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/termik.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-554" title="termik" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/termik.jpg" alt="" width="339" height="425" /></a></p>
<p><span id="more-556"></span></p>
<p>Nüfus artışına paralel olarak insanların maden ve enerji kaynaklarına olan talebi artmıştır. Kaynakların kullanımının artması çevreye zarar vermektedir. Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların çevre kirlenmesindeki etkisi çok fazladır. Şimdi bu enerji kaynaklarının sebep oldukları çevre sorunlarına daha yakından bakalım;</p>
<p>Termik Santrallerin Çevreye Etkisi<br />
Termik santrallerde soğutucu, buhar elde etme ve temizleme gibi amaçlarla kullanılan sular sıcaklık dereceleri yükselmiş olarak torağa, yeraltı sularına, akarsulara ve denizlere boşaltılmaktadır. Suyun sıcaklığı yüksek olduğu için sularda yaşayan canlıları olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca akarsular ağır metallerle kirlenmektedir. Örneğin Muğla’da Çine ve Dipsiz çaylarının suları Yatağan Termik Santrali’nde soğutma suyu olarak kullanıldıktan sonra tekrar akarsuya boşaltılmaktadır. Tabi bu sırada kullanılan su çeşitli kimyasal maddelerle işlemden geçirilmektedir. Bu kimyasal maddeler suyla birlikte akarsuya karışmakta, özellikle demir ve sülfat bileşikleri başta olmak üzere bol miktarda ağır metallerle akarsu kirlenmektedir.</p>
<p>Linyit kullanılan termik santrallerde kömürün yanmasıyla bol miktarda kül oluşur. Bu küllerin içinde bulunan gazların bir kısmı havada kalarak asit yağmurlarına sebep olurlar. Yere ulaşan küller ise toprak yüzeyini ve bitkilerin üzerlerini kaplarlar.  Toprak yüzeyine yığılan küller yağışlarla yeraltına sızarak toprağın kalitesini belirleyici özelliklerinde bozulmalar meydana getirirler. Bencik Dağı, Sepetçi Dağı yamaçlarında 40 bin hektarlık alandaki ormanlar Yatağan Termik Santrali’nin sebep olduğu hava kirliliğinden dolayı zarar görmüştür. Termik santrallerin bacalarından çıkan dumanların içinde bol miktarda kükürtdioksit ve azotoksit gazları bulunmaktadır. Bu gazlar atmosferde yükselerek havadaki su damlacıklarıyla reaksiyona girerler ve asit yağmurlarına sebep olurlar. Asit yapmurları bitkilerin yeşil kısımlarını yakar. Yatağan Termik Santrali bu şekilde 400.000 dekarlık kızılçam ormanın ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Buna benzer bir durum Bey Dağları çevresinde de yaşanmıştır. Gökova Termik Santrali’nden çıkan gazlar 1800-1900m yükseklikte Bey Dağları’nı etkilemiştir. Çevredeki köylerde tarım ürünleri zarar görmüştür. Ayrıca termik santrallerde etrafa yayılan civa, gelişmeyi, öğrenme yeteneğini ve sinir sistemini olumsuz etkilemektedir.</p>
<p><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/gra.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-555" title="gra" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/gra.jpg" alt="" width="387" height="141" /></a></p>
<p>Petrol ve Çevre<br />
Petrol ve petrol ürünleri evlerin ısıtılmasından arabalarda ve uçaklarda yakıt olarak kullanılmasına, ilaç, boya, plastik, lastik yapımına kadar pek çok alanda kullanılmaktadır. Petrol taşınması, işlenmesi, aranması ve kullanılması sırasında çevreyi kirletmektedir. Petrol yakıt olarak kullanılırken de havayı kirletmektedir.</p>
<p>Kaza yapan petrol tankerlerinin denizlerin kirlenmesindeki payı oldukça fazladır. Denize dökülen petrol, denizi doğrudan kirletirken denizlerde yaşayan  canlılarda da hasara sebep olmaktadır. Tanker kazası sonucunda denize dökülen petrolün %16’sı suya karışır, %15′i buharlaşarak atmosfere karışır, %22’si biyolojik olarak çözünür, %3′ü açık denizde toplu olarak kalır, %15′i kıyıya vurur, %28′i ise su dibine iner.</p>
<p>16 Mart 1978′de Amoco Cadiz adlı Liberya bandralı petrol tankeri karaya oturmuş, Atlas okyanusunun doğu kıyılarında petrol kirliliğine neden olmuştur. 400km’den uzun kıyı şeridini etkileyen olayda 223 bin ton ham petrol denize dökülmüştir. Denize dökülen bu petrol okyanus ekosistemini bozmuştur. 24 Mart 1989 tarihinde Exxon Valdez adlı petrol tankeri Alaska Körfezi yakınlarında Prince William Sound açıklarındaki aysberglerden kurtulmak isterken kayalıklara çarpmış ve 306 bin varil ham petrol denize dökülmüştür. Çıkan fırtına petrolün güneye doğru yayılmasına sebep olmuş, kazanın 56. günü 870km uzaklıktaki kıyı şeritleri bile petrole bulanmıştır. Bir yıl içinde milyonlarca kuş yokolmuş, balık ve diğer canlıların ölmesine sebep olmuştur.</p>
<p>Nükleer Santrallerin Sebep Olduğu Çevresel Sorunlar<br />
Uranyum ve Toryum gibi maddelerin parçalanmasıyla elde edilen enerjinin büyükbir kısmı elektrik enerjisi olarak kullanılır. Nükleer santrallerden havaya zararlı gazlar bırakılmaz. Fakat nükleer atıklar yüksek oranda radyoaktiviteye sahipmadde içerirler. Bu sebeple radyoaktif atıkların yerin 1200m altına gömülmesi gerekir. Radyoaktif atıklar dış ortama geçtiklerinde çok büyük sorunlar oluştururlar. Ayrıca bu atıklar soğuduğunda camsı bir yapı oluştururlar. Çünkü cam suda çözünmediği için bu atıkların yeryüzüne çıkma ihtimalinin azalması için nükleer atıklar cam eriyiği ile karıştırılıp metal silindirlere boşaltılırlar. Kurşun, civa, arsenik gibi kimyasal atıklara kıyasla nükleer atıkların tehlikesi daha azdır. Nükleer santrallerde açığa çıkan enerjiden dolayı çok fazla ısınma olur. Santrallerin sürekli soğutulmaya ihtiyacı vardır bu nedenle akarsu veya göl yataklarına kurulur. Kullanılan sular tekrar geri verildiğinde çok ısınmış olur. Isınan bu sular akarsu, göl ve denizlerde yaşayan canlıların ölmesine neden olur.</p>
<p>Hidroelektrik Santrallerin Sebep Olduğu Çevresel Sorunlar<br />
Hidroelektrik santrallerin kurulması doğal çevreyi ve insanı etkilemektedir. Barajlar kurulurken birçok doğal güzellikler, tarihi ve kültürel değerler sular altında kalmakta, birçok bitki ve hayvan türü yokolmakta, yerleşim birimleri sular altında kaldığı için insanlar yer değiştirmek zorundadır. Baraj gölü aynı zamanda yüzeyinin yeniş olmasından dolayı buharlaşmayı arttırmaktadır. Artan buharlaşma sonucunda topraklardaki tuzlanma ve çoraklaşma artmaktadır. Su yüzeyinin geniş olmasının bir başka etkisi de sudaki mikropların ve parazitlerin artmasına neden olmasıdır.</p>
<p>Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Neden Olduğu Çevresel Sonuçlar<br />
Yenilenebilen enerji kaynaklarının çevreye yaptığı olumsuz etkiler fosil yakıtlara göre oldukça azdır. Örneğin rüzgar enerjisi için kurulan türbinlerin oluşturduğu sesten dolayı gürültüve görüntü girliliği yaşanmaktadır. Biyokütle enerjisinde çöp ve bazı atıkların yakılması sonucu ortaya çıkan maddeler hava kirliliği ve çevre kirliliğine neden olmaktadır.</p>
<p>Madenciliğin Çevre Kirliliğine Etkileri<br />
Maden çıkarılması için yapılan kazılar sonucunda çevre bozunmaları yaşanmaktadır. Arazi yapısı değiştiği için toprak yapısı, yeraltı ve yerüstü sularının drenaj sistemleri bozulmakta ve kirlenmektedir. Doğal bitki örtüsü ve toprağın verimli kısmı yok edilmekte bunun sonucunda toprakta zehirli maddeler birikmektedir. Maden ocaklarında açılan boşluklar doldurulup buralara hızlı büyüyen ağaç türleri dikilerek çevreye verilen zarar en aza indirilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/termik-santraller-petrol-rafinerileri-nukleer-santraller-hidroelektrik-santraller-madencilik-ve-cevreye-olan-etkileri-zararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyada Kullanılan Enerji Kaynakları</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/dunyada-kullanilan-enerji-kaynaklari.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/dunyada-kullanilan-enerji-kaynaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 19:11:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoenerji]]></category>
		<category><![CDATA[Dalga Enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyada Kullanılan Enerji Kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[enerji çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[enerji kaynakları]]></category>
		<category><![CDATA[Gel-Git Enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hidroelektrik Enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hidrojen Enerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[Jeotermal Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[Rüzgar Enerjisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=543</guid>
		<description><![CDATA[
Günümüzde dünya enerji üretiminde öncelikli kaynaklar petrol, doğlagaz ve kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarıdır. Özellikle doğalgazın çevreyi daha az kirletmesinden dolayı enerji üretimindeki payı gün geçtikçe artmaktadır. Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, dünyanın en çok kullanılan enerji kaynağı petroldür. İkinci sırada kullanımı gittikçe azalan maden kömürü ve üçündü sırada üretim ve tüketimi hızla artan doğalgaz bulunmaktadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/grafik.jpg"><img class="size-full wp-image-542 aligncenter" title="grafik" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/grafik.jpg" alt="" width="350" height="250" /></a></p>
<p style="text-align: left;"><span id="more-543"></span>Günümüzde dünya enerji üretiminde öncelikli kaynaklar petrol, doğlagaz ve kömür gibi yenilenemeyen enerji kaynaklarıdır. Özellikle doğalgazın çevreyi daha az kirletmesinden dolayı enerji üretimindeki payı gün geçtikçe artmaktadır. Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere, dünyanın en çok kullanılan enerji kaynağı petroldür. İkinci sırada kullanımı gittikçe azalan maden kömürü ve üçündü sırada üretim ve tüketimi hızla artan doğalgaz bulunmaktadır. Her dönem belirli bir enerji kaynağı önem kazanmıştır. Kömürün yerini zamanla petrol almış ve sonraki yıllarda doğalgaz önem kazanmıştır. Önümüzdeki yıllarda ise alternatif enerji kaynakları değer kazanacaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Günümüzde dünya üzerinde kullanılmakta olan alternatif enerji kaynakları ve kullanım oranları şöyledir;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/110.jpg"><img class="aligncenter" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/110.jpg" alt="" width="240" height="175" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Nükleer Enerji<br />
Nükleer enerji nükleer reaktörlerde atom çekirdeğinin parçalanması veya çekirdek kaynaşması esnasında açığa çıkan enerjidir. Nükleer yakıtlar ise uranyum ve toryumdur. Bu maddelerden çok yüksek oranlarda elektrik enerjisi üretilmektedir. Örnejin bir gram uranyumdan elde edilen enerji dört ton maden kömüründen elde edilen enerjiye denktir. Nükleer enerjide en büyük sorun radyasyon tehlikesidir. Günümüzde dünyada 31 ülkede 437 ünite ile elektrik üretimi nükleer santrallerden sağlanmaktadır. Nükleer enerji ilk olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de kullanılmıştır. 80 milyon nüfusa sahip olan Fransa’da 59 tane nükleer reaktör bulunmakta ve tüketilen elektriğin %73′ü nükleer enerjiden sağlanmaktadır. Nükleer enerji elektrik elde etmenin yanında tıpta ve sanayide kullanılan izotopların üretilmesinde, gemi ve denizaltının hareket ettirilmesinde kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">Güneş Enerjisi<br />
Temiz ve masrafsız bir enerji kaynağı olan güneşin en önemli özelliği bol ve sınırsız olmasıdır. Kullanımı giderek artan güneş enerjisinden önceleri ısı enerjisi olarak son yıllarda ise gelişen teknoloji ile beraber elektrik enerjisi olarak yararlanılmaktadır. Güneş panelleri ve fotovoltaik pillerle giderek azalan maliyetlerle elektrik enerjisi elde edilmektedir. Güneş enerjisiyle çalışan otomobiller yapılmıştır. Fakat bunlar genellikle tek kişilik ve çok sınırlı güce sahip araçlardır. Yapabildikleri hız 5km/h’i geçemediğinden günlük kullanımda yer edinemeyecek kadar verimsizdirler. Güneş enerjisiyle çalışan bir diğer şey de güneş ocağıdır. Yemek pişirme amaçlı olarak kullanılan güneş ocakları son derece kullanışlı araçlardır. Kırsal bölgelerin sosyoekonomik kalkınmasına destek olan, orman tahribatını önlemeye yardımcı olan güneş ocaklarıdır. Güneş enerjisinden sıcak su da elde edilmektedir. Örneğin Fransa ile İspanya arasındaki Pirene dağları üzerinde kurulu olan güneş kollektörlerinden 320 derece sıcaklık sağlanmaktadır. Aynı şekilde evlerin çatısına monte edilen güneş panellerinden sıcak suelde etmek de mümkündür ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Avustralya, Japonya, İsrail ve ABD güneş enerjisinden yararlanan ülkelerin başında gelmektedir. İsrail’de güneş enerjisiyle her yıl 300 bin ton petrole eşdeğer enerji sağlanmaktadır. Keşke bütün ülkeler güneş enerjisine bu kadar önem verse, yılda çok büyük miktarlarda fosil yakıt tasarrufu yapılabilmesi mümkün olur.
</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/3-wince.jpg"><img class="size-full wp-image-546 aligncenter" title="3-wince" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/3-wince.jpg" alt="" width="240" height="154" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Biyoenerji<br />
Doğal ürünlerden elde edilen enerjidir. Biyokütle enerjisi olarak adlandırılan bu enerji türü organik maddelerden elde edilen enerjidir. Bitki ve hayvan atıklarından yararlanma yöntemidir.
</p>
<p style="text-align: left;">Başlıca biyokütle kaynakları şunlardır;</p>
<p style="text-align: left;">Odun (çeşitli ağaçlar)<br />
Bazı yağlı tohumlu bitkiler (ayçiçeği, kolza, soya fasulyesi)<br />
Elyaf bitkileri (keten, kenevir, sorgum v.b)<br />
Karbonhidratlı bitkiler (patates, buğday, mısır, pancar v.b)<br />
Bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk v.b)<br />
Sanayi atıkları<br />
Hayvansal atıklar<br />
elde edilmektedir.Bazı organik bazlı atıkların oksiyensiz ortamdaki fermantasyonu (mayalanma) sonucu ortaya çıkan renksiz, kokusuz, mavi bir alevle yanan gazdır. Çin ve Hindistan’da biyogaz üretimi çok önemlidir. Çin’de hayvan ve insan atıklarının kullanıldığı yedi milyon biyogaz üretim ünitesi bulunmaktadır. Biyogaz enerjisi için bitkiler de kullanılmaktadır. Bitki atıkları arasında şeker kamışı, mısır, kauçuk ve kavak vardır. Bu bitkilerin atıklarındaki çürüme bazı yakıtların meydana gelmesine yol açar. Brezilya’ya mısır ve şeker kamışından alkol elde edilmekte, bu alkol da motor yakıtı olarak kullanılmakta ve %20 oranında da petrole katılabilmektedir. Almanya’nın Münih kentinde kurulan çöp santralinde saatte 70 ton çöp yakılarak büyük enerji. Bazı yağlı tohum bitkilerinden(kolza, aspir, ayçiçeği gibi) elde edilen yağların bir katalizör eşliğinde alkol ile reaksiyonu sonucu ortaya çıkan yakıt biyodizeldir. Kızartma yapları ve hayvansal yağlar da biyodizel hammaddesi olarak kullanılır.
</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/00215632-wince.jpg"><img class="size-full wp-image-547 aligncenter" title="00215632-wince" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/00215632-wince.jpg" alt="" width="240" height="188" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Hidrojen Enerjisi<br />
Hidrojen kolay ve güvenli olarak taşınabilen, her yerde kullanılabilen, tükenmeyen, temiz ve ekonomik bir yakıttır. Bu yüzden 21. yüzyıla damgasını vuracak en önemli enerji kaynağıdır. Atmosferde saf olarak bulunan hidrojen, oksijenle beraber reaksiyona girdiğinde su oluşmaktadır. Artan çevre sorunları ve fosil yakıtların tükenmeye başlaması gibi nedenler hidrojen yakıtını çok önemli bir duruma getirmiştir. Motor yakıtı olarak, sanayide, elektrik üretiminde ve konutları ısıtmada hidrojen enerjisi kullanılabilir. Gaz ve sıvı olarak depolanarak uzun mesafelere taşınabilmektedir.
</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/ruzgar-wince.jpg"><img class="size-full wp-image-548 aligncenter" title="ruzgar-wince" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/ruzgar-wince.jpg" alt="" width="240" height="156" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Rüzgar Enerjisi<br />
Temiz ve yenilenebilen bir enerji kaynağı olan rüzgardan eskiden yel değirmenleri sayesinde günümüzde ise modern türbinler yardımıyla elektrik elde edilmektedir. Yel değirmenleriyle elektrik elde etme ilk olarak 1890 yılında Danimarkalılar tarafından bulunmuştur. Rüzgar gücünden elektrik elde eden ülkelerin başında Almanya gelmektedir. Almanya dünya rüzgar enerjisi üretiminin %27’sine tek başına sahiptir. %25.5 ile ABD ikinci sırada, %14,7 ile Danimarka üçüncü sırada yer alır. Danimarka’da 4000′e yakın rüzgar türbini çalışmaktadır. Bir yılda elde edilen rüzgar enerjisinin iki milyar yüz milyon ton petrole eşdeğer olduğu hesaplanmıştır.
</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/jeotermal-enerji-izlanda-wince.jpg"><img class="size-full wp-image-549 aligncenter" title="jeotermal-enerji-izlanda-wince" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/jeotermal-enerji-izlanda-wince.jpg" alt="" width="240" height="159" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Jeotermal Enerji<br />
Yerkabuğunun derinliklerindeki ısının fay hatlarından sıcak su veya buhar olarak kendiliğinden ya da sondajlarla çıkartılmasıyla elde edilen enerjiye jeotermal enerji denir. Sıcak su kullanımı çok eskilere kadar gitmektedir. Fakat modern anlamda ilk olarak İtalyanlar jeotermal enerjiyi elde etmişlerdir. Dünya üzerindeki jeotermal enerji kapasitesinin 7000 Megawatt dolayında olduğu tahmin edilmektedir. 1790-1980 yılları arasında jeotermal enerji kullanımı 10 kat artmıştır. Fakat potansiyel daha fazladır. Japonya 270 MW’lık kapasiteye sahip olmasına rağmen bunun 69 MW’lık kısmını ancak kullanabilmektedir. Jeotermal enerjiden ısıtmada, endüstride, tarımda ve elektrik elde etmedeyararlanılmaktadır. İzlanda’da 1943 yılından beri konutlar jeotermal enerji ile ısıtılmaktadır. Ayrıca yollar ve kaldırımların ısıtılmasında da kullanılmaktadır. Yeni Zelanda’da kağıt ve kereste işletmelerinde, ABD’de sebze kurutma tesislerinde jeotermal enerji kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">Dalga Enerjisi<br />
Denizlerde rüzgarların etkisiyle oluşan dalgalardan enerji elde edilmektedir. Dalga enerjisi suya yerleştirilen tribünlerle veya dalgaların kıyıya çarptıkları yerlerde kullanılan merceklerle elde edilir. Bütün dünyada dalgalardan 200 milyon ton taşkömürünün vereceği enerjiyi karşılayacak enerji elde edilebilir. Okyanusların kıyı şeridi yaklaşık 100.000km’dir. Bu kıyı şeridinin ortalama potansiyel gücü 4 milyar kWh’yi bulmaktadır. Bu da dünyadaki bütün su gücünden 7 kat fazladır.</p>
<p style="text-align: left;">Hidroelektrik Enerjisi<br />
Hidroelektrik enerjinin kaynağı sudur. Akan suyun kinetik enerjisi türbinler ve jeneratörler sayesinde elektrik enerjisine dönüştürülür. Dünya elektrik üretiminin %17’si hidroelektrik enerjisi tarafından karşılanmaktadır.Hisroelektrik santraller termik santraller gibi çevreyi fazla kirletmezler. Fakat baraj yapılacak alanın sular altında kalmasıyla çevrede değişiklikler meydana gelmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Gel-Git Enerjisi<br />
Okyanuslardaki suyun alçak ve yüksek olduğu zamanlar arasındaki farktan doğan enerjidir. Gel-git enerjisi tesisi ilk olarak 1966 yılında Fransa’nın kuzeybatısında Rance Nehri’nin ağız kısmındaki haliçte inşa edilmiştir. Bu tesisten 240MWh elektrik üretilmektedir. Rusya’da 400, Çin’de 10, Kanada’da 18 MWh enerji üreten tesisler kurulmuştur. Hindistan’da ise proje aşamasında olan tesisler vardır.
</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/51.jpg"><img class="size-full wp-image-551 aligncenter" title="51" src="http://www.infobilgi.com/wp-content/51.jpg" alt="" width="445" height="330" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;">Kaynak : bilgiustam.com</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.infobilgi.com/wp-content/grafik.jpg"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/dunyada-kullanilan-enerji-kaynaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin Marina Haritası</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/turkiyenin-marina-haritasi.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/turkiyenin-marina-haritasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 May 2008 10:16:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[harita]]></category>
		<category><![CDATA[Marina]]></category>
		<category><![CDATA[Marina Haritası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin Marina Haritası]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiyede Marinalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=530</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde nerelerde marina var;
merak ediyorsanız işte size kapsamlı bir harita.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">Ülkemizde nerelerde marina var;</p>
<p style="text-align: center;">merak ediyorsanız işte size kapsamlı bir harita.<span id="more-530"></span></p>
<p style="text-align: center;"><img src="http://img145.imageshack.us/img145/9409/111445678798xk1.jpg" alt="" width="796" height="516" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/turkiyenin-marina-haritasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ozon Tabakasının Oluşumu</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/ozon-tabakasinin-olusumu.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/ozon-tabakasinin-olusumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 22:49:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zeynep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[karbondioksit]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[Ozon]]></category>
		<category><![CDATA[Ozon Tabakası]]></category>
		<category><![CDATA[Ozon Tabakasının Oluşumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=435</guid>
		<description><![CDATA[Yaşam ortaya çıkmadan önce, karbon dioksit, nitrojen ve diğer ağır gazlar, dünyanın manto tabakası ve yer kabuğu tarafından ortama bırakılıyordu. Bu gazlar dünyanın yerçekimi kuvveti sayesinde tutuldu ve zaman içinde bir atmosfer meydana geldi. Yerçekimi, metan(CH4), karbondioksit(CO2), amonyak (NH3), hidrojen(H2), azot(N2) ve su buharının(H2O) atmosferde birikmesine neden oldu. Zaman içinde dünya, su buharının yoğunlaşıp sıvı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşam ortaya çıkmadan önce, karbon dioksit, nitrojen ve diğer ağır gazlar, dünyanın manto tabakası ve yer kabuğu tarafından ortama bırakılıyordu. Bu gazlar dünyanın yerçekimi kuvveti sayesinde tutuldu ve zaman içinde bir atmosfer meydana geldi. Yerçekimi, metan(CH4), karbondioksit(CO2), amonyak (NH3), hidrojen(H2), azot(N2) ve su buharının(H2O) atmosferde birikmesine neden oldu. Zaman içinde dünya, su buharının yoğunlaşıp sıvı hale gelmesine olanak sağlayacak kadar soğudu. Bu durum beraberinde yağmurları ve kuvvetli kasırgaları getirdi. Sürekli yağan yağmur denizlerin oluşmasını sağladı. Şiddetli kasırgalar sırasında oluşan elektrik dünyanın yüzeyini etkiledi. Bu sırada atmosferde serbest halde hiç oksijen yoktu. Çünkü oksijen hidrojenle birleşip suyu, yer kabuğundaki başka elementlerle de birleşip demir oksitleri, silikatları, karbon dioksiti ve karbon monoksiti oluşturuyordu. Yaklaşık 2 milyar yıldan fazla bir süre boyunca oksijenin tamamı başka elementlere bağlanmış halde bulunuyordu.<span id="more-435"></span></p>
<p>İlk canlılar, atmosferde serbest oksijen bulunmadığı için sadece oksijensiz solunum yapan canlılardı. Anaerobik solunumdan sonra fotosentez evrimi gerçekleşti, yani fotosentez yapabilen canlılar ortaya çıktı. Bu canlılar su ve karbon dioksiti kullanarak glikoz ve oksijen üretmeye başladılar. Serbest oksijen böylece atmosferin stratosfer tabakasında birikmeye başladı. Morötesi ışınlar, bu tabakadaki oksijen moleküllerine(O2) çarparak bu moleküllerin iki oksijen atomuna (O + O) bölünmesi sebep oldu. Bu oksijen atomları da oksijen molekülleriyle birleşerek ozonu oluşturdular. (O + O2 › O3). İşte ozon tabakası dediğimiz katman bu şekilde oluşmuştur. Ayrıca bu tepkimeler günümüzde de aynı şekilde oluşmakta. Ozon tabakasının üstünde yeterince oksijen bulunmadığı için tabakanın kalınlığı sınırlı ve bu nedenle daha alt tabakalara morötesi ışınlar ulaşamıyor.</p>
<p>Kaynak : bilgiustam.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/ozon-tabakasinin-olusumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antarkika’da gizli yeraltı nehirleri</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/antarkika%e2%80%99da-gizli-yeralti-nehirleri.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/antarkika%e2%80%99da-gizli-yeralti-nehirleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 23:36:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Antarkika]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya ödevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli]]></category>
		<category><![CDATA[nehirleri]]></category>
		<category><![CDATA[yeraltı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/?p=374</guid>
		<description><![CDATA[İngiliz bilim adamları Antarktika’da buz kütlelerinin kilometrelerce altında bulunan göllerin birbirlerine nehirlerle bağlı olduğunu söylüyor.
Araştırmalarının sonuçlarını Nature dergisinde yayımlayan bilim adamları, bu gelişmeden sonra sondaj yapılarak bu göllerden örnek alınması planlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Araştırmacılara göre göllerin birbirine bağlı olması nedeniyle, birinde oluşabilecek kirlilik, diğer göllleri de etkileyebilir. Söz konusu göller milyonlarca yıllar öncesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz bilim adamları Antarktika’da buz kütlelerinin kilometrelerce altında bulunan göllerin birbirlerine nehirlerle bağlı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Araştırmalarının sonuçlarını Nature dergisinde yayımlayan bilim adamları, bu gelişmeden sonra sondaj yapılarak bu göllerden örnek alınması planlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>
<p>Araştırmacılara göre göllerin birbirine bağlı olması nedeniyle, birinde oluşabilecek kirlilik, diğer göllleri de etkileyebilir. Söz konusu göller milyonlarca yıllar öncesinin sırlarını barındıran “zaman kapsülleri” olarak görülüyor.<span id="more-374"></span></p>
<p>Diğer gezenler hakkında bilgi verebilir<br />
Bu göllerde yapılacak araştırmaların, buzlarla kaplı bir okyanus barındıran, Jüpiter’in uydusu Europa ve diğer gezegenlere de ışık tutabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Daha önce Antarktika kıtasının, aşırı soğuk olması nedeniyle burada donmamış göl ya da su birikintilerinin olabileceği düşünülmüyordu. Ancak 1960′lardan sonra güçlü radarla donatılmış uçaklar ve uydularla yapılan araştırmalar sonucunda kalın buz tabakasının altında göller bulunduğu tespit edildi.</p>
<p>Şimdiye kadar 150 gölün varlığı kanıtlandı. Önümüzdeki yıllarda binlerce gölün daha bulunabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Antarktika’daki en büyük su kütlesi olduğu düşünülen Vostok gölünün uzunluğu 250, genişliği 40 kilometre. Gölün derinliği ise 400 metre civarında. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA ile Rus Bilimler Akademisi, sondajla bu gölden su örneği almayı planlıyor.</p>
<p>Milyonlarca yıldır tamamen buzlarla kapalı olan göllerde eşsiz canlı türlerinin bulunduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><em>-</em>BBC<em>-</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/antarkika%e2%80%99da-gizli-yeralti-nehirleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Kirliliği ve Sonuçları&#8230;</title>
		<link>http://www.infobilgi.com/cevre-kirliligi-ve-sonuclari.html</link>
		<comments>http://www.infobilgi.com/cevre-kirliligi-ve-sonuclari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2008 01:08:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Veysel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[kirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[sonuç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.infobilgi.com/cevre-kirliligi-ve-sonuclari.html</guid>
		<description><![CDATA[Dünyadaki nüfus artışı, hızlı kentleşme, teknolojinin hızla ilerlemesi doğal kaynaklarımızı tehdit etmekte ve çevre kirlenmesine neden olmaktadır. İnsanların çevrelerinde yarattığı zararlı ve rahatsız edici bu tür olumsuz etkilerin tümü çevre kirliliğini oluşturur, insanların köylerden kasaba ve şehirlere göç etmesi; şehirlerde nüfusun hızla artmasına, yerleşim alanlarının daralmasına ve sonuçta da çevrenin kirlenmesine neden olur.
 
Çevre kirlenmesine neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="3">Dünyadaki nüfus artışı, hızlı kentleşme, teknolojinin hızla ilerlemesi doğal kaynaklarımızı tehdit etmekte ve çevre kirlenmesine neden olmaktadır. İnsanların çevrelerinde yarattığı zararlı ve rahatsız edici bu tür olumsuz etkilerin tümü çevre kirliliğini oluşturur, insanların köylerden kasaba ve şehirlere göç etmesi; şehirlerde nüfusun hızla artmasına, yerleşim alanlarının daralmasına ve sonuçta da çevrenin kirlenmesine neden olur.</font></p>
<p><span id="more-98"></span> <br />
<font size="3">Çevre kirlenmesine neden olan maddelere atık maddeler; kullanımı sonucunda artık madde oluşturan ürünlere kirletici; atıkların bırakıldığı ortama alıcı ortam denir. </font></p>
<p><font size="3">20 inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren insanlığı tehdit eden problemlerden birisi haline gelen çevre sorunları ve kirliliği, kökü çok eskilere uzanmasına rağmen kendisini sanayileşmenin sonucunda hissedilir hale getirmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Önceleri sadece kirlenme olarak algılanan ve uluslar arası boyut kazanmadan yöresellik özelliği taşıyan çevre sorunları, gün geçtikçe hızla çoğalmış, yöresellikten kurtulup tüm dünyanın sorunu olmuştur. Bir ülke sınırları içindeki kirletici unsurun ortaya çıkardığı zararlı duman ve gazlar, rüzgarın da etkisiyle başka ülkelere taşınarak, o ülke için de kirletici faktör olabilmiştir. Çevre sorunları ve kirliliği toplumsal hayatın bütün alanlarını kapsamış ve etkilemiştir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çevrenin Tanımı</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Çevrenin bilinen pek çok tanımı vardır. Toplum bilimcilerine göre çevre çok genel anlamıyla, insanların bir arada yaşamasının sonucu olarak oluşan insan kümesini yani toplumu dolaylı veya dolaysız olarak etkileyen şartlar bütünüdür.</font></p>
<p><font size="3">Sonuçta çevreyi; canlıların tüm sosyal, fiziksel, kimyasal ve biyolojik işlevlerini sürdürdükleri ortam olarak tanımlayabiliriz. Canlıların birbirleriyle olan bu ilişkilerini uyum içinde devam ettirmelerine de ‘’eko sistem’’ denir. Bu uyumun bozulması durumunda da ‘’çevre sorunları’’ ile karşı karşıya kalırız. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çevre Sorunlarının Sebepleri </font></font></strong></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Hızlı Nüfus Artışı</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Çevre sorunlarının ortaya çıkışında etkili olan en önemli faktörlerden birisi de nüfus artışıdır. Bu artış konutta, sağlık hizmetlerinde, besin ve enerji arzında iyileşme ve gelişme beklentilerini olanaksız kılmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Hızlı nüfus artışının neden olduğu sonuçlar nüfus ve doğal kaynaklar planlamasının uzun vadeli olarak düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu planlamanın sonucu olarak, nüfus ve aile planlaması, sağlık ve sosyal hizmetlerin bir dalı olarak gelişir. Doğum oranını düşürmek için planlama açısından yapılabilecek bazı şeyler vardır. Bunlar; bir miktar ekonomik kalkınma, gençlerin ve özellikle kadınların eğitimi, yaşlılara sosyal güvence sağlanması, sağlık hizmetleri ülkenin her noktasına ulaşan ve halkın kabul edebileceği cinsten doğum kontrolü hizmetleri olarak sıralanabilir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Şehirleşme-Kentleşme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kentlerin büyümesini üç faktör belirlemektedir. Göçler, doğal nüfus artışı, kırsal bölgenin (şehirleşme olmayan ) kentsel hale getirilmesi.Nüfusun büyük bir bölümünün köy ve kasabalardan ayrılarak şehirlerde yoğunlaşması, sanayileşme ile de bu gelişmenin hız kazanması, şehirlerin problem yumağı haline gelmesine neden olmuştur. Aşırı nüfus yoğunluğuna maruz kalan şehirlerin; suyu, havası kirlenmekte yetersiz duruma düşmektedir. Aşırı nüfus yoğunluğunun gecekondu bölgelerinin çoğalmasına, bütün bunların neticesinde sağlıksız çevre ortamının oluşmasına yol açtığı söylenebilir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Sanayileşme, Tehlikeli ve Katı Atıklar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Sanayileşme, şehirleşme ve buna bağlı sorunlarında kaynağını oluşturmaktadır. İnsan sanayileşmenin getirdiği teknolojik imkan ve yetenekler ile mevcut olan çevrede değişiklikler yaparken, yapay çevre yaratma çalışmalarına da hız vermiştir. Sanayileşme tarım topraklarının hızla yok olmasına neden olmaktadır. Peşinden sanayi ürünlerinin atıkları, bu ürünlerin tüketimi, üretimi su ve hava kirliliğini ortaya çıkarmıştır. Daha da kötüsü bu doğal kaynaklar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. </font></p>
<p><font size="3">Tehlikeli atıklar, son yıllarda ortaya çıkan bazı büyük olaylarla yer altı ve yüzeysel su kaynaklarının kirlenmesine neden olmuştur. Atık maddeler zaman zaman gizlice akarsulara ve denizlere atılmış, kanalizasyon sistemimize verilmiştir. Tarımsal zararlarla mücadele ilaçları genellikle dikkatsizce ve ölçüsüzce kullanılmakta, tamamen boşalmamış kaplar ortada bırakılmaktadır. Diğer taraftan, kullanılmış yağ ve evlerde kullanılan piller, ilaçlar ve diğer kimyasal maddeler gibi zararlı tüketim mallarının toplanması ve emniyetli biçimde ortadan kaldırılması için tesis yoktur. Katı atıklar evsel, ticari veya endüstriyel alanlardan oluşan; madencilik, tarımsal işlemler ve su arıtım ünitelerinin de dahil olduğu gruplardan kaynaklanan yarı-katı çamurları da içeren, hem ayrışabilen hem de ayrışma özelliği olmayan maddelerdir. Bunlar çöpler, her türlü pil ve batarya, ampuller, pas gidericiler, yağlar, her türlü ilaç, deodorant, sprey, tarım ve haşare ilaçları, metal parçaları, elektrik ve sıhhî tesisat malzemeleridir. </font><br />
<font size="3">Katı atıkların yok edilmesi hem sağlık hem de estetik nedenlerle zorunludur. Katı atıklar sinekleri, kemiricileri, hamam böceklerini ayrıca başıboş kedi, köpek gibi hayvanları çeker ve ayrışma sırasında pis koku oluşur. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Turizm</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Turizmin temel öğesi olan insan; hayatı boyunca doğal ve fiziksel çevre ile zorunlu ve sürekli bir ilişki içindedir. Bu ilişki insanoğlunun daha iyi ve sağlıklı yaşamasının ön koşuludur. Turizmin en önemli kaynak kullanım alanı doğal varlıklardır. Turizmin sağladığı ekonomik değerlere karşılık, turistik kentleşme, nüfus yoğunluğu, doğal çevrenin tahribi, çevre kirlenmesi gibi yarattığı sorunlarla ön plana çıkmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Turizmin hızlı ve plansız gelişmesi sonucu ortaya çıkan otel, motel bunlarla ilgili turistik binalar ve alanlar yörelerin betonlaşmasına çöplerin en az para karşılığıyla yok edilmesi kapsamında da doğal çevrenin kirletilmesine yol açmıştır. Turizmin çevreye olan olumsuz etkilerinden biri de, turistik gelişmenin belirli bölgelerde nüfus yoğunluğuna sebep olması; bölgenin arazi, su ve bitki örtüsü gibi ekolojik unsurlarının aşırı kullanılarak yörenin tahrip edilmesidir. Bu durum özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülmekte, telafisi olmayan doğal, fiziksel ve kültürel çevre sorunları yaratmaktadır. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Zihniyet</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Doğada bulunan her şeyi öğrenmeye çalışmak, keşfetmek, bunlardan faydalı olanları kendi istek ve arzuları dahilinde kullanmak insanın zihniyeti olmuştur. Böyle bir zihniyeti taşıyan insanoğlu alabildiğince sınırsız bir şekilde doğal çevreyi olumsuz olarak etkilemiştir. Bu etkilenme sanayileşmenin getirdiği kolaylıklar ve teknolojik yenilikler ile iyice yoğunlaşmıştır. Kendine yeni tarım alanları açarak daha çok üretmek, daha büyük toprağa sahip olmak isteyen insanoğlu ormanı yok etmek için önceleri balta sallamış, daha sonraları testere kullanarak biraz daha hızlanmış, teknolojinin ürünü ağaç kesme motorlarının ortaya çıkmasıyla sanki bir yok edici olmuştur. </font></p>
<p><font size="3">Bitmez, tükenmez olarak bilinen ve de parasız olarak kullanılan hava, toprak, su gibi unsurları üretimlerinde kullanan üretim süreci zihniyeti devam ettiği sürece, yarınların bitmesine az kalmıştır. Çevre sorunlarının ve kirliliğin özellikle insan kaynaklı sorunların temelinde zihniyet vardır. Bu noktada ÇEVRE EĞİTİMİ gündeme gelmektedir. Zihniyetin, çevre koruması olarak olumlu yöne kanalize edilmesi (yönlendirilmesi), eğitimle olabilecektir. Bu eğitim aynı zamanda da çevre psikolojisi de desteklenmelidir. Çevreyi fiziksel çevre ile sınırlandırmaktansa çevredeki sosyal, kurumsal ve kültürel faktörleri göz ardı etmemek gerekir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kamuya Açık Yer ve Kuruluşlar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Umumi Yerler: Toplumun yiyip, içmesine, yatıp kalkmasına, taranıp temizlenmesine, eğlenmesine, dinlenmesine mahsus (lokanta, gazino, kahvehane, han, otel, hamam, sinema, bar, dansing, tiyatro vb gibi) yerler ile açık ve kapalı eğlence yerleridir. </font></p>
<p><font size="3">Toplum bireylerinin çoğunluğunun yaralandığı bu yerler ve araçlar yeterli sağlık koşullarına sahip değilse oradan yararlanan kişilerin sağlıklarını tehlikeye düşürür. Bir takım bulaşıcı hastalık etkenlerinin toplumun diğer bireylerine taşınmasına yol açar. </font></p>
<p><font size="3">Yasalar buraların denetimini yerel yönetimler dahil ilgili kuruluşlara vermekle birlikte toplumun tüm bireyleri buraların sağlık düzeyinin denetlenmesi ve niteliğinin sürdürülmesi için katkıda bulunmak zorundadır. Otobüslerin içinin havalandırılması temizliğinin sağlanması, sigara içilmesi ile ilgili önlemler bu açıdan çok önemlidir. Ayrıca otogarlar, istasyonlar, sinemalar, Pazar yerleri, parklar,kamplar, festival ve fuarlar hava limanı milyonlarca kişinin yararlandığı birimler olarak çok büyük önem taşımaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">3.Çevre Sorunları</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">HAVA KİRLİLİĞİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Erişkin bir insan, günde 2,5 kg kadar su ve 1,5 kg kadar besin almasına karşılık 15 kg kadar hava alır. O halde, insanın dışarıdan aldığı maddeler arasında hava, miktar bakımından başta gelmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Bir insan açlığa 60 gün, susuzluğa 6 gün dayanabildiği halde havasızlığa 6 dakika dayanamaz.</font></p>
<p><font size="3">Barınak ve fabrika bacalarından çıkan dumanlar, otomobillerden çıkan eksoz gazları içinde bulunan ve canlılar için zararlı olan çeşitli maddelerin havaya karışması ve onun bileşimini bozması, 20. yüzyıl insanını hava kirliliği sorunu ile karşı karşıya bırakmıştır. Normal temiz bir hava içerisinde, % 78,9 hacim azot, % 20,95 hacim oksijen, %0,03 hacim karbondioksit, %0,93 hacim argon gazı bulunan fakat, duman toz tanecikleri, kükürt dioksit ve diğer gazlar bulunmayan ya da çok az bulunan hava demektir. Kirli hava ise fazla miktarda duman, kükürt di oksit, karbon mono oksit, azot oksit gibi gazları, ozon gibi oksidin maddeleri, kurşun, nikel gibi metalleri, lastik parçacıkları ve toz taneciklerini kapsayan ve fena kokan havadır. Diğer bir tanımla, hava kirliliği, atmosferde toz, gaz, duman, koku, su buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin insan ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verici miktara yükselmesi olarak ifade edilebilir.</font></p>
<p><font size="3">Metreküpü içinde 7 mikrogramdan fazla miktarda duman ve 100 – 150 mikrogramdan fazla SO2 gazı bulunması havanın kirliliği için bir ölçü olarak kabul edilmektedir. Özellikle duman ve SO2 gazının verilen bu miktarın üzerine çıkması, sağlık için zararlı bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Hava kirliliğini oluşturan başlıca kaynaklar, endüstri merkezlerinden çıkan kirli dumanlar ve gazlar, kalorifer ve soba bacalarından dağılan isler ve dumanlarla motorlu taşıtların eksozlarından çıkan karbonmonoksit, kurşun, azot oksit gibi kimyasal maddelerdir. Bunlardan birkaçını tanıyalım:</font><br />
<font size="3">Karbon monoksit (CO): Havadan biraz daha hafif, renksiz, kokusuz, zehirli bir gazdır. Yanma sürecinde yakıttaki karbonun eksik yanma sonucunda tümüyle karbondioksite yükseltgenmeyip bir bölümünün karbon monoksite dönüşmesiyle oluşur. Başlıca karbon monoksit kaynağı içten yanmalı motorlardır.</font><br />
<font size="3">Katı ya da sıvı maddelerin parçacıkları, kurum ya da is biçiminde gözle görülebilenlerden ancak elektron mikroskobuyla gözlenebilecek olanlara kadar değişen boyutlardadır. Çevreyi kirleten parçacıkların oluşumuna yol açan başlıca nedenler hareketsiz merkezlerde yakıt kullanımı ile sanayi etkinlikleridir; orman yangınları da küçük bir yüzde oluşturur.</font></p>
<p><font size="3">Kükürt oksitleri, kükürt içeren yakıtların yanmasıyla oluşan zehirli gazlardır. Her yıl açığa çıkan kükürt oksitlerin yaklaşık yüzde 60’ı kömürün yakılmasıyla oluşur. Kentsel bölgelerde yoğunlaşmış olan akaryakıt kullanımı ve kükürtten yararlanan sanayi tesisleri de kükürt oksitlerinin oluşumuna yol açan önemli kaynaklardır.</font></p>
<p><font size="3">Hidrokarbonlar da, karbon monoksit gibi eksik yanan yakıtlardan kaynaklanır. Ama karbon monoksidin tersine, atmosferde normal olarak bulundukları yoğunlukta zehirli değillerdir. Bununla birlikte, fotokimyasal sise yol açtıklarından kirliliğin artmasında önemli rol oynarlar. Havadaki hidro karbonlar genellikle, çöp fırınları gibi büyük tesislerde atık maddelerin yakılmasından, sanayide kullanılan çözücülerin buharlaşmasından ve odun ile kömürün yakılmasından kaynaklanır. Ama en önemli etken, buharlaşma yoluyla ve içten yanmalı motorların egzozundan havaya karışan benzindir. Bu yüzden havadaki hidrokarbonların yaklaşık yüzde 60’ı, çok sayıda motorlu taşıtın bulunduğu kentsel alanlarda yoğunlaşmıştır.</font></p>
<p><font size="3">Azot oksitleri, yakıtın çok yüksek sıcaklıkta yanmasıyla oluşur. Bu kirletici de gene motorlu taşıtlardan ve elektrik enerji santralleri ile sanayide kullanılan buhar kazanlarının yakım sistemlerinden kaynaklanır. Havada normal olarak eylemsiz halde bulunan azot, yanma sırasındaki yüksek sıcaklıkta oksijenle birleşir ve gaz halinde dışarı atıldığında çabuk soğursa, bu durumda kalır. Azot oksitleri, hidrokarbonlarla birleşerek fotokimyasal yükseltgenleri oluştururlar. Bu yükseltgenler de, havadaki katı ve sıvı parçacıklarla birleşerek hava kirliliğine yol açarlar. Fotokimyasal yükseltgen kirleticiler ozon, azot di oksit, aldehitler, akrolein ve peroksiaçillerdir.</font></p>
<p><font size="3">Kentsel bölgelerdeki hava kirliliğine yol açan bir başka önemli madde de kurşundur. Kurşun, sanayi tesislerinden, zararlı canlılarla mücadelede kullanılan kimyasal maddelerden, kömür ve çöp yakımından ve kurşunlu benzin kullanan otomobil motorlarından kaynaklanarak havaya karışır. Kirleticiler dışında, bazı doğal etkenler de hava kirlenmesine yol açar. Güneş ışığındaki morötesi ışınlar, hidrokarbonlarla birleşerek fotokimyasal sis oluştururlar ve bu da sıcaklık terslenmesi dönemlerinde atmosfer durgunluğuna neden olur. Bu olay, sıcaklığın, yer yüzünde troposferin (alt atmosfer) içlerine doğru arttığı durumlarda görülür; olaya terslenme denmesinin nedeni de normal olarak sıcaklığın yükseklikle birlikte azalmasıdır. Sıcaklık terslenmesi havanın yükselmesini engelleyerek kirletici içeren alt hava katmanının asılı halde kalmasına yol açar. Havada önemli bir yanal hareket gerçekleşmediği sürece kirlilik kalıcı olur. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İNSANA VE ÇEVREYE ETKİSİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Havada kirlenmeye yol açan maddelerin insanlar üzerinde çeşitli etkileri vardır. Havadan solunan karbon monoksit, kandaki oksijenin yerini alarak vücuttaki hücrelere taşınan oksijen miktarının azalmasına yol açar. Kentlerin havasında bulunduğu miktarıyla karbon monoksit, zihinsel yetilerin gerilemesine ve en sağlıklı insanlarda bile tepkilerin ağırlaşmasına neden olur; bu da kent yaşamında görülen kazalarda önemli bir etkendir. Ayrıca kansızlık, kalp yetersizliği ve kan hastalıkları ile kronik akciğer rahatsızlıkları bulunan kişilerin sağlık durumu üzerinde daha da olumsuz etkilerde bulunur.</font></p>
<p><font size="3">Kükürt oksitleri, solunum borusunu ve akciğer dokularını etkileyerek, solunum sisteminde geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir. Fotokimyasal yükseltgenler göz rahatsızlıklarına neden olur; ayrıca araştırmalar, azot oksitlerinin de insan sağlığına neden olduğunu, özellikle çocuklarda gribe karşı direnci azalttığını ortaya koymuştur.</font></p>
<p><font size="3">Başka pek çok kirletici de, etkileri doğrudan ya da kısa sürede gözlenememesine karşın, halk sağlığı konusundaki kaygıların giderek çoğalmasına neden olmaktadır. Araştırmalar, kentlerde yaşayan insanların vücudunda bulunan kurşun miktarının, vücudun kan üretimini olumsuz yönde etkileyecek oranda olduğunu göstermektedir. Ama çevrede bulunan kurşunun insan sağlığına doğrudan mı zararlı olduğu, yoksa asıl tehlikenin gelecekte besin zincirinde ortaya çıkacak bir kurşun yoğunlaşmasına mı yattığı tartışması sonuçlanmış değildir.</font></p>
<p><font size="3">Hava kirliliği, insanların yanı sıra bitki yaşamı, yapılar ve çeşitli eşyalar üzerinde de son derece zararlı etkilerde bulunmaktadır. Pek çok büyük kentin çevresindeki bitki örtüsü hava kirliliği nedeniyle büyük ölçüde yok olmuştur. Ayrıca kentlerde kükürtlü kömür ve akaryakıt kullanımı, buralardaki çelik ürünlerinin kırsal bölgelere oranla dört kat daha hızlı aşınmasına yol açmaktadır. Kükürt oksitleri de yapıların ve heykellerin aşınmasını hızlandırır; havadaki parçacıklar öteki kirleticilerin aşındırıcı etkisini arttırır; ozon ise, kauçuk ürünlerinin daha çabuk parçalanmasına yol açar.</font></p>
<p><font size="3">Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980’lerin ortalarında gündeme gelen bir başka önemli tehlike de, atmosferin ozon tabakasının incelmesidir. Havalandırma sistemlerinde, spreylerde, otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan kloroflorokarbon kökenli kimyasal yapılarda maddelerin yol açtığı delinme, kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Yeryüzüne ulaşan morötesi ışınların zararlı etkilerini azaltan ozon katmanının delinmesi, bazı uzmanlara göre 20 – 30 yıl içinde etkisini gösterecek, yeryüzünde 40 milyon dolayında insanın cilt kanseri olmasına ve yalnızca ABD’de yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne yol açacaktır. Bazı uzmanlar bu tahminlerde büyük yanılgı payının bulunduğunu öne sürmekle birlikte, ozon katmanının delinmesinin yeryüzü için büyük bir tehdit oluşturduğu üzerinde herkes aynı düşüncededir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">HAVA KİRLİLİĞİNİN SONUÇLARI (ASİT YAĞMURLARI)</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Asit yağmurları, kendilerini çeşitli ortam ve canlılar üzerinde belli eder.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ASİT YAĞMURLARIN TOPRAĞA ETKİSİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Asit yağmurları, toprağın kimyasal yapısı ve biyolojik koşulları üzerinde etkide bulunarak, bu topraklar üzerinde yetişen bitkilere zararlı olmaktadır.Toprağa erişen sülfürik asit, toprak çözeltisinin asitliğini yani aktif hidrojen iyonlarının yoğunluğunu arttırmaktadır. Miktarı artan hidrojen iyonları, toprağın koloidal kompleksleri olan kil mineralleri ve humus koloitleri tarafından tutulmakta olan başta Ca olmak üzere K, Mg ve Na gibi bitki besin elementlerinin yerine geçerek, bu elementlerin topraktan taban suyuna karışmak üzere yıkanmalarına neden olmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ASİT YAĞMURLARININ SULARA ETKİSİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Asit yağmurları, tatlı su göllerinde de asitliği arttırarak bu göllerde asitliğe duyarlı balık ve yumuşakçıların tür ve miktarının azalmasına etkili olmaktadır.Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan 100 bin gölden yaklaşık 20 bininde ya hiç balık kalmamış, ya da bu yönde olumsuz bir gelişme vardır.Halen birçok gölde aşırı asitliği gidermek üzere kalsiyum hidroksit püskürtülmektedir. İsveç’te bu amaçla her yıl 40 milyon dolar sarf edilmekte olduğu bilinmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ASİT YAĞMURLARIN YAPILARA ETKİSİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Asit yağmurları maruz kalan özellikle kireç taşları, mermerden inşa edilen tarihi yapılar ve anıtlar orijinal durumlarını hızla kaybetmektedirler.</font></p>
<p><font size="3">Asit yağmurların binalarda meydana getirdiği diğer bir zarar da, binalarda çatı örtüsü olarak kullanılan çinko gibi metal levhalarda görülen yıpranmalardır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ASİT YAĞMURLARIN BİTKİLERE ETKİSİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kükürt di oksit ve azot oksitler, stomlar yoluyla ibre ve yaprak dokularına girmekte, özellikle SO2 bir yönden oksijen alımını önlemekte, diğer yönden de bünyede H2SO4’e dönüşerek parçalama, yakma ya da kemirme etkisi yapmaktadır. Kükürt dioksitin yaprak ve ibrelerde oluşturduğu sülfürik asidin sünger mezofil hücreleri içerisinde bulunan kloroplastlardaki magnezyumu giderek kuruttuğu, klorofili ve plazmayı tahrip ettiği, dolayısıyla özümlemeyi engellediği, bunların sonuçta ölüme neden olduğu bilinmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ASİT YAĞMURLARIN İNSAN SAĞLIĞINA ETKİSİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Asit yağmurları insan sağlığına olan etkileri kendini dolaylı şekilde belli eder. Asitleşen topraklardan kaynaklanan asitliği yükselmiş olan sular, mide asiditesini arttırarak mide ülserine neden olmakta, ayrıca asit yağmurlar topraktaki iyodu eriterek o topraklarda yetişen sebze ve meyvelerin ve içilen suların iyot miktarlarının düşmesini sonuçlandırarak bunları kullanan insanlarda troid bezi rahatsızlıkları (guatr) hastalığına neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Asit yağmurlar, gazlar ve birlikte bulunan toksit metal iyonları ile insanlar ve hayvanlarda da zararlı olmaktadır. Havada dolaşan kuru kirleticiler be bunlar arasında sülfatlar, üst solunum yolu hastalıklarından kronik bronşit, astım ve anfizeme neden olmaktadır. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ÇEŞİTLİ GAZLARIN İNSAN VE ÇEVRESİNE ETKİLERİ</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Hava, yaşamın temel öğesi olduğuna göre, havadaki kirliliğin insan sağlığı yönünden önemi açıktır.</font><br />
<font size="3">Havanın taşıdığı karbon parçacıkları, ozon, karbon monoksit, kükürt dioksit, doymamış hidrokarbonlar, aldehitler ile kanserojen maddeler gibi kirleticiler insanların solunum yollarını etkileyerek normal mekanizmasını bozar; bronşlarda iltihaplara ve daralmalara neden olur. Bu değişmeler sonunda da, kronik bronşit ve anfizem meydana gelir. Araştırmalar akciğer kanserinin meydana gelmesinde ve artmasında da hava kirliliğinin önemli bir neden olduğunu göstermektedir. </font></p>
<p><font size="3">Gaz ve buharlar içinde en tehlikelisi olan kükürt dioksit bilindiği gibi ev ve endüstri bacalarından ve bunlara oranla daha az olarak motorlu taşıtların egsozlarından havaya karışır.</font></p>
<p><font size="3">Yapılan araştırmaların sonucuna göre, kükürt dioksitin bronşitten dolayı ölümleri arttırmakta olduğu saptanmış, atmosferde SO2 miktarının arttığı sisli havalarda kronik bronşitli bazı hastalarda nefes darlığının şiddetlendiği gözlenmiştir. Ayrıca kirlilik derecesinin yüksek olduğu zamanlarda bazı hastalıklara tutulmuş kişilerde ölümlerin bir hayli arttığı görülmüştür.</font></p>
<p><font size="3">Ozon gazı, ara madde olarak oluşur. Ozon, gözlerde ve bronşlarda iltihaplanma, akciğerlerde ödem yapar. Bazı durumlarda bellek zayıflığı yaptığı söylenmektedir. Milyonda bir kısım, göz ve akciğerlerde iltihaplanmaya neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Nitrojen oksitler, SO2 gazından sonra en önemli hava kirleticisidirler. Kimyasal maddelerin yapılması sırasında özellikle nitrik ve sülfürik asit ve naylon fabrikalarından, benzin, yağ, doğal gazların ve mazot yanması sonucu ve yine çeşitli petrol arıtma işlemlerinden sonra açığa çıkmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Dumanla ve sağlık arasında çok sıkı bir ilişki bulunduğunu herkes bilir. Duman, özellikle sisle birlikte bulunacak olursa havada bulunan SO2 ile birlikte aerosol halinde hızla yayılmakta, sonuç olarak kısa veya uzun süreli dönemlerde duygulu olma haline, cinsiyete göre değişmek üzere özellikle bebek, çocuk ve yaşlı insanlarda, kalp, damar ve solunum yolu hastalıklarına yakalanmış olanlarda etkisini göstermektedir. Duruma göre farenjit, larenjit, solunum güçlükleri, bronşit, kronik bronşit, astım ve anfizem meydana gelmektedir. Bu hastalıklara tutulmuş olanlarda hastalığın şiddeti artmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Duman, güneşin özellikle ültraviyole ışınlarının yere inmesine engel olur. Bu şekilde havada bulunan mikrop ve virüslerin canlı kaldığı hatta antibiyotiklere karşı direnç kazanacak şekilde fizyolojik değişikliklere uğradıkları bilinmektedir. Bunun sonucu olarak çocuklarda raşitizm artmakta, kanda hemoglobin değeri ile birlikte renk indeksi ve B1 vitamini azalmakta, alkali fosfatlarda yükselme ve proteinlerde değişme kemikleşmede gerileme görülmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Günümüzde kanserin oluşmasının nedeni kesinlik kazanmamış olmakla beraber, bazı etmenler vardır ki, bunları ortaya çıkarıcı ve kolaylaştırıcıdır. Bunlara, kanserojen maddeler denir. Kanserojen maddeler, insanların günlük yaşamını tehdit eder duruma gelmiştir. Kanser oluşmasında, kimyasal kanserojenler yüzde 80 oranında olup, yüksek düzeydedir. Bunların büyük bir kısmı çevremizden, hava, besinler ve içecekler yoluyla vücuda alınmaktadır. Özellikle havadan alınan bu kanserojen maddeler şu şekilde sıralanabilir: İs, katran, zift, asfalt, parafin gibi maddeler.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">HAYVAN VE BİTKİLERE ETKİLERİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">İnsanlarda görülen hava kirliliği etkilerine, bir ölçüde hayvanlar da rastlamaktadır. İnsanlar ve hayvanlar dışında bitkilerde hava kirliliğinin etkileri ile karşı karşıyadırlar.</font></p>
<p><font size="3">Daha önce de işaret edildiği gibi, hava kirliliğini oluşturan gazlardan bazıları, özellikle SO2 gazı, bitkilerde fotosentez olayını yavaşlatmakta, bitkilerde oksidasyon işlemine engel olmakta, kloroplastlardaki magnezyumu kurutmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Flüoritler, bitkiler üzerinde toplanarak bunları kısmen kurutmakta, Aldehitler, bitkilerde yaprakların stomaları etrafındaki hücrelerde tahribata neden olmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Ozon gazı, bitkiler üzerinde zehirli alanlar oluşturmakta, ağaçların zamanından öce yaprak dökmesine yol açmakta ve özellikle genç bitkileri etkilemektedir.</font></p>
<p><font size="3">Tüm bu olumsuz etkiler, özellikle kültür bitkilerinde bir ölçüde ürün azalmasına, geniş alanlar kaplayan orman vejetasyonunun kurumasına neden olmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İKLİME ETKİLERİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Hava kirliliğinin değiştirdiği atmosfer koşulları, iklimi de etkilemektedir. Genel olarak, kentlerdeki ısı ortalamalarının kırsal alanlardan daha fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca, meteorolojik ölçmeler, hava kirliliğinin arttığı, büyük kentlerde rüzgar hızının da düştüğünü göstermektedir. Rüzgarın ısıyı ve nemi etkilemesi nedeniyle, bu hız azalmasının önemi çok büyüktür. Hava kirliliği, ayrıca, büyük kentlerin yağış miktarlarının da artmasına neden olmaktadır. Havayı ısıtan enerji sonucu, mikroskobik maddelerin çokluğu bulutların oluşmasını kolaylaştırdığından yağışlar artmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Diğer yönden hava kirliliği sonucu kentlerin üstünde oluşan tabaka, ültraviyole ışınlarının da önemli derece kaybına yol açmakta, bu ise gün ışığının azalması sonucu doğmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">SU KİRLİLİĞİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Su, tüm canlıların yaşam koşullarını belirleyen temel öğelerdendir. Dünyanın 3/4&#8242;ünün sularla kaplı olduğu, tüm canlı yaşamın ağırlığının ortalama % 75&#8242;inin sudan oluştuğu bilinmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Yeryüzündeki suları yüzeysel ve yeraltı suları olarak kümelendirmek olanaklıdır. Yeryüzündeki yüzeysel suların 97.6&#8217;sı 4 tuzlu sulardır. Tatlı suların büyük bir kısmını kutuplardaki buzullar oluşturmaktadır. Yapılan tahminlere göre, insanların kullanabileceği su miktarının 350.000 km3&#8242;ü yüzeysel sulardan, yeraltı sularından ve 13.000 km3&#8242;ü atmosferik sudan meydana gelmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Su Kirliliği ve Denetimi</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Su Kirliliğinin Tanımı</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Uygarlığın gelişmesiyle birlikte, insanın suyun doğal dolanımına (hidrolojik devre) yaptığı müdahaleler artmış, giderek su kaynaklan sürekliliğini etkileyecek boyutlara ulaşmıştır Bir başka anlatımla, su kaynaklarının kullanılmasını bozacak ölçüde, organik, inorganik, biyolojik ve radyoaktif maddelerin suya karışmasına su kirliliği denir. Çevre Terimleri Sözlüğü su kirliliğini, &#8220;suyun yararlı kullanımını etkileyecek miktarlarda kimyasal, fiziksel ya da biyolojik maddelerin katılmasıyla kalitesinin bozulması&#8221; olarak tanımlamaktadır. Bu tanım göstermektedir ki; en uygun su kirliliği tanımı suyun kullanma amacına göre yapılanıdır. Kullanma amacına göre su kirliliği, suyun doğal yapısının, kullanma amacının dışına çıkacak biçimde bozulmasıdır. Örneğin içme suyu amacı ile kullanılamayacak kadar kirli bir su, sulama amacı ile kullanmak için kirli olmayabilir. Su, doğal durumunda pek çok çözünmüş madde, parçacık, canlı organizma içerir. Evlerde ve sanayide kullanılan suya çeşitli kimyasal maddeler de katılmıştır. Sulara karışan atıklar, çok çeşitlilik gösterse de, başlıca inorganik bileşenleri sodyum, potasyum, amonyum, kalsiyum, magnezyum, klorür, nitrat, bikarbonat, sülfat ve fosfattır. Zararlı organik bileşenler ise çok çeşitlidir ve tümü bilinmemektedir; buna karşılık belirlenmiş olanları, böcek ilaçları, deterjanlar,fenollü maddeler ve karboksilli asitlerdir. Kirlilik uzun vadede, sudaki canlıların yaşamında ve dağılımında değişikliğe yol açar.; bazı balıkların sayısı azalırken, kirleticilere dirençli başka canlılar sayıca artış gösterir. Su kirliliği ayrıca, göllerin yaşlanmasına ve kurumasına yol açan ötrofikasyonu hızlandırır. Böylece suyun çeşitli amaçlarla insanlar tarafından kullanılması da kısıtlanmış olur. Sanayi atıklarının, böcek ilaçlarının ve öteki zehirli madde atıklarının sudaki çözünmüş oksijeni tüketmesi, balıkların kitle halinde ölmesine neden olur. </font><br />
<font size="3">Organik ve ısıl atıklar gibi çeşitli kirleticilerin zararlı etkileri doğal süreçlerle ortadan kalkabilir ya da azalabilir. Sulardaki organik atıkların başlıca kaynağı kentlerdeki kanalizasyon sistemleridir. Suda çok büyük miktarlarda yoğunlaşmadıkları sürece bu maddeler, bakteriler ve öteki organizmalar tarafından kararlı inorganik maddelere dönüştürülebilir. Bu kendi kendini arıtma süreci sudaki oksijenin yardımıyla gerçekleşir. Ama eğer organik madde miktarı çok fazlaysa, yeterli oksijen olmadan arıtım kötü kokulara yol açabilir.</font></p>
<p><font size="3">Suda çözünen tuzlar, gazlar ve parçacık durumundaki maddeler ise bu yolla arıtılamaz. Ayrıca, sanayiden kaynaklanan bu atıklarda kadmiyum, cıva ve kurşun gibi zehirli metaller vardır. Bu maddelerin ne ölçüde zararlı olduğu bilinmemekle birlikte, büyük miktarda cıva içeren sulardan avlanan balık ve benzeri ürünleri yiyen kişilerde ölüm olayına ve sinir sisteminde kalıcı bozukluklara çok rastlanmıştır. Ayrıca sudaki asılı parçacıklar, öteki maddeleri soğurarak bakteri gelişiminde ve başta DDT gibi böcek öldürücüler olmak üzere pek çok zararlı maddenin dip çamurlarında çökelmesine neden olur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Su Kirliliğinin Denetimi</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Su kirliliğinin denetimi, kirliliğin önlenmesi ve kalitenin yükseltilmesi amacı ile yapılacak tüzel, yönetsel ve teknik düzenlemelere bağlıdır. Konuya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde belirlenen standartlara uygunluk, yetkili bulunan kuruluşlar tarafından denetlenir. Su kirliliğine ilişkin olarak önlemler uluslararası ve ulusal düzeylerde olmak üzere iki kümede toplanmaktadır. Temel düzenlemelere konu olan ; denizler ve kıta içi sular için ortak düzenlemeler, deniz kirliliğine ilişkin düzenlemeler, kıta içi sularla ilgili düzenlemeler başlıkları altında toplanmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Denizler ve Kıta İçi Sular İçin Ortak Düzenlemeler</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Denizlerin ve kıta içi suların ortak düzenlemeye bağlanmasının nedeni bazı suların kalitesine ilişkin nesnel belirlemelerin yapılması, kirlenmeyle ilgili kişi, kurum ve kuruluşların saptanan yetki ve sorumlulukların açıklanmasıdır. Bu düzenlemeler şöyle kümelendirilebilir:</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Nesnel kalite belirleme düzenlemeleri &#8211; Yüzme sularının kalitesi,</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kabuklu canlılara ilişkin suların kalitesi olmak üzere iki konuda standart belirlenmektedir.</font><br />
<font size="3">ab. Sulara yapılan boşaltmalara ilişkin düzenlemeler : Bazı maddelerin sulara atılması hakkında yürütülen düzenlemelerin amacı genel olarak kirlenmeyi önleyecek standartları belirlemek, ayrıca bazı özel maddelerin atılmasına ilişkin sınırlamaları getirmektir. Örneğin suda tehlikeli ve zararlı atıktan belirlemek genel bir düzenleme, cıva ya da kadmiyum atıklarının sınırlarını saptamak özel maddelere ilişkin bir düzenleme.( Deniz Kirliliğine İlişkin Düzenlemeler)</font></p>
<p><font size="3">Denizlerde ortaya çıkan kirlilik dört temel nedene dayanmaktadır:</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kara kökenli kirlilik;</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Gemilerden kaza sonucu ya da hidrokarbon ve gemi çöplerinin atılması yoluyla ortaya çıkan kirlilik;</font><br />
<font size="3">Deniz yatağının işletilmesinden doğan kirlilik;</font></p>
<p><font size="3">Atıkların denizlere taşınarak boşaltılmasından kaynaklanan kirlilik.</font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Kıta içi Sularla ilgili Düzenlemeler</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Kıta içi sular üç kümede toplanmaktadır:</font></p>
<p><font size="3">içme ve kullanma suları</font><br />
<font size="3">Yerüstü suları ve akarsular</font><br />
<font size="3">Yeraltı suları</font></p>
<p><font size="3">Su kirliliğinin denetimi yüzeysel su kaynaklarının kirlenmesini önlemek, ötrafikasyonu (su ortamına bırakılan atıklarla suya aşırı organik madde karışması besin zenginleşmesi sonucunda bazı su yosunlarının oksijeni tüketmesi) önlemek, yüzeysel su kaynaklarının kirlenmesini önlemek, yeraltı sularını korumak, su kalitesini sürdürmek, diğer bir deyişle aha ortamı korumak, çevreye bırakılacak kirletici miktarını sınırlamak, atık suları denetlemek, kirletici kaynaklardaki kirletici miktarını azaltacak teknik ve yönetsel önlemleri almak, yani kirleticileri izlemek amacıyla yapılmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Ülkemizde su kirliliğinin denetimi konusunda temel düzenleme, Çevre Kanunu&#8217;nun öngörmüş olduğu Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Su Ürünleri Kanunu çerçevesinde çıkarılan yönetmelikle gerçekleştirilmiştir.</font><br />
<font size="3">Türkiye&#8217;nin de taraf olduğu, Akdeniz&#8217;in kirlenmesinin önlenmesi konusundaki Barselona Sözleşmesi&#8217;ne bağlı olarak &#8220;Akdeniz&#8217;in Kara Kökenli Kaynaklardan Kirlenmeye Karşı Korunması Protokolü &#8221; 1987 yılında onaylanmış.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kirlenme</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Su Kirliliğinin Oluşumu</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Suların kirlenmesi türlü insan faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Her türlü faaliyetin alıcı ortama belli oranlarda ve özellikle de atık ve artık bıraktığı göz önüne alınırsa, her türlü faaliyet potansiyel olarak su kaynaklarını tehdit etmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Temel ekonomik sektör olan tarımın ilkel yöntemlerle yapılması sırasında bile hayvan atıkları suda besin zenginleşmesine yol açarak kirliliğe neden olmakta ya da erozyon yolu ile kirlenme gerçekleşmektedir. Zaman içinde teknolojinin gelişmesi, endüstrinin yaygınlaşması ve endüstriyel ürün kullanımının artması su kirliliğine yeni boyutlar kazandırmıştır.</font></p>
<p><font size="3">Su belli bir düzeyde ve nitelikteki kirlenmenin üstesinden gelebilmektedir. Suya bırakılan organik kirleticiler suda bulunan bakterilerin ve erimiş oksijenin (BOI, Biyolojik Oksijen ihtiyacı) etkisi ile biyokimyasal ayrışmaya uğrar. Mineralizasyon denilen bu olay suyun kalitesinin bozulmadan sürebileceği doğal bir etkileşimdir. Ancak kirletici türlerinin giderek artması, kirleticinin özyapısının değişmesi, nüfus yığılmaları ile kullanılan kirletici miktarının yükselmesi, mineralizasyonu etkisiz duruma getirmiştir. Özelikle zararlı ve tehlikeli atıklar olarak nitelendirilen inorganik ve radyoaktif maddeler bu açıdan bakılınca yeni bir boyut oluşturmuşlardır.</font></p>
<p><font size="3">Havada ortaya çıkan kirlenme, toprak kirliliği suyun doğal dolanımı nedeniyle su kaynaklarını etkiler. Bu nedenle su kirliliği yalnızca kirleticilerin doğrudan suya bırakılmasıyla değil dolaylı olarak yani hidrolojik devre ile de oluşur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">B- Su Kirliliğinin Nedenleri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Evlerden, ticaret ve sanayi kuruluşlarından kaynaklanan kanalizasyon atıkları, su kirlenmesine yol açan başlıca etmenlerdendir. Genellikle kullanılan kanalizasyon sistemlerinde, atık sular yağmur suyundan ayrılamamaktadır. Bu yüzden toplam su miktarı sistemin kapasitesini aştığında atık suların büyük bölümü doğrudan akarsulara boşalan kanallara akar. Büyük kentsel bölgelerde yağmur suyunu toplamak için ayrı sistemler ya da göletler yapılmasına yüksek maliyetler yüzünden başvurulamamakta, su kirlenmesini ciddi biçimde etkilemektedir.</font></p>
<p><font size="3">Sudan yararlanan sanayi tesisleri de bir dizi değişik etkisi olan kirleticilerin sulara karışmasına yol açar. Sanayileşmenin hızla ilerlemesiyle, sanayi atıkları kanalizasyon atıklarını birkaç kat aşmıştır. Su kirliliğinde en önemli rolü oynayan sanayi dalları kağıt,kimya, petrol ve demir–çeliktir; enerji santralleri de büyük miktarda atık ısının sulara karışmasına neden olur. Plastik üretiminde kullanılan polikloroditenil, insan,hayvan ve bitki yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır. Bu madde canlı hücrelerde biriktiğinden ve besin zinciri içinde yoğunlaştığından, başlangıçta çok küçük miktarlarda bulunsa bile, besinler insanlarca kullanılmaya başlayana kadar tehlikeli miktarlara ulaşmış olur.</font></p>
<p><font size="3">Tarım ilaçları, böcek öldürücüler ve kimyasal gübreler de su kirlenmesinde önemli rol oynamakla birlikte bu tarım atıklarının etkileri, kentler ile kentlerin çevresinde yoğunlaşmış yerleşim birimlerinin atıkları ve sanayi atıkları kadar büyük boyutlarda değildir. Kentlerin dışında su kirlenmesine neden olan başka bir etken de, çoğunlukla bırakılmış madenlerdeki asitlerin çevredeki akarsulara karışmasıdır.</font></p>
<p><font size="3">Atık ısı: Sanayi tesislerinde, atıkların taşınması gibi işlevlerin yanı sıra soğutma amacıyla da büyük miktarlarda su kullanılır. Bu tesislerin başında elektrik enerjisi santralları gelmektedir. Yoğunlaştırıcıların soğutulması için doğal bir kaynaktan alınan su, sıcaklığı yaklaşık 7 C artmış olarak kaynağa geri boşaltılır. Nükleer santrallar, fosil yakıt kullanan aynı kapasitedeki santrallardan yaklaşık yüzde 50 daha çok su kullanır. Bu nedenle, enerji santrallarının soğutulması, çevre kirlenmesinde son derece önemli rol oynayan etkenlerden biridir. Isıl kirlenme, biyolojik ve kimyasal tepkimeleri hızlandırır ve çözünmüş oksijen miktarının hızla azalmasına yol açar. Su sıcaklığı, balıkların yaşamasına olanak vermeyecek düzeye yükselebilir; bu durum, zararlı alglerin gelişmesine de ortam hazırlayarak besleyici madde atıkları , deterjan, kimyasal gübre ve insan atıkları gibi kirleticilerin etkisini çoğaltır. Sonuçta atık ısı, göllerdeki ötrofikasyonu hızlandırır. Su kirlenmesinin nedenleri üç gruba ayrılarak incelenebilir:</font></p>
<p><font size="3">Tarımsal Faaliyetlerin Neden Olduğu Kirlilik: Tarımsal faaliyetler tarla tarımı ve hayvancılık adı altında kümelendirilebilir. Gerek tarla tarımı için gerekli olan tarımsal girdilerin kullanımı, toprağın işlenmesi, gerek hayvancılık yaparken oluşan atıklar kirliliğe kaynaklık ederler. Her türlü tarımsal faaliyet sonucu ortaya çıkan katı ve sıvı atıkların neden olduğu kirliliğe tarımsal kirlilik denir. Tarımsal kirlilik dört kümede toplanabilir.</font></p>
<p><font size="3">aa.Toprak aşınımından kaynaklanan kirlilik:Toprak aşınımı (erozyon) yalnızca tarımsal faaliyetlerden kaynaklanmaz. Ancak yanlış tarım tekniklerinin kullanılması, tarla açmak amacıyla bitki örtüsünün zarara uğraması en sık görülen aşınım nedenleridir.</font></p>
<p><font size="3">ab. Bitki besin maddelerinin oluşturduğu kirlilik :Tarla tarımında verimin artması, bitki besin maddelerinin kullanılmasına bağlıdır. Azot ve fosfordan oluşan yapay gübreler toprağa karışıp, doğal dolanım yoluyla su kaynaklarını kirletirler.</font></p>
<p><font size="3">Azot ve fosfor belli miktarlar içinde tüm canlılar için yararlı olan kimyasallardır. Ancak su kaynaklarına ne ölçüde karışacağı önemlidir. Fosfor ötrafikasyon denilen kirliliğin temel nedeni olurken, yüksek miktardaki azot da azot zehirlenmesine neden olmakta, toplu balık ölümlerine yol açmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">aç. Hayvan atıklarının oluşturduğu kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Hayvancılık yapılan yerlerde ahır, ağıl vb. hayvan barınakları yağışlarla yıkanır, oralardaki hayvan artıktan yüzey sularına karışırlar. Bunun yanı sıra hayvan gübresi de tarlalarda kullanılan bir girdidir. Tarlalara serilen gübrenin de yağışlarla yüzey sularına karışması su kaynaklarının kirlenmesinde önemli bir etken olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">ad. Tarımsal mücadele ilâçlarından kaynaklanan kirlilik :Tarla ve bahçe tarımında yetiştirilen ürünlerin niteliğinin ve niceliğinin artması, bu bitkilere zarar veren yaban otlan, asalaklar ve böceklerin yok edilmesine bağlıdır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Sanayi Faaliyetlerinin Neden Olduğu Kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Sanayinin çevre sorunlarının ortaya çıkışındaki ağırlıklı etkisi, su kirliliğinde de kendini göstermektedir. Sanayi ürünlerinin atıkları ile kirletmenin yanı sıra, sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları ile doğrudan su kirliliğine yol açmaları, yaygın görülen bir durum olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Sanayi kuruluşlarının kirletme etkileri ve dereceleri kirlenen ortamın ekolojik dengesi göz önünde tutularak incelenebilir. Türlü sanayi artıklarındaki kirleticilerin etkisi başka başka olmaktadır. Renk, koku, sıcaklık, toksit etkiler, oksijensiz kalma gibi alıcı ortamın fiziksel ve kimyasal özellikleri değişmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Sulardaki kirlilik yükünün saptanabilmesi, suların kalitesinin korunabilmesi ve sanayi atıklarının zararlı etkilerini anlayabilmek için sulara bırakılan ısıtma ve zehirleme etkili maddelere dikkat etmek gerekir. Bazı sanayi kolları kirleticilik bakımından ön sırayı alırlar. Petrol rafineri atıkları, kâğıt sanayi, tekstil sanayi, metal kaplama sanayi, deterjan sanayi, gıda sanayi, plastik sanayi, ilâç sanayi ve deri sanayi atıkları başta gelen kirleticilerdir.</font></p>
<p><font size="3">Sanayi faaliyetlerinden kaynaklanan kirlilik, kirleticinin niteliğine göre aşağıdaki gibi kümelendirilir:</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ba. Kimyasal kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Su kaynaklarına organik ve inorganik maddelerin verilmesiyle ortaya çıkan kirliliktir. Protein, yağ, gıda maddeleri ve karbonhidrat gibi organik maddelerin oluşturduğu kimyasal kirliliğe, mezbahaların atık suları, zamk ve jelatin fabrikalarının atıkları, kâğıt ve tekstil fabrikalarının atıkları neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Deterjan vb. sentetik maddelerin oluşturduğu inorganik kirlilik, su kaynaklan açısından organik kirliliğe oranla daha da ciddi sorunlar doğurmaktadır. Örneğin; deterjan suların köpürmesine neden olarak, suyun havalanmasını önlemektedir. Bazı sentetik maddeler suda erimeden kalacağı için su dibine çökerek ya da su yüzeyinde kalarak, suyun havalanmasını engellemekte, ekolojik dengesini bozmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">bb.Fiziksel kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Fiziksel kirlilik suyun, renk, bulanıklık, sıcaklık gibi özelliklerini etkileyen bir kirlilik türüdür. Soğutma suyu kullanan teknolojilerin yol açtığı fiziksel kirlilik, yaygın olarak soğutma suyu gereksinimi fazla olan termik santrallerde ortaya çıkmaktadır. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">bc. Fizyolojik kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Suyun tadını ve kokusunu etkileyen kirlilik türüdür. Sanayi atıklarında bulunan azot, demir, fenoller vb. kimyasal maddeler suya özel bir tat ve koku vermektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">bd. Biyolojik kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Biyolojik kirlilik sulara hastalık yapan (patojenik) bakteri, mantar, alg vb.nin karışmasıyla ortaya çıkar. Biyolojik kirliliğe uğrayan sular belli hastalıkların yayılmasına neden olur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">be. Radyoaktif kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Nükleer denemeler ve nükleer santraller nedeniyle atmosferde biriken radyoaktif maddeler, yağışlarla yeryüzüne düşerek su kaynaklarına karışmaktadırlar. Bu yoldan doğal su döngüsüne giren radyoaktif maddelerin yanı sıra, nükleer santrallerde meydana gelen sızmalar radyoaktif maddelerin doğrudan suya karışmasına neden olmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Yerleşim Yerlerindeki Atıkların Neden Olduğu Kirlilik</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Bu kirliliğin iki önemli kaynağı, kanalizasyon ve çöplerdir. Bulaşıcı hastalık tehlikesi, kentleri, kapalı kanalizasyon sistemine zorlarken, yine kentlerdeki su sistemleri ile kanalizasyon arasında bir bağlantı göze çarpmaktadır. Kanalizasyon sistemine verilen pis suların boşaltılması genellikle akarsulara, göllere veya denizlere yapıldığından, kent artık suları, önemli bir kirlilik nedeni olmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Çeşitli şekillerde kirlenen karasal kaynaklı akarsuların genellikle ulaştıkları en son nokta denizler ve okyanuslardır. Bu nedenle karasal kaynaklı akarsuları kirleten kaynak ve işlevler denizleri de kirletiyor demektir. Bununla beraber denizlerin kirlenmesi olayını şöyle özetleyebiliriz:</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Denizlerin havadan kirlenmesi:</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Hava taşıt araçlarının meydana getirdiği kirlenme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Endüstri ve yerleşim bölgelerinde oluşan hava kirliliğinin, kimyasal reaksiyonlar (asit yağmurlar) sonucu sudaki maddelerle birleşmesi</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Denizlerin denizlerden kirlenmesi</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Deniz trafiğinin meydana getirdiği kirlenme. Dünya denizlerinde deniz trafiğinin yoğunlaşmış olması, özellikle ham petrolün deniz yoluyla taşınması denizlerde önemli kirlenmelere neden olmaktadır. Petrol yüklü tankerlerin herhangi bir nedenle kazaya uğraması sonucu denize dökülen petrol, deniz ekosisteminde geniş çapta ve uzun süreli zararlar meydana getirmektedir. Şu ya da bu şekilde denize dökülmüş petrol veya petrol artıklarının zararları başlıca üç grup altında toplanabilir:</font></p>
<p><font size="3"># Bir litre petrol artığı kırk bin litrelik deniz suyunda oksijeni yok ederek yaşamı ortadan kaldırabilir.</font></p>
<p><font size="3"># Suyun üzerini kaplayan yağ tabakası suyun buharlaşmasını engelleyerek bir ölçüde yağışların azalmasına neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3"># Suyun üzerindeki bu örtü güneş ışığının denizlerin derinliklerine ulaşmasını engelleyerek oksijeni azaltmakta ve bu da canlıların yaşam olanağını azaltmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Benzer zararlara denize pas, kül, moloz, safra, yağ, çöp gibi maddeleri atan, tank taşıyan yük, yolcu gemileri ve tankerler de neden olmaktadır. Deniz ekosisteminde ortaya çıkan dengesizlik üretimde kayıplar şeklinde kendini belli etmektedir. Bugüne kadar yapılmış incelemelerin sonuçları, petrol artıklarından en çok etkilenen toplulukların, yumurta, lavra ve genç fertlerden oluşan topluluklar olduğunu göstermiştir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Limanlarda meydana gelen kirlilik.</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Deniz dibi kaynaklarından petrolün çıkarılması sırasında meydana gelen sızıntı ve kaçaklar.</font></p>
<p><font size="3">Deniz ürünlerini elde etmede uygulanan yöntemler.</font></p>
<p><font size="3">Denizlerde sürdürülen askeri faaliyetler ve savaş.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Denizlerin karalardan kirletilmesi:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Yerleşim yerlerinden denize dökülen kirlilik.</font></p>
<p><font size="3">Çöpler.</font></p>
<p><font size="3">Kullanılmış sular, kanalizasyon artık ve suları.</font></p>
<p><font size="3">Endüstri kuruluşlarından denize atılan kirlilik.</font></p>
<p><font size="3">Tarımdan gelen kirlilik.</font></p>
<p><font size="3">Turizmin (örneğin yat turizminin) doğurduğu kirlilik.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Su Kirliliğinin Çevresel Etkileri</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Su pek çok canlının yaşam ortamı, pek çoğunun da yaşamını sürdürmesi için temel maddelerden biri olduğundan, su kirliliğini, insan başta olmak üzere tüm canlıların sağlıklarını etkilemektedir. Kirlilik belli değerlerin üstüne çıktığında sağlık bozukluğu ölüme dönüşmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">insan Sağlığına Etkileri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Tüm kullanılmış sular ya deniz, göl, akarsu gibi yüzeysel su kaynaklarına bırakılmakta ya da geçirimli zeminlere dökülerek yeraltı su kaynaklarına sızdırılmaktadır. Kullanılmış, suların herhangi bir işleme tabi tutulmadan bu kaynaklara karışması insan sağlığına zararlı maddeler ve mikropların oranının su kaynaklarında artmasına neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">insan sağlığı, içme suyu kaynaklan ve yüzme suyu kaynaklarının kirlenmesinden doğrudan etkilenmekte sulardaki hastalık mikroplan ile tehdit edilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Su ortamlarının kirlenmesi su ürünlerini de kirleteceğinden , özellikle çiğ olarak tüketilen su ürünleri hastalık mikroplarının insanlara geçmesinde aracı rol oynamaktadırlar.</font></p>
<p><font size="3">Sulama suyu olarak kullanılan sulardaki mikroplar bitkilere geçmekte, bu bitkileri besin maddesi olarak kullananlar da hastalanmaktadırlar.</font></p>
<p><font size="3">Suların kimyasal ve radyoaktif kirlenmesi sonucunda zehirli, kanserojen ve radyoaktif maddelerin artması insanlarda, su ürünlerinde ve insanların besin maddesi olan bitkilerde birikmeye başlamaktadır. Bir düzeyden sonra, biriken bu zararlı maddeler insan sağlığını tehdit eder duruma gelmektedirler.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Doğaya Etkisi</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Su kaynaklarının kirlenmesi, biyolojik çeşitlilik diye anılan bitki ve hayvan topluluktan ile mikroorganizmaları da doğrudan etkilemektedir.</font></p>
<p><font size="3">Bitki ve hayvan topluluğu, içinde yer aldığı yaşam ortamına göre sınıflandırılabilir. Sulardaki bitki ve hayvan topluluktan yaşam ortamlarındaki kirlenmeden doğrudan doğruya etkilenmekte, dayanıklılıklarına göre türler zaman içinde ortadan kalkabilmektedirler. Kirliliğin yüksek düzeyde olduğu bazı bölgelerde hiçbir canlı türü kalmayabilecek, ölü sulardan söz edilebilecektedir.</font></p>
<p><font size="3">Bitki topluluklarının yok olması, burada barınan hayvan topluluklarına da zarar vermekte, yer değiştirmelerine neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Su kirliliği karada yaşayan hayvan türlerine de zarar vermekte, taşıdığı mikroplarla, ya hastalanmalarına ya da zararlı ve zehirli maddeleri biriktirmelerine neden olmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">TOPRAK</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Canlı türlerinin büyük bir bölümünün yaşam ortamı olan toprak, çevre ve insan açısından önemli özellikler taşımaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Toprak, yeryuvarlağı çevre-dizgesinin (Ekosistem) her parçasında yer almaktadır.. Toprak canlıların besin kaynağını oluşturan ortam olarak, kendisi doğal bir kaynaktır. Bir başka deyişle, canlı doğal kaynakların varlığını sürdürebilmesi için hava ve su ile birlikte vazgeçilmez, cansız doğal bir kaynaktır. Toprak, su kaynaklarının potansiyelini koruma, flora ve faunayı barındırma, çevrebilimsel dengenin sağlanması açılarından temel çevre öğesidir.</font></p>
<p><font size="3">İnsan açısından da toprak vazgeçilmez görünmektedir. Havayı ve suyu tükenmez sanıp, serbest mal olarak gören klasik ekonomi kuramı, toprağı hem sınırlı, hem de tüm ekonomik etkinlikler için gerekli kabul etmiştir. Bu nedenle nüfus artışı, besleme, toprak kaynaklarının kullanılması çözümü güç soruların kaynağını oluşturmuştur. Ayrıca toprak doğal çevre değerlerinin yanı sıra, yapay çevreyi, insan uygarlıklarını da barındırmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">İnsan-toprak ilişkisi ya da daha doğru bir anlatımla, insanın toprağı kullanması toprağın yapısını bozmaktadır. Toprak Sorunlarının bir kesimi doğal olaylardan ya da toprağın yapısından kaynaklanırken, büyük bir kesimi de insan müdahalesinden ileri gelmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Toprak Kirliliği</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Toprak Kirliliğinin Tanımı</font></font></strong></p>
<p><font size="3">İnsan açısından toprağın önemi, toprağın ekonomik ve toplumsal işlevinden kaynaklanmaktadır. Toprak bir üretim faktörü olarak tarım ve sanayi için yadsınamaz bir değere sahiptir. BU, nün yanı sıra, toprağın mekânsal yerleşime olanak vermesi, yer leşim sorunlarının temel nesnesini de toprak yapmıştır. Görülüyor ki; toprak insanın tarım, sanayi ve yerleşme amaçlarına uygun olarak işlevler yüklenmekte, kendi özelliklerine göre olmaktan çok bu işlevler doğrultusunda kullanılmaktadır. Hızlı artan nüfus, bu nüfusun gereksinimlerini karşılama, toprağa verilen yükü nicel ve nitel olarak artırmıştır.</font></p>
<p><font size="3">İnsan-çevre ilişkilerinin nüfus artışı ile zorlanması ve giderek insanın çevreye müdahalesinin artması toprak kirliliğinin de temelini oluşturmuştur.</font></p>
<p><font size="3">Toprak kirliliği, genel bir tanımla, insan etkinlikleri sonucunda, toprağın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve jeolojik yapısının bozulmasıdır. Toprak kirliliği, toprakta yanlış tan m teknikler yanlış ve fazla gübre ile tarımsal mücadele ilaçları kullanma atık ve artıkları, zehirli ve tehlikeli maddeleri toprağa birikmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Tarımsal ve mineral atıklar, yeryüzündeki toplam katı atıkların önemli bir bölümünü oluşturmakla birlikte, kirletici olarak görece daha az zararlıdır. Bunun başlıca nedeni de, yerleşim bölgelerinden ve sanayiden kaynaklanan atıklar gibi belli noktalarda yoğunlaşmış olmayıp daha geniş alanlara yayılmalarıdır.</font></p>
<p><font size="3">Katı atıklar: Hayvan dışkısı, mezbahalardan ve her türlü ekin biçme etkinliğinden gelen atıklar, toprak kirlenmesinin en önemli kaynağıdır. Sığır, domuz, koyun ve tavuk gibi çiftlik hayvanları, toplam insan nüfusundan 1000 kat daha çok dışkı üretir. Geçmişte besin maddeleri, otlak ya da çiftlikteki hayvanların aracılığıyla yeniden toprağa dönerken, günümüzde kullanılan yenilikler bu atıkların belli alanlarda yoğunlaşmasına neden olmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının (örn. Böcek öldürücüler, ot öldürücüler, mantar ilaçları) su ve toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Bunlar, besin zincirinde daha ileri organizmalara geçtikçe, her aşamada giderek artan oranda yoğunlaşır ve giderek zincirin son halkasını oluşturan etçillere önemli zararlar verir. Yani zararlı kimyasal maddeler, basit organizmalarda çok küçük miktarlarda bulunur, bu organizmalar daha karmaşık organizmalarca yendikçe yoğunlaşır; otçulları yiyen etçillere ulaştığında ise zararlı boyutlara varmıştır. Özellikle şahin, atmaca, kartal gibi yırtıcı kuşlarda ve pelikan, karabatak gibi balıklarla beslenen kuşlarda zararlı ilaçlarının olumsuz etkileri gözlenmiştir. Hücrelerinde biriken DDT (Diklor difenil triklor) ve benzeri bileşikler bu canlıların üreme yeteneğini sınırlamaktadır. Örneğin dişilerin, üstünde kuluçkaya yatılamayacak biçimde yumuşak kabuklu ya da kabuksuz yumurta vermesi sonucunda, Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika’da bazı türlerin sayısında önemli azalmalar olmuştur. </font></p>
<p><font size="3">Tarım ilaçlarının biyolojik etkileri üzerinde yapılan yeni araştırmalar, bu maddelerin zararlılar üzerindeki etkisinin giderek azaldığını ortaya çıkarmaktadır. Pek çok böcek türü bu maddelere bağışıklık kazanmış durumdadır; ayrıca, kalıtım yoluyla sonraki kuşakların zehirli ilaçlara karşı direnci artmaktadır. Öte yandan bu kimyasal maddelerin sürekli olarak kullanılması, bazı bölgelerde de önceden bulunmayan zararlı topluluklarının türemesine yol açmıştır. Bunun başlıca nedeni, tarım ilaçlarının, otçul böcek nüfusunun denetim altında tutan etçil böcekleri yok etmesidir.</font></p>
<p><font size="3">Aşınma sonucu biriken tortullar, toprağın bozulmasına ve suların bulanıklaşmasına yol açan bir başka etmendir. Tortul üretimi, orman ve tarım alanlarının kötü kullanımından kaynaklanan ve giderek boyutları büyüyen bir sorundur. Madencilik ve inşaat etkinlikleri de bu alanda rol oynar.</font></p>
<p><font size="3">Mineral katı atıkların başlıca kaynağı, madencilik etkinlikleri ve ilgili sanayilerdir. Özellikle açık kömür işletmeciliğinin yol açtığı kirlenme, akarsuları, ve akaçlama havzalarını etkilediği gibi, toprağın da kıraçlaşmasına yol açmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Yerleşim bölgelerinden ve sanayi tesislerinden kaynaklanan katı atıklar arasında kağıt, besin maddeleri, metal, cam, tahta, plastik, kumaş, kauçuk ürünleri, deri ve çöp sayılabilir. Bu maddelerin bir bölümü açık çöp alanlarına boşaltılır, bir bölümü çöp çukurlarına atılıp üstü kapatılır, bir bölümü ise fırınlarda yakılarak yok edilir. geriye kalan küçük bir bölümü de rüzgarlarla taşınmaya ya da çürümeye bırakılır ya da başka biçimlerde değerlendirilir. Toprağı kirleten nedenleri şöyle özetleyebiliriz:</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Toprak Kirliliğinin Nedenleri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">insan etkinliklerinin kimisi toprağı doğrudan kirletmektedir. Kimisi ise, önce hava ya da su kirliliğine neden olup, ardından toprak kirliliğine yol açmaktadır. Toprağın kirlenme nedenleri aşağıdaki gibi kümelendirilebilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Hava Kirliliğinden Kaynaklanan Kirlenme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Endüstri, egzoz ya da ısınma kökenli kirletici gazların yol artığı hava kirliliği toprağın ekolojik yapısına etki etmektedir. Havaya verilen zehirli gazların neden olduğu asit yağmurları , toprağı kirletmektedir. Ayrıca kirletici gazların içinde bulunan partikül maddelerin taşıdığı ağır metaller ve elementler toprakta birikmektedirler.</font></p>
<p><font size="3">Toprağın kirlenmesiyle birlikte toprağın üzerindeki bitki örtüsü de zarara uğramakta, bunun sonucunda toprak aşınımı (erozyon) artmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Havaya kansan radyoaktif atıklar da toprağa ulaşmakta ve toprakta radyasyon kirliliğine neden olmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Su Kirliliğinden Kaynaklanan Kirlenme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kentsel ve endüstriyel atık sular arıtılmadan su kaynaklarına bırakılmakta, dere, ırmak, göl gibi yüzeysel sulan kirletmektedirler. Su kaynaklarının kıt olması nedeniyle, bu sular tarımsal sulamada kullanılmaktadırlar. Böylece kirli sular içindeki kirletici ve zararlı maddeler toprağa birikmekte ve toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapısını bozmaktadırlar.</font></p>
<p><font size="3">Topraktaki kirlenme zamanla ürünlere geçmekte, yetişen bilicilerin kirlenmesi bu bitkilerle beslenen hayvanlara geçmekte ve sonunda insan besin «zinciri kirlilikten etkilenmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Tarımsal Mücadele İlaçlan ve Yapay Gübrelerden Kaynaklanan Kirlenme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">&#8216;Tarımda verimi olumsuz etkileyen bitki hastalıkları, zararlı böcekler ve yaban otlarına karşı kullanılan tarımsal mücadele ilâçları (pestisid) zehirli kimyasal maddelerdir. Kullanılan pestisidin türü ve miktarı büyük önem taşır. Çünkü bu kimyasal maddelerin büyük bir kısmı toprakta bozulmadan uzun süre kalabilir ve yeni kirlenmeler (kontaminasyon) oluşturabilir. Yanlış ve aşın pestisid kullanımı. toprağı kirletmekte ve zehirli maddelerin besin zincirine taşınmasına neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Yapay gübre türlerinin de yanlış seçimi ya da aşın kullanımı, bunların da kimyasal madde olmaları nedeniyle toprağı kirletmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Katı Atıklardan Kaynaklanan Kirlenme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kentsel, endüstriyel ya da tarımsal nitelikli olsun, tüm toplumsal ve ekonomik etkinlikler sonucu önemli miktarda ortaya çıkmaktadır. Söz konusu atıkların gereken özen gösterilmeden toplanması, depolanması, zararsız duruma getirilmesi toprak kirliliğine neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Katı atıklar içinde bulunan zararlı kimyasal maddeler parçalanmadan uzun süre kalabilen naylon, pet şişe vb. ambalaj maddeleri toprağı kirletmekte, hatta kullanılamaz duruma getirmektedirler.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kentlerden kaynaklanan toprak kirliliği</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kentleşmenin yoğun bulunduğu bölgelerde toprak niteliği hissedilir ölçüde bozulmaktadır. Bunda arazinin kötü kullanılması kadar, inşaat tekniklerinin kirliliği, alt yapı yetersizlikleri dolayısıyla kirli su ve kanalizasyonun toprağa karışması ve çöp birikmesinde rol oynamaktadır. Ayrıca kent suyunun yetersizliği kirli suların pompalanmasında fazla yardımcı olmadığı için, daha kolay şekilde toprakta kalmaktadır. Kent çevresinde toprak kirliliğine yol açan en önemli nedenlerden birisi de fosseptik yöntemiyle kent artıklarının toprakta biriktirilmesidir. Bu yolla yoğunlaşan kirlilik, toprağın daha derin tabakalarına sızarak yer altı sularını da kirletmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Çöp sorunu da aynı şekilde kirliliğe yol açmaktadır. Çöp yalnız toprak üzerinde kalan katı madde olarak değil, zamanla toprağa karışan bir kirlilik öğesidir.</font></p>
<p><font size="3">Kent çevresinde toprak kirliliğine yol açan diğer bir konu da hava kirliliğidir. Gerek kentin ısınması sırasında bacalardan çıkan zehirli gazlar, gerekse taşıtların egzoz gazları, yoğunlaşarak toprakla kaynaşmakta ve topraktaki canlı yaşamı öldürmektedir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Endüstriden kaynaklanan toprak kirliliği</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Endüstri uğraşları sırasında meydana gelen su ve hava kirlilikleri kimyasal yollarla toprağa karışma eğilimindedir. Bunun yanı sıra çeşitli endüstri artıklarının fabrikalar yöresinde ve ya daha açıkta bir yere yayılması alışıla gelmiş bir uygulamadır. Bazı endüstri kollarının, şeker endüstrisi gibi, toprağın üstüne atılan posa maddesi çok olmaktadır. Bazı uğraşlar, bakır gibi, önemli derecede kirleticiliğe sahiptir. </font><br />
<font size="3">Endüstrinin toprak kirlenmesine yol açan önemli bir kusuru da yer seçim kriterlerine uymakta özen göstermemesidir. Ele geçirilen herhangi bir arsa üzerine kurulan bir fabrikanın kirlilik meydana getirmesi ve çevresindeki toprağın canlı yaşamını tahrip ederek verimini düşürmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Toprak Sorunları</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Toprak yapısının niteliğinin bozulması, toprağın değer yitirmesi toprağın kullanılış amacı, kirlenmenin dışında kalan önemli toprak sorunlarıdır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Toprağın Yapısından Kaynaklanan Sorunlar</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Toprağın Kullanılmasından Kaynaklanan Sorunlar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Toprak yapısının ya da doğanın neden olduğu sorunları kayalık, taşlık, yaşlık ve çoraklık, erozyon olarak sıralamak mümkündür.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Taşlık, Kayalık</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Taşlık insan etkinliklerinden kaynaklanan bir sorun değildir. Toprağın doğal özelliklerinin bir sonucudur.</font><br />
<font size="3">Taşlık, çapı 25 cm&#8217;den fazla olan taşların toprağın üstünde ve içinde göreli olarak bulunma payıdır. Taşlık arttıkça, tarımsal araçların kullanılması güçlenmekte, ekin bitkilerinin yetiştirilmesi olanaksızlaşmaktadır. Kayalık ise bir yerde çıplak yerli kayaların ya da kayaların üzerinde kullanılmayacak derecede ince toprak örtüsünün bulunması durumudur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Yaşlık, Çoraklık</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Bazı toprakların iklimsel etkiler sonucu yılın belli zamanlarında yaşlık, belli zamanlarında ise çoraklıkla karşılanması da söz konusu olabilir. Her iki durumda da toprağın kullanılması güçleşmekte, verimi düşmekte, olumsuz çevresel etkilerle karşılaşılmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Erozyon</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Erozyon, toprağın su ve rüzgâr gibi doğal etmenler ile aşındırılması sonucunda bulunduğu yerden başka yerlere sürüklenme-sidir. Erozyon, verimli tarım topraklarının kaybı, toprağın üretkenlik gücünün azalması gibi olumsuzluklar ortaya çıkarır.</font></p>
<p><font size="3">Toprağın Kullanılmasından Kaynaklanan Sorunlar oğanın ya da toprak yapısının neden olduğu sorunların yanı sıra, insanın toprağı ve içinde yer aldığı mekânı kullanmasından kaynaklanan toprak sorunları da önemli bir yer tutmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Hızlandırılmış Erozyon</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Yukarıda da belirtildiği gibi, erozyon doğal güçlerin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Ancak yanlış tarım tekniği uygulanması, yanlış arazi kullanılması ya da toprağın üzerindeki bitki örtüsünün yok edilmesi gibi insan müdahaleleri ile erozyon daha da artmaktadır. Hızlandırılmış erozyon denilen bu durum, çevrebilimsel dengeyi bozacak boyutlara ulaşmaktadır. Örneğin Türkiye&#8217;de erozyon ile ortalama yıllık toprak kaybı 500 milyon ton dolayındadır.</font></p>
<p><font size="3">Erozyon yalnızca toprağın yüzeysel kaybına neden olmakla kalmaz, toprağın içinde bulunan ve bitkiler açısından önemli besin maddelerini oluşturan elementlerin, toprağa sızan güçlü su akışlarıyla daha derinlere, toprağın alt katmanlarına inmesi ve giderek yer altı su kaynaklarına karışması sonucunu doğurur. Toprağın bitki besin maddelerini yitirdiği bu olaya yıkanma ya da kimyasal erozyon denilir.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Yanlış Toprak Kullanımı</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Alart kullanımını düzene bağlamak, toprağı yapısına uygun amaçla kullanmak önemli zorluklarla karşılaşmakta, çıkar çatışmalarının temelini oluşturmaktadır. Endüstrileşme, endüstriyel kuruluşlara yer bulma, kentleşme, yeni yerleşim, alanları açma, yol yapma sorularını da birlikte getirmiş,toprağın tarımın yanı sıra, değişik amaçlarla kullanılması, bu kesimleri toprağı ele geçirmede birbirine rakip yapmıştır.</font><br />
<font size="3">Endüstri, kuruluş için yer seçerken maliyetin düşük olmasına dikkat eder. Ulaşım, enerji, su ve yerleşim yerlerine yakın olmak temel tercihidir. Bu nedenle, yerleşilen toprağın tarıma elverişli olup olmaması endüstri kesiminin kaygısı değildir. Kentler genişlerken de verimli tan m topraklan üzerinde olup olmadıklarına fazla dikkat etmezler. Toprak değerini göreli olarak artıran kesim, tarım aleyhine topraklan da ele geçirir.</font></p>
<p><font size="3">Tarıma elverişli, verimli toprakların sınırlı olması ve giderek bu toprakların amaç dışı kullanılması, önemli bir bozulma ve tarımsal toprak kaybı sorunu ortaya çıkarmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Yolların maliyet düşürmek uğruna düz ovalardan geçirilmesi, bir yandan yollar üzerine endüstriyel kuruluşlann yerleşmesine neden olmuş, öte yandan özellikle karayolları egsoz gazı kirlenmesi yaratarak tarıma zarar vermiştir.</font></p>
<p><font size="3">Kentleşmenin gereği kentlerin büyümesi, yeni yerleşim alanları kurma zorunluluğu, kentsel toprakların kolayca spekülasyon konusu yapılabilmesi, verimli tarım topraklarının hızla kentsel topraklara katılmasıyla sonuçlanmıştır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">c Toprak Endüstrisi</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Hammaddesi toprak olan sanayi türlerinin toprağa olumsuz etkisi bulunmakta, toprak kaybına neden olmaktadır. Tuğla ve kiremit endüstrisi hammadde olarak arazi yüzeyindeki 40-50 cm&#8217;lik en verimli topraklan kullanmaktadır. Geriye kalan kısmın arazi yapısı bozulmakta, tarıma elverişli olma özelliğini de kaybetmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Maden Ocakları</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Maden ocaklarının işletilebilmesi için, ocak üstündeki örtü tabakasının kaldırılması gerekmektedir. Örtü tabakasının kaldırılması, buradaki bitki örtüsünün bozulmasına, topoğrafik yapının değişmesine neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Maden ocağı açılan yerlerde çevrebilimsel dengenin bozulmaması için arazinin jeolojik ve topoğrafik yapısına uygun çevre düzenlemelerine gidilmeli, toprağın kaybolmaması için bitki örtüsü zenginleştirilmelidir.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Toprak Sorunlarının Çevreye Etkileri</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Toprak sorunları ve kirliliği insan yaşamına ve çevresine çok önlü olarak etkide bulunmaktadır. Bu etkiler başlıca beş ana başlık altında toplanabilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Erozyonun etkileri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Yaşlık ve çoraklığın etkileri</font><br />
<font size="3">Taşlılık ve kayalığın etkileri</font><br />
<font size="3">Gübre ve gübrelemenin etkileri</font><br />
<font size="3">Tarım arazisi bozulmalarının etkileri</font></p>
<p><font size="3">Erozyonun etkileri, toprak kayıplarında artma, üretkenlik potansiyelinde azalma, bitki besin maddelerinin kaybı, ürünlerde nitelik düşüklüğü, su tutma kapasitesinde azalma, verimli toprakların sedimentlerle örtülmesi, toprak yapısının bozulması, çeki gücüne duyulan gereksinmedeki artma, sel oyuntuları ile arazi kaybı, sedimantasyon, akarsu yataklarında ve rezervuarlarda kapasite ve depolama azalması, uygun su temini masraflarının artması, baraj ve sulama sistemlerinde yıpranma ve normal bakım masraflarının artması şeklinde kendini göstermektedir.</font></p>
<p><font size="3">Gübre ve gübrelemenin etkileri, toprağı tanımadan ve özelliklerini bilmeden yapılan gübrelemelerle, toprağın gereksinimi olmayan gübreyi toprağa uygulamakla kendisini belli eder. Yanlış cins ve aşırı miktarda kullanılan gübre, toprak ph’ nın normalden uzaklaşmasına, toprak strüktürünün bozulmasına, mikroorganizma yaşamını olumsuz yönde etkilemesine neden olmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Gereğinden fazla kullanılan gübre, örneğin azotlu gübre kullanılması, topraktan yıkanmalara, içme suları ve akarsularda nitrat miktarının artmasına; aşırı ölçüde fosforlu gübre kullanılması içme suları ve akarsuların fosfor içeriğinin yükselmesine; yüksek düzeyde kullanılan nitrojenli gübreler, bitkilerde nitrozamin gibi kanserojen maddelerin oluşmasına yol açmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Toprak hem kendisi bir doğal kaynaktır, hem de canlı doğal kaynakların tabanıdır. Bu nedenle, toprak sorunları insan nüfusunun ve biyolojik zenginliklerin yaşamsal sorunlarıdır. Toprakta ortaya çıkan bozulmalar ve bunların çevreye yaptığı olumsuz etkiler aşağıdaki gibi kümelendirilebilir.</font></p>
<p><font size="3">Toprağın Yapısına İlişkin Sorunların Çevreye Etkisi Yaşlık ve çoraklık ya da taşlık ve kayalık gibi toprağın yapısından kaynaklanan bozukluklar toprağın verimini düşürür, bitkilerin gelişmesini engeller. Yaşlık toprağı kullanılmaz duruma getirir, hatta bataklıkların oluşmasına yol açar. Taşlık&#8221; ve kayalık ise tarım makinalarının kullanımını güçleştirir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Gübrelemenin Etkileri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Gübreleme toprağın verimini artırmak için yapılırsa da, bazı durumlarda önemli toprak sorunlarına neden olmuştur. Gübrelemenin etkileri iki ana başlık altında toplanabilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ba. Toprağı tanımadan yapılan gübreleme</font></font></strong></p>
<p><font size="3">• Toprağı tanımadan, toprağın neye gereksinim duyduğunu çözümlemeden yapılan gübreleme;</font><br />
<font size="3">• Yanlış gübre türü kullanarak bitkilerin yanmasına, kurumasına, aşırı otlatmaya neden olmakta, çayır, mera arazisinin geleceğini ve hayvancılığı olumsuz etkilemektedir.</font></p>
<p><font size="3">Günümüzde ülke topraklarının % 35.6&#8217;sı tarım arazisi, % 28&#8242;i çayır ve mera, % 30.2&#8217;si orman, funda ve çalı olarak kullanılmaktadır. Geriye kalan kısmı ise, ırmak yatakları, sahil ve kara kumulları, çıplak kayalar ve su yüzeyleridir.</font></p>
<p><font size="3">Görüldüğü gibi, tarımsal üretime uygun arazi miktarı ancak % 35.6&#8242;dır. Denebilir ki, nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşmenin toprak üzerindeki olumsuz etkileri, nüfus-beslenme dengesini bozabilecek konumdadır. Tarım topraklan üzerindeki baskının önlenmesi temel toprak sorunu olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Toprak, küresel çevre sorunları arasında da önemli bir yer tutmakta, toprağın kimyasal maddeler yüzünden bozulmasını, fiziksel yıpranmasını ve yanlış kullanımını önlemek için ortak yaklaşımlar benimsenmesi görüşü ağırlık kazanmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">FLORA-FAUNA</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Belli bir ülkeye, bölgeye ya da yöreye özgü bitki örtüsü flora, yabanıl hayvan topluluğu da fauna olarak adlandırılır. Flora ve fauna mikroorganizmalarla birlikte çevrenin insan dışında yer alan ve biyolojik zenginlik de denilen canlı öğelerini oluştururlar. Çevre-dizgenin kendi kendini yenilemesinde ve süregitme-sinde temel öğe biyolojik zenginliktir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Ormanlar</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Ormanın Tanımı</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Yürürlükteki Orman Kanunu, doğal olarak yetişen ya da emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları bulunduktan yerleriyle birlikte orman sayılır demektedir. Ancak bu tüzel tanımlama ormanın tüm niteliklerini açıklamaktan uzaktır. Bilimsel olarak orman, bir ağaç topluluğu olmanın ötesinde &#8220;bitki örtüsü, hayvan ve mikroorganizmalar, mineral maddeler, hidrolojik ve mikroklimatik özelliklerle, aralarında madde ve enerji döngüsünün</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000">ORMAN VE YEŞİL ALANLARIN ÇEVRE KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMELERİ YÖNÜNDEN İŞLEVLERİ</font></font></p>
<p><font size="3">Bir ormanın ekonomik yararları dışında fiziksel, fizyolojik bir takım işlevleri de bulunmaktadır. Yapılan çeşitli araştırmaların sonuçlarına göre bu işlevler aşağıdaki gibi özetlenebilir:</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000">FİZİKSEL İŞLEVLER:</font></font></p>
<p><font size="3">Ormanlar rüzgarın hız ve yönünü önemli ölçüde değiştirir. Bu işlev, ormanın sıklılığına ve tepe kapalılığına göre değişir.</font></p>
<p><font size="3">Ormanlar, fiziksel hava kirlenmesini oluşturan toza karşı filtre görevi yaparlar.</font></p>
<p><font size="3">Ormanlar, park – bahçe ve benzeri bitki örtüsü, gürültüyü yansıtma ve absorbe etmek suretiyle azaltıcı bir etkiye sahiptirler.</font></p>
<p><font size="3">Ormanların, radyoaktif hava kirlenmesine karşı koruyucu işlevleri vardır.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>FİZYOLOJİK İŞLEVLER:</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Ormanlar ve benzeri yeşil örtü, fotosentez olayı sonucu çok önemli ölçüde CO2 kullanarak atmosferdeki CO2 konsantrasyonunu etkiler.</font></p>
<p><font size="3">Ormanlar ve yeşil alanlardan fotosentez reaksiyonu sonucu oksijen üretimi doğal olarak sağlanmakta, böylece doğal oksijen ve karbon dengesini koruyucu bir öğe olarak görev yapmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Bir orman örtüsü altında topraktan sıcaklık etkisi ile fiziksel olarak meydana gelen buharlaşma, açık alanlara oranla önemli ölçüde azalmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Orman vejetasyonu, serbest hava hareketlerini engelledikleri için bulundukları yerin hava ve toprak sıcaklıklarını etkilemektedir. Orman vejetasyonu tepe çatısına çarpan güneş ışınlarının bir kısmını yansıtıp bir kısmını absorbe edip bir kısmını da dağıttığından orman içine daha az ışık girer. Bunun dışında gerek transprasyon, gerekse nem miktarı fazla olan orman havasının ısıtılması için yüksek oranda enerji harcanır. Bu nedenlerle koyu gölgeli yerlerde yazın hava serin olur. Kışın ise ormanın tepe çatısı ve nemli havası ile karasal radyasyona engel olduğundan, çıplak alanlara oranla daha sıcak olur. </font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>ORMANLARIN SU VE TOPRAK KİRLİLİĞİ ÜZERİNE ETKİLERİ</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Toprak ve buna bağlı olarak meydana gelen su kirliliğinin nedenleri arasında toprağa verilen gübreler ile toprak taneciklerinde tutulan pestisitler bulunur. </font></p>
<p><font size="3">Toprak yüzeyinde ölü veya diri örtünün bulunuşu yüzeysel akışı azaltır. Yüzeyden akan suyun hızını mekanik olarak engelleyerek toprağa sızması için zaman kazandırır. Böylece gübreleme için verilen kimyasal maddelerin ve zararlılara karşı kullanılan pestitlerin yüzeysel sularla akarsulara, göllere ve denizlere ulaşması engellenmiş olur. Erozyon olayını durdurarak, barajların zamanla sedimentle dolması oranı da ortadan kalkar.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ORMANIN YARARLARI</font></font></strong></p>
<p><font size="3">ba. Çevrebilimsel Döngülerin Sürmesi Bakımından Ormanlar, içme ya da kullanma amaçlı olan tüm su gereksinimini sağlarlar. Ormanlar değişik biçimdeki yağışları yapraklan, dalları, gövdeleri ve kökleri ile tutarak yağış sularını yüzeysel ve yeraltı kaynaklarına aktarır, kaynakların sürekliliğini yerine getirirler.</font><br />
<font size="3">Ormanlar, erozyona neden olan hızlı rüzgâr ve yağışın önünü kestikleri için topraklan erozyona karşı korur, toprağın verimsizleşmesini engellerler.</font></p>
<p><font size="3">Ormanların sıcaklığı düzenleyici işlevleri vardır. Rüzgârın kurutucu etkisini de önleyerek, ısının ve nemin oranlanın dengede tutarlar.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Sağlık ve Dinlenme Bakımından</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Ormanın iklim üzerindeki olumlu etkisi, yerleşim alanlarının ormanla çevrilmesini gerekli kılmaktadır. Kentlerin yanı başında bulunan ormanlar, kente yalnızca akciğer olmakla kalmayacak, insanların beden ve ruh sağlığı üzerinde de olumlu etkilerde bulunacaklardır.</font></p>
<p><font size="3">Orman, giderek doğadan kopan günümüz insanı için önemli bir dinlenme, boş zamanını değerlendirme yeri olmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">be. Ekonomik Gereksinmeler Bakımından</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Ormanlar sundukları ürünler ile geniş bir iş alanı yaratabilirler. Orman ürünleri orman içinde ve dışında işlenebilir. Orman köylüsünü doyurabileceği gibi, dışarıda da yeni iş alanları açabilir.</font></p>
<p><font size="3">Ormanların ekonomik yararları fiyatlandırılabilen ve henüz fiyatlandırılamayanlar olarak kümelendirilir. Birincisi ormancılık kesiminin doğal kaynak olarak ülke ekonomisine yaptığı katkıdır, ikincisi ise, iklim, su, toprak gibi doğal öğeleri koruması, çevrebilimsel döngüleri sürdürmesidir.</font></p>
<p><font size="3">Ormanların gözde bir dinlenme yeri olması, turizm kesiminin de ormana yönelmesini zorunlu kılmış, orman alanı yeni kullanım biçimlerine açılmıştır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">c Türkiye&#8217;de Ormanların Dununu ve Sorunları</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ca. Orman Varlığı</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Ormanlık alan 20.199.296 hektar ile ülke topraklarının % 26&#8242; sını oluşturmaktadır. Topraklarımızın yaklaşık 1/4&#8242;ünü örten orman alanlarının büyük bir kısmı verimli nitelikte değildir. Ürün verebilen orman alam tüm ormanlarımızın % 44&#8242;ü, verimsiz orman alanı ise tüm ormanlarımızın % 56&#8217;sını kapsamaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">cb. Orman Sorunları</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Türkiye&#8217;nin temel orman sorunu, ormansızlaşma olmaktadır. Ormansızlaşma, ormanı oluşturan öğelerin bir kısmının ya da tümünün ortadan kalkmasıyla ormanın kendini yenileyebilir çevre-dizge olma özelliğini yitirmesidir. ;;</font></p>
<p><font size="3">Orman çevre dizgesinin kendiliğinden bozulmasına neden olacak bazı değerlendirmeler yapılabilir:</font></p>
<p><font size="3">• Ülkenin içinde bulunduğu iklim kuşağı orman yetiştirilmesine yeterince elverişli değildir.</font></p>
<p><font size="3">• Ülkenin topoğrafik ve morfolojik yapısının ormanların dağılışına ve yayılışına etkisi olumsuzdur. </font><br />
<font size="3">Ormanların çoğu belli bölgelerde (Doğu Karadeniz, Batı Anadolu, Toroslar) toplanmıştır.</font></p>
<p><font size="3">• Yüzyıllar boyu orman alanları tahrip edilmiş, yerlerini makilik, çalılık almış ya da tümden çıplaklaşmıştır.</font></p>
<p><font size="3">• Artan nüfusun ormana olan baskısı olumsuz olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Türkiye&#8217;de izlenen ormansızlaşmanın diğer boyutu siyasal istençle ormanlardan vazgeçmektir. Bunun alışılagelen örneği orman sayılan alanların daraltılmasıdır. Orman alanlarının daraltılması ise anayasal ve yasal düzenlemelerle gerçekleştirilmektedir. 1982 Anayasası&#8217;nın 169. maddesi son fıkrası.buna olanak vermektedir</font></p>
<p><font size="3">Orman Kanunu&#8217;nun 16. maddesiyle maden ocakları araştırma ve işletme, 17. maddesiyle kamu yararına yönelik bina ve tesis, 18. maddesiyle orman ürünlerini işleyecek fabrika kurma izinleri, ormanın tahribinde önemli rol oynamaktadırlar.</font></p>
<p><font size="3">Turizmi Teşvik Kanunu ile getirilen, ormanlık alanları turizme açma politikası da ormansızlaştırmayı hızlandırmıştır. Yasa gereği turizm tesislerine ayrılan orman alanları, hem tesislere yer açma, hem de turizme uygun kullanma biçimi nedeniyle orman özelliğini yitirmekte, giderek ortadan kalkmaktadır.</font><br />
<font size="3">Ülkemizde ormanın yok olmasında orman yangınları önemli bir yer tutmaktadır. Kaza sonucu yangınlar olduğu gibi, tarımsal kullanıma olanak sağlamak için -ekonomik ve toplumsal koşulların yönlendirdiği yangınlar da ağırlığını duyurmaktadır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Milli Parklar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Milli park, genelde ender olarak bulunan doğal ve kültürel kaynak değerleri korumak amacıyla yapılan bir düzenlemedir.</font></p>
<p><font size="3">Milli parkı belirleyen özellikler sıralanarak şöyle tanımlanabilir;</font></p>
<p><font size="3">• Fiziksel yapısının insan kullanımından zarar görmemiş olduğu, barındırdığı çevre dizgeleriyle, bitki ve hayvan türleriyle, jeomorfolojik alanları ve barınakları ile bilimsel, eğitsel değerlere sahip, dinlenmeye olanak sağlayan doğa güzelliklerinin bulunduğu,</font></p>
<p><font size="3">• Alanın barındırdığı değerlerin korunabilmesi için gerekli yönetsel önlemlerin alındığı,</font></p>
<p><font size="3">• Alanın özelliklerinden ziyaretçilerin yararlanabilmesine olanak sağlayacak bir yapanın kurulduğu yerlere milli park denilir. </font></p>
<p><font size="3">Yürürlükteki Milli Parklar Kanunuma göre milli park, &#8220;bilimsel ve estetik bakımdan, milli ve milletlerarası ender bulunan tabiî ve kültürel kaynak :değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalandır.&#8221;</font></p>
<p><font size="3">Yasa milli parklar tanımının yanı sıra tabiat parkları, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanı tanımlarını da getirmiştir. Yasaya göre:</font></p>
<p><font size="3">&#8220;Tabiat parkları; bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçalarını, Tabiat anıtı; tabiat ve tabiat olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değere sahip ve milli park esasları dahilinde korunan tabiat parçalarını, Tabiatı koruma alanı; bilim ve eğitim bakımından önem kaşıyan nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya yüz tutmuş eko-sistemler, türler ve tabii olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden ve mutlak korunması gerekli olup, sadece bilim ve eğitim amaçlarıyla kullanılmak üzere ayrılmış tabiat parçalarını ifade eder.&#8221;</font></p>
<p><font size="3">Milli parkların ilk kez 1956 yılında Orman Kanunu ile tüzel düzenleme konusu yapıldığı görülmektedir. 1983 yılında çıkarılan Milli Parklar Kanunu temel düzenlemeyi yapmıştır. Bunların yanı sıra Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu&#8217;nun tabiat varlıklarının korunmasını zorunlu kılan 6. madde a fıkrası ile koruma kurulları kararlarına belediyelerin uyma zorunluluğunu getiren 57. madde f fıkrası ikinci Cümlesi de, doğal varlıkların korunmasını dolaylı olarak düzenlemektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çayır ve Mer&#8217;alar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Bitki örtüsünün bir diğer türü de çayır ve mer&#8217;alardır. Çayır ve mer&#8217;alar hayvan otlatma açısından önemli alanlardır. Ancak &#8216; yararını bu konuyla sınırlı sanmamak gerekir. Çayır ve mer&#8217;alar toprak üstü örtüsü olarak toprağı korur, suyu tutar, kaynak sularını toplar ve bu nedenle su toplama havzası işlevini üstlenir. Yaban hayvanlarına ve av hayvanlarına barınak olarak faunayı besler. Ülke genelinde büyük, kentlerin ve endüstri merkezlerinin kirlettiği havayı temizleyen alanlar olarak, hava kalitesinin korunmasına da katkıda bulunurlar.</font></p>
<p><font size="3">Ülkemizde çayır ve meraların hızla bozulması, azalması sonucunda, hayvan otlatma, kaba yem sağlama işlevlerini yerine getirmelerine yol açmış, aşın otlatma etkisiyle de çayır ve mera ıslahı gibi sorunlar gündeme gelmiştir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Sulak Alanlar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Sulak alanlar yüksek organik madde üretimi, oksijen üretimi ve çevrede nem oranını dengelemesi bakımlarından önemli bir konuma sahiptir.</font></p>
<p><font size="3">Sulak alanlar, derinlikleri 6 metreyi geçmeyen geçici ya da sürekli su. alanlarıdır. Sulan acı ya da tatlı olabilen sulak alanlar, göl, kanal, sazlık, lagün, denizlerin gel-git bölgeleri gibi yerlerde oluşurlar.</font><br />
<font size="3">Sulak alanlar uluslararası ölçütlere göre iki kümede toplanmaktadır. Birincisi, bir seferde 25.000&#8242;den fazla su kuşunu (çevrebilimsel olarak sulak alanlara bağlı olan kuş) barındıran ve besleyebilen alanlardır, ikincisi ise, bir seferde 10.000-25.000 arasında su kuşunu barındıran ve besleyebilen alanlardır.</font></p>
<p><font size="3">Türkiye sulak alanlar bakımından zengin bir ülke olmakla birlikte, sulak alanların korunması açısından ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.</font></p>
<p><font size="3">Değişik amaç ve nedenlerle sulak alanların bazıları kurutulmuş, bazıları da kurutulmak istenmektedir. Sıtma ile savaşım yıllarında bazı sulak alanların kurutulmuş olması anlaşılabilirse de, hâlâ tarımsal üretime ayrılacak toprak kazanmak için bu yola başvurulması anlamsızdır. Bugüne değin bu yoldan kazanılan toprakların ancak % 35&#8242;i tarıma uygun duruma gelebilmiştir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Endemik Bitkiler</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Yeryüzünün yalnızca belli bir bölgesinde yetişebilen bitkilere endemik bitki denilmektedir. Türkiye dünyanın en zengin floraya sahip ülkelerinden biridir. Avrupa kıta florası 12.000 dolaylarında, Türkiye florası ise 9.000 dolaylarındadır. Avrupa ülkelerinin en zengin endemik bitkiye sahip olanlarında 2.750 endemik bitki türü varken, Türkiye&#8217;de bu sayı 3.000&#8242;i bulmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Endemik türler uluslararası ölçütlere göre bir kaç kategoride toplanmıştır. Buna göre endemik türler; tükenmiş, tehlikede, zarar görebilir ender, bilinmeyen, yetersiz bilinen, tehlike dışı, ender ya da baskı altında olarak sınıflandırılmıştır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Fauna</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Fauna belli bir yere özgü yaban hayvan topluluğudur. Fauna tanımı belli bir alanla sınırlı olabileceği gibi belli bir zamanla da sınırlanabilir. Örneğin bazı hayvanlar belli bir alana mevsimlik gelirler ve bu durumda yaz faunası, güz faunası olarak adlandırılırlar.</font></p>
<p><font size="3">Fauna bilimsel açıdan olduğu kadar ekonomik bakımdan da büyük değer taşır. Ekonomik kaynaklar arasında önemli bir yer tutan fauna, milli parkları, sulak alanları zenginleştiren önemli bir peyzaj öğesidir. Faunanın asıl önemi, florada olduğu gibi, genetik kaynak olmasından ileri gelmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Türkiye, coğrafi yapısı, iklimsel koşulan, florasının niteliği nedenleriyle zengin bir fauna barındırmaktadır. Çevrebilimsel koşullardan kaynaklanan özelliklerin yanı şıra, Anadolu&#8217;nun büyük göç yollan üzerinde olması, onu kuş göçlerinin odak noktası yapmış/özellikle yırtıcı kuş göçlerinin temel yolu olmuştur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Endemik Hayvanlar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Endemik hayvan türleri, yalnızca belirli yerlerde yasayan hayvan türlerini ifade eder.</font></p>
<p><font size="3">Endemik hayvan türleri, endemik bitki&#8217; türleri ile kıyaslanırsa, sayıca daha az oldukları görülecektir. Bunun nedeni de hayvanların bitkiler gibi belli bir yere bağlı olmamasıdır. Türün dinamikliği arttıkça, endemik olma özelliği de azalacaktır.</font></p>
<p><font size="3">Türkiye&#8217;deki endemik yaban hayvan türlerinin başlıcaları, Anadolu yaban koyunu, ala geyik, yaban keçisi, pars, ceylan, Abant alabalığıdır. Aynca yaban olmayan Ankara keçisi, Ankara kedisi, Van kedisi gibi endemik türlerden de söz edilebilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Faunaya ilişkin Sorunlar</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Türkiye&#8217;de faunanın karşı karşıya bulunduğu temel sorunlar, kirlenme, bozulma ve avcılıktır.</font></p>
<p><font size="3">Kirlenme kentsel ve endüstriyel atıklar ile tarımsal mücadele ilaçlarının aşırı kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Atıklar hava, su ve toprak aha ortamlarından oluşan faunanın yaşam ortamını yaşanılır olmaktan çıkarmakta, hayvanlar göçmek ya da ölmek ikilemiyle karşılaşmaktadırlar. Ayrıca tarımsal mücadele yapılan yerlerde de aşın ilaçlama hedeflenen türün dışındaki fauna için de bir çevre kıyımına (ecocide) dönüşmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Hayvanların yaşam ortamlarının bozulması, çayır ve mer&#8217;alarda olduğu gibi yaşam ortamının niteliğinin bozulması ya da alanların yok olması, buralarda yaşayan faunayı olumsuz etkilemektedir.</font></p>
<p><font size="3">Ülkemizde bilinçli ve av belgeli avcının sayıca az olması bilinçsizce sürdürülen avcılığın ön plana geçmesi, su ve kara faunasına büyük zarar vermektedir. Düzensiz avlanma, üreme mevsimlerine dikkat etmeme, yaban kuşlarının yumurtalarından yararlanma avlanmadan kaynaklanan temel sorunlardır.</font></p>
<p><font size="3">Günümüzde karşılaşılan bir diğer sorun da, bazı türlerin kaçakçılığı, yurtdışına satılmasıdır. </font></p>
<p><font size="3">Gümrüklerimizden kolayca çıkarılabildi bu türler, ancak gittiği ülkenin mevzuatı yasaklıyorsa geri dönebilmektedirler.</font></p>
<p><font size="3">Faunanın ye endemik hayvanların korunmasından Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Orman Bakanlığı, Çevre Bakanlığı sorumludur, ilgili yasalar ise, Kara Avcılığı Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Su Ürünleri Kanunu, Çevre Kanunu&#8217;dur. &#8220;</font></p>
<p><font size="3">Türkiye türlerin ve yaşam ortamlarının korunmasına ilişkin iki temel sözleşmeyi henüz imzalamamıştır. Bunlar;</font></p>
<p><font size="3">• Yaban Hayvanlarından Göçmen Türlerin Korunmasına Dair Sözleşme (Bonn Sözleşmesi),</font><br />
<font size="3">• Özellikle Su Kuşları Yaşama Alanı Olarak Uluslararası Önemde Sulak Alanlar Sözleşmesi (Ramsar) Sözleşmesizdir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">KÜLTÜREL ÇEVRE</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kültürel Çevre Tanımı</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kültürel çevre ile tümü insan eliyle üretilmiş olan çevre kastedilmektedir. Çevresel değerler arasında yer alan canlı ve cansız doğal çevre değerleri, insanın tarih boyunca geliştirdiği uygarlıkların ürünü olan kültürel çevre ite bir bütün oluştururlar.</font></p>
<p><font size="3">Kültürel çevre de su, hava, toprak, flora-fauna gibi kirletile-bilen ya da yitirilebilen bir çevredir. Bir başka anlatımla, yaratılmış olan kültür, yaşayan kültürün yıkımı ya da bozucu etkisiyle karşı karşıyadır.</font></p>
<p><font size="3">insanın tarih boyunca yarattığı kültürel değerlerin fiziksel çevreye yansımış olan görüntüsü tarihsel çevre olarak tanımlan-maktadır.Tarihsel çevrenin korunması ise oldukça eskidir. Örneğin, Türkiye&#8217;de ilk kez 1906 yılında tarihi değerleri korumak için Asanâtika Nizamnamesi çıkarılmıştır.</font></p>
<p><font size="3">XX. yüzyılın son çeyreğinde gelişen çevre düşüncesi, çevre hakkı vb. kavranılan, insanoğlunun geçmiş uygarlıklarının ürününe, tarihi çevrelerine, insanlığın ortak mirası adı altında sahip çıkması ile sonuçlanmıştır.</font></p>
<p><font size="3">Bu gelişmeler çerçevesinde 1973 yılında Eski Eserler Kanunu çıkarılmış, 1983 yılında ise Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile kültür varlıklarının tanımlanması ve korunması yeniden düzenlenmiştir. Bu konuda de alınan tanımlar. Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Yasasına göre; Kültür varlıkları, tarih öncesi ve tarihi&#8221; devirlere ait bilim, ,. kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan, yer üstünde, yer altında ya da su altındaki bütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.</font></p>
<p><font size="3">Sit, tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli -uygarlıkların ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, önemli tarihi olayların geçtiği yerlerdir.</font></p>
<p><font size="3">Koruma ve korunma, taşınmaz kültür .varlıklarında; koruma, bakım, onarım, restorasyon, işlev değiştirme işlemleri; Taşınır kültür varlıklarında; koruma, bakım, onarım ve restorasyon işlemleridir.</font></p>
<p><font size="3">Koruma alam taşınmaz kültür varlıklarının korunmaları ya da tarihi çevre içinde korunmaları gereklilik taşıyan korunması zorunlu alanlardır.</font></p>
<p><font size="3">Değerlendirme, kültür varlıklarının gösterilmesi, düzenlenmesi, kullanılması ve bilimsel yöntemlerle tanıtılmasıdır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Türkiye&#8217;de Kültürel Çevrenin Genel Görünümü</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Ülkemizdeki kültürel çevre, geçmiş dönemlerde ortaya konmuş tarihsel çevre ile çağdaş kültürel çevreden oluşmaktadır. Ancak koruma etkinlikleri söz konusu olduğunda tarihi çevre asıl olduğundan burada tarihi çevrenin görünümü betimlenecektir.</font></p>
<p><font size="3">Tarihsel çevre açısından çok zengin olan Türkiye, pek çok arkeolojik alanlara ve tarihi çevreye sahiptir.</font><br />
<font size="3">Arkeolojik alanlar tarihi dönemlere göre;</font></p>
<p><font size="3">• Prehistorik (tarih öncesi)</font><br />
<font size="3">• Eski Çağlar (Hitit, Frig, Urartu vb.)</font><br />
<font size="3">• Antik Dönem (Yunan, Helenistik, Roma) olmak üzere üç</font><br />
<font size="3">kümede toplanır.</font></p>
<p><font size="3">Tarihsel çevre ise, tarihi dönemlere göre yine üç kümede toplanabilir. Bunlar sırasıyla;</font><br />
<font size="3">• Ortaçağ (Bizans, Selçuklu ve Beylik Dönemleri)</font><br />
<font size="3">• Yeniçağ Osmanlı (Erken 16. yüzyıl sonrası, klasik 16., 17., 18. yüzyıl, geç dönem 19. ve 20. yüzyıl)</font><br />
<font size="3">•Erken Cumhuriyet (1945&#8242;e kadar)</font></p>
<p><font size="3">Tarihsel çevreyi betimlemek için, bulunduğu yere göre ikiye ayırıp, kentsel yerleşmeler içinde ve kentsel yerleşmeler dışında yer alan tarihsel çevrelerden söz edilebilir. Kent içinde olanlar kentsel sit, anıt ya da tek yapı düzeyindedir. Kent dışındakiler ise arkeolojik sit niteliğindedir. Bununla birlikte kent içinde de arkeolojik site rastlanabilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kültürel Çevreyi Koruma Sorunları</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kültürel çevrenin korunmasına yönelik toplumsal bilincin yeterince gelişmemiş olması, kentleşmenin hız kazanması ile kentsel arsa rantının çok yüksek düzeylere ulaşması, ekonominin yapısal nedenleriyle taşınmazların spekülasyon aracı olması, kültürel çevreyi korumak, onarmak için yeterli kaynak bulunmaması ile de birleşince, kültürel çevreyi korumak oldukça güçleşmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Tarihsel çevreyi korumayı güçleştiren sorunları, nicelik ve uygulama sorunları olarak iki kümede toplamak olanaklıdır.</font></p>
<p><font size="3">Niceliksel sorunlar, korumaya aday çok sayıda yapı olmasından kaynaklanmakta, bu denli çok yapının koruma konusu olması zaman ve para açısından güçlük yaratmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">Uygulama sorunlarının başında, deneyimsizlik, projelendirme hataları, yapım hataları gibi teknik yetersizlikler gelmektedir. Konunun tek sorumlusu bu nedenler olsa idi, zaman içinde bunların geliştirilmesi, üstesinden gelinmesi sağlanabilirdi. Oysa buların dışında ekonomik, toplumsal, tüzel ve siyasal nedenler korumayı kısa vadede gerçekleştirilmeyecek ölçüde güçleştirmektedir.</font></p>
<p><font size="3">imar baskısının tarihi doku üzerinde kendini duyurması, miras sistemi, korumanın kaynağının nasıl sağlanacağı, bu konudaki düzenlemeleri sürdürecek belli bir örgütün bulunmaması aşılamayan sorunlar olarak görünmektedir.</font></p>
<p><font size="3">Kültürel çevreyi korumaya yönelik temel yasa, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu&#8217;dur. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ile Koruma Kurulları Yönetmeliği, yerel yönetimlerin kuruluş yasaları, kültürel çevre yönetiminde görev ve yetkileri belirtmektedir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">D.SES (GÜRÜLTÜ) KİRLİLİĞİ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Bilimsel yönden “düzensiz ses” olarak nitelendirilen gürültü, hoşa gitmeyen, rahatsız edici duygular uyandıran bir akustik olgu veya beğenilmeyen, istenmeyen sesler topluluğu olarak tanımlanır.</font></p>
<p><font size="3">Gürültü, tüm dünyada özellikle büyük kentlerde hızla kentleşmenin, endüstrileşmenin, ulaşımın artan nüfusun vb. etkenlerin yarattığı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin ülkemizdeki büyük kentlerde son yıllarda artan kara trafiğinin gürültünün ne denli etkili olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bunu gibi açık pazarlar, eğlence yerleri, çocuk parkı ve bahçeleri, endüstri kuruluşları, yapı ve yol yapım ve onarımları, hava ve deniz trafiği gibi gürültü kaynakları düşünüldüğünde, bunun da gerçekten önemli bir çevre kirliliği yarattığı söylenebilir. </font></p>
<p><font size="3">Gürültü düzeyleri “desibel” (dB) birimi ile değerlendirilir. Ses 35 – 40 desibele ulaştığında gürültü olarak değerlendirilmektedir. 100 dB’nin üzerindeki gürültüler çok şiddetli gürültüler olarak tanımlanır. Sokak gürültüleri 60 – 90 dB arasında, bazı zamanlar bunların dışında değerler gösterilebilir. Büro gürültüleri, ortalama 35 – 65 dB, eğer çok gürültülü çalışan makineler varsa 80 – 85 dB olabilir. Evlerde 40 – 50 dB fon gürültüsü düşünülebilir. Büyük kentlerde kent içi gürültüsü 103 dB’ e ulaşırken motosiklet gürültüsü 110 dB, hava kompres-yonu ile çalışan delici tabancalar 120 dB civarında gürültüye neden olurlar. </font></p>
<p><font size="3">Ses kirliliği kaynaklarının başında trafik sorunu gelir. Taşıtlardan çıkan fren sesleri, motor ve egzoz sesleri trafik gürültüsünün başında gelir. Trafiğin yoğun olduğu büyük şehirlerimizde karayolundan geçen taşıtların sayısı gün geçtikçe artar. Büyük şehirlerimiz bu yoğun karayolu gürültüsünden gittikçe daha fazla etkilenir.</font></p>
<p><font size="3">Demir yollarının yük taşımacılığında önemli yeri vardır. Ancak demir yollarının gürültüsü insanlarda rahatsızlık uyandırır. Ayrıca büyük şehirlerdeki uçaklarda ses kirliliğine neden olur.</font></p>
<p><font size="3">Endüstrinin yoğun olduğu bölgelerde endüstri gürültüleri bu işlerle uğraşan kişileri doğrudan etkiler. Hatta tedavisi olmayan rahatsızlıklara neden olabilir. Çevremizde, bağıran satıcılardan arabalarının kornalarını istedikleri zaman çalan insanlara kadar birçok sorumsuz kişi bulunur. Ayrıca sorumsuzca açılan radyo ve teyp sesleri de ses kirliliğine neden olur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Ses kirliliğinin etkileri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Gürültünün de insan sağlığını en az hava ve su kirlenmesi kadar etkilediği saptanmıştır. Nabız ve soluma hızlarını arttırarak insanların fizyolojik durumunda değişikliklere yol açabildiği gibi, geçici ya da kalıcı işitme bozuklukları da yaratabilir. Gürültüden kaynaklanan işitme bozukluğu milyonlarca sanayi işçisini ve bazı askeri personeli tehdit etmektedir. Ayrıca gürültünün kalp krizine ve yüksek tansiyon, ülser gibi kronik rahatsızlıklara neden olduğu yolunda tıbbi bulgular vardır. Bununla beraber kulak çınlaması – sağırlık, kalp ritminin artması, kaslarda yorgunluk, iş ritminin artması, iş veriminde düşüş, salgı düzeni ve sindirim sisteminde bozukluk, dikkat dağılımı, uyku düzeninde aksaklıklar gibi durumlarda insana zarar verebilir.</font><br />
<font size="3">İnsan kulağı 165 dB şiddetindeki bir sese 0,003 saniye; 145 dB şiddetindeki bir sese ise 0,3 saniye süre ile kalıcı bir etki olmadan dayanabilmektedir. Bu şiddetteki seslerin uzun sürmesi için kulak zarı yırtılmaları, özengi kemiği çıkıkları, orta kulakta kanama, iç kulakta önemli arızalar ortaya çıkar. Sesin sürekli olması, kesikli olmasından daha tahrip edicidir.</font></p>
<p><font size="3">Günlük 8 saat çalışan kişinin bu süre içinde sürekli olarak çalışabileceği gürültü şiddeti 93 dB olursa günlük çalışma 4 saat, 96 olursa bu süre en fazla 2 saat olmalıdır. ses kirliliğinin insanlar üzerinde iki şekilde etkisi vardır: </font></p>
<p><font size="3">• Fizyolojik etkiler: Ses kirliliği geçici ya da sürekli işitme kaybına, yüksek tansiyona, solunum ve dolaşım bozukluğuna yol açar.</font></p>
<p><font size="3">• Psikolojik etkiler: Zihinsel etkinliğin azalmasına, strese,uyku düzeninin bozulmasına, sinirliliğe, dikkatin dağılmasına, iş veriminin düşmesine neden olur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Ses kirliliğinin önlenmesi için ;</font></font></strong></p>
<p><font size="3">• Toplu taşıma sistemine geçilmeli, metrolarla yapılan yer altındaki trafiğe önem verilmeli, bisiklet kullanımı yaygınlaştırılmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Taşıtlara susturucu takılmalı, gerekli kontrolleri zamanında yapılmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Sanayi tesisleri şehir dışına kurulmalı, gürültü ölçümleri yapılmalı, gürültülü yerlerde çalışan kişiler kulaklarına kulaklık takmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Evlerde çift camlı pencereler kullanılmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Seyyar satıcıların bağırarak mal satmaları yasaklanmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Evlerde başkasını rahatsız edecek şekilde gürültü edilmemeli,</font></p>
<p><font size="3">• Ses kirliliği konusunda kişi ve kuruluşlar bilinçlendirilmelidir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">E. Radyasyon</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Radyasyon, duyu organlarımızla algılayamadığımız bazı radyoaktif maddelerin yaydıkları zararlı ışın ve parçacıklardır. Sanayinin gelişmesi, nükleer santrallerin yapılması ve özellikle de radyoaktif madde olan uranyumun bulunması radyasyonun artmasına yol açmıştır. Radyasyon kaynaklarını iki gruba ayırabiliriz:</font><br />
<font size="3">Doğal radyasyon kaynakları: Güneş ve uzaydan gelen kozmik ışınlar ile yeryüzünde bulunan bazı kayaların içindeki radyoaktif maddelerdir.</font></p>
<p><font size="3">Yapay radyasyon kaynakları: Nükleer silâhlar ve bombalar, nükleer santraller , X ışını makineleri radyasyon kaynaklarıdır.</font></p>
<p><font size="3">Radyasyonun etkileri de radyasyonun şiddetine, ışınların türüne ve süresine göre değişir. Radyasyon, kanserojen etkiye sahiptir. Hücre içindeki DNA&#8217;ya etki ederek genetik yapıyı bozar ve kalıtsal hastalıklara yol açar.</font></p>
<p><font size="3">Radyasyondan üreme hücresi etkilenirse meydana gelen bozukluklar soylara aktarılır.</font></p>
<p><font size="3">Doğal radyasyon dünyanın her yerinde farklı oranlarda bulunmaktadır. Radyasyonun yoğun olduğu bölgelerde çalışan kişilerin kanser olma oranı, radyasyonun az olduğu bölgelerde çalışanlara göre oldukça yüksektir.</font></p>
<p><font size="3">Radyoaktif atom çekirdeği parçalanırken çevresine alfa, beta ve gama ışınlarını yayar. Bu ışınlardan gama bütün vücuda zarar verirken; alfa ışınları derinin dış yüzeyine etki eder. Beta ışınları ise deriye ve deri altı dokusuna zarar verir. Radyasyon insanları etkilediği gibi, hayvan ve bitkileri de etkilemektedir. Radyasyon hayvanlarda sakat ve anormal doğumlara, bitkilerde ise anormal büyümelere neden olmaktadır.</font></p>
<p><font size="3">1986&#8242;da meydana gelen Çernobil kazasında çevreye yayılan radyasyon, dünyada pek çok insanın ölümüne, birçok insanın kanser ve çeşitli hastalıklara yakalanmasına neden olmuştur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Radyasyondan korunmak için;</font></font></strong></p>
<p><font size="3">•Nükleer santrallerde kazalara karşı gerekli önlemler alınmalı, bu santrallerden çıkan atıklar güvenli bir yerde depolanmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Yurt dışı kaynaklı nükleer atıkların denizlerimize atılmaları önlenmeli,</font></p>
<p><font size="3">• Dünyada nükleer silâh denemeleri yasaklanmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Üniversite, hastane, tıbbî teşhis ve tedavi laboratuarlarında, araştırma merkezlerinde radyasyon çıkaran makinelerin kullanımı standartlara uygun yürütülmeli, burada çalışanlar özel giysiler giyerek radyasyondan korunmalı,</font></p>
<p><font size="3">• Ozon tabakası radyasyondan korunmalıdır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ÜLKEMİZİN ÇEVRE SORUNLARI </font></font></strong></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Hava Kirliliği</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Hava kirliliği, havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek ya da yaşamdan maddi nesnelerden yararlanılmasını engelleyecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. Havanın tabii bileşimini değiştiren gaz, sıvı veya katı halde bulunabilen kimyasal maddelere hava kirleticileri adı verilmektedir. Gaz dışındaki kirleticiler havada aerosol halde olup, bazıları sis, mist, duman gibi özel adlar ile adlandırılmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Çevre havasında hava kirleticilerinin miktarının artması, hava kalitesini azaltmaktadır. Hava kalitesi sınır değerleri, insan sağlığının korunması amacıyla çevrede kısa ve uzun vadeli olumsuz etkilerin ortaya çıkmaması için atmosferdeki hava kirleticilerin bir arada bulunduklarında, değişen zararlı etkileri de göz önüne alınarak tespit edilmiş derişimlerle ifade edilen seviyelerdir. Genellikle hava kalitesi sınır değerleri; hava kirleticilerin düşük miktarlarının uzun sürede solunmasıyla ortaya çıkan kronik etkiler için verilen üst sınır değerleri gösteren uzun vadeli sınır değerler (UVS) ve kısa sürede hava kirleticilerin yüksek derişimlerinin solunmasıyla ortaya çıkan kısa süreli akut etkiler için verilen sınır değerleri gösteren kısa vadeli sınır değerler (KVS) olmak üzere iki başlık altında değerlendirilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Yerel ölçekte özellikle şehirlerdeki hava kirliliği problemleri birbirinden oldukça farklıdır ve topografya, nüfus, meteoroloji, sanayileşme seviyesi ve hızı ile sosyo-ekonomik gelişmeden oluşan bir dizi faktör bu farklılığa yol açar. Ayrıca, şehir nüfusundaki büyüme ile hava kirliliğine maruz kalan populasyonun artması, bu problemi daha ciddi bir hale getirmektedir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Hava Kirleticileri ve Kaynakları </font></font></strong></p>
<p><font size="3">Enerjinin üretilmesi ve kullanılması şehir yaşamının bir çok yönünü etkiler. Enerji ısınma ve aydınlanma, motorlu ulaşım ve endüstriyel prosesler için gereklidir. Fosil yakıtlar dünyadaki bütün şehirlerde bu enerji ihtiyaçlarının çoğunun karşılanmasında direkt olarak veya elektrik enerjisine dönüştürülme yoluyla kullanılmaktadır. Artan şehir nüfusu ve sanayileşme düzeyleri kaçınılmaz biçimde daha fazla enerji ihtiyacının ortaya çıkmasına bu da genelde kirletici emisyonlarının artmasına yol açmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Fosil yakıtların ısınma, güç üretimi için, motorlu taşıtlarda, endüstriyel proseslerde ve katı yakıtların yakma yoluyla bertarafında kullanılması şehirlerde atmosfere verilen hava kirleticilerinin temel kaynaklarıdır. Şehir çevresinde görülen en yaygın hava kirleticileri kükürtdioksit (SO2), azot oksitleri (NO veya NO2, genellikle NOx olarak adlandırılmakta) , karbon monoksit (CO), ozon (O3), askıda katı madde (PM) ve kurşun (Pb)dan oluşmaktadır. Bu kirleticiler geleneksel hava kirleticiler olarak da adlandırılmaktadır. Yakma, geleneksel hava kirleticilerin temel kaynağıdır, sabit kaynaklarda fosil yakıtların yakılması SO2, NOx ve partiküllerin oluşumuna neden olur. Isınmada katı yakıt kullanımı da (temel olarak odun ve kömür) bazı şehirlerde bu kirleticilerin önemli bir kaynağıdır. Benzinle çalışan motorlu taşıtlar NOx,CO ve Pb&#8217;nin temel kaynakları iken, dizel yakıtlı motorlu taşıtlar NOx&#8217;a ilaveten önemli miktarlarda partikül madde ve SO2 yayar. </font></p>
<p><font size="3">Fotokimyasal bir oksidant olan ve fotokimyasal pusun temel bileşeni olan ozon yakma kaynaklarından direk olarak yayılmaz, ancak güneş ışığının bulunması ile uçucu organik bileşikler (VOC) ve azot oksitlerden oluşur. VOC&#8217;lar trafik, organik kimyasalların (çözücüler gibi), hampetrolün taşınması ve kullanımı, doğal gaz kullanımı ve dağıtılması, az miktarda da atık bertaraf alanları ve atık su arıtma tesislerinden kaynaklanmaktadır. Yüksek trafik akışı olan daha sıcak ve güneşli şehirler ozon ve diğer öncü fotokimyasal oksidantların oluşumu için iyi bir ortam hazırlar. </font></p>
<p><font size="3">Kurşun temel olarak yakıt katkı maddeleri, metal ergitme ve pil üretim tesislerinden yayılır, ancak kurşunlu benzin kullanımı kurşun açığa çıkaran en önemli kaynaktır. </font></p>
<p><font size="3">Şehirlerimizde detaylı emisyon envanterleri bulunmasa da trafikte seyreden motorlu taşıtların sayısındaki artıştan, CO, NOx ve partikül madde gibi hava kirleticilerin artmasında önemli rol oynadığı sonucunu çıkarmak mümkündür. </font></p>
<p><font size="3">Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, çok değişik hava kirliliği kaynakları mevcuttur. Hareketli (mobil) ve sabit kaynakların hava kirletici emisyonlarına katkıları şehirler arasında değişiklik göstermekte, motorlu taşıt ve endüstri düzeyi, yoğunluğu ve çeşidine göre değişmektedir. Gelişmekte olan ülkelerdeki motorlu taşıtlar daha eski ve bakımsız olduklarından, buralardaki motorlu taşıtlar önemli bir kirlilik kaynağı oluşturmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Geleneksel ve yaygın hava kirleticilerinin yanında, düşük konsantrasyonlarda olmasına rağmen toksik ve kanserojen kimyasalların emisyonlarının arttığı tespit edilmiştir. Bunlar bazı ağır metaller (berilyum, kadmiyum, civa vb.), organik bileşikler (benzen, poliklorodibenzo-dioksin ve -furanlar, formaldehit, vinil klorür, poliaromik hidrokarbonlar gibi) , radionükleidler (radon gibi) ve liflerdir (asbest gibi). Bu kimyasallar atık yakma tesisleri, atık su arıtım tesisleri, endüstriyel ve imalat prosesleri, çözücü kullanımı, inşaat materyalleri ve motorlu taşıtlardan oluşan oldukça geniş bir kaynaktan yayılmaktadır. Bunların emisyonları geleneksel kirleticilerinkiyle karşılaştırıldığında oldukça düşük olmakla beraber, yüksek toksisite ve kanserojen potansiyelleri veya ikisinin bileşimi göz önüne alındığında, insan sağlığı açısından ciddi tehlikeler yol açabilmektedir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Hava Kirliliğinin Etkileri </font></font></strong></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">İnsan Sağlığına Etkiler</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Geleneksel hava kirleticilerin çoğu, solunum ve kardiyovasküler sistemleri direk etkiler. Hastalık, ölüm ve akciğer fonksiyon bozukluklarındaki artışlar SO2 ve partikül madde düzeylerindeki artışlarla ilişkilidir. NO2 ve ozon da solunum sistemini etkiler, bunlara akut maruz kalma iltihaplı (enflamatuvar) hastalık ve geçirgenliğe duyarlılık , akciğer fonksiyon bozuklukları ve nefes borusu reaktivitesinde artışlara neden olur. Ozonun aynı zamanda göz, burun ve boğazı tahriş ettiği ve baş ağrılarına neden olduğu bilinmektedir. CO hemoglobine bağlanabildiğinden ve kandaki oksijenin yerini alır, bu da kardiyovasküler ve sinirsel davranış problemlerine yol açar. Kurşun kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerinde hemoglobin sentezini engeller, karaciğer ve böbrekleri bozar ve nörolojik zararlara yol açar. </font></p>
<p><font size="3">Hava kirliliğinin doğrudan insan sağlığına etkileri, kirliliğe maruz kalınan süre ve yoğunluk ile ilgili nüfusun genel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Çocuklar ve yaşlılar, solunum ve kardiyovasküler hastalığı olanlar, alerjik olanlar ve egzersiz yapanlar gibi nüfustaki bazı gruplar daha çok risk altındadır. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Bitkilere ve Yapılara Etkiler </font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kükürt ve azot oksitleri asidik birikimin temel bileşenleridir. Uzun süreli taşınımları kara ve su eko sistemlerinde olumsuz etkilere yol açan toprak ve suların asidifikasyonuna yol açmaktadır. SO2 ve ozon bitkilere zararlıdır, özellikle ozon ürün kayıpları ve ormanlara zarar vermektedir. Bunlar kloroplastların sayısında azalma ile renk solması veya sararma, dış epidermal tabakanın tahribatı neticesinde yaprak yüzeylerinin parlaklaşması veya yüzeyde benekleşme şeklinde fiziksel etkiler veya mekanizmalarında aksaklıklar gibi fizyolojik ve biyokimyasal etkilerdir. </font></p>
<p><font size="3">SO2 atmosferde veya metal yüzeylerinde sülfürik asit oluşturmak suretiyle metallerin korozyon hızlarının artmasına neden olmaktadır. SO2&#8242;nin yapılar üzerine etkisi, kireçtaşı ile reaksiyona girerek suda çözünebilen, dolayısıyla yapılarınn zamanla yıpranmasına yol açan maddeleri meydana getirme şeklindedir. Ozonun en önemli etkisi kauçuk materyallerini çatlatma şeklindedir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Ülkemizde Yaşanan Hava Kirliliği </font></font></strong></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Kentlerimizdeki hava kirliliği özellikle ısınma döneminin başlaması ile birlikte artış göstermektedir. Kış aylarında ısınmadan kaynaklanan hava kirliliğinin temel sebepleri; ısınmada düşük vasıflı yakıtların iyileştirme işlemine tabi tutulmadan kullanılması kömüre uygun yakma sistemlerinin kullanılmaması, yanlış yakma tekniklerinin uygulanması ve kullanılan kazanlarının işletme bakımlarının düzenli yapılmaması olarak sıralanabilir. Bunların yanı sıra, metropollere yönelen ve aşırı ölçüde birikime yol açan büyük göç, kentlerde yerleşim, konut, altyapı, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi sorunlarla birlikte çevre problemlerinin artışına neden olmuştur. Ayrıca topografik ve meteorolojik şartlara göre şehirlerin yanlış yerleşmesi ve dolayısıyla çarpık kentleşme şehirlerimizde görülen hava kirliliğini artırmaktadır. Şehirlerde nüfus artışına paralel olarak artan motorlu taşıt sayısı da özellikle trafiğin yoğun olduğu yerlerde hava kirliği sorunu yaratmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Türkiye genelinde hava kirliliği seviyesinin izlenmesi için 69 il merkezi ve 7 ilçe merkezinde olmak üzere toplam 171 istasyonda kükürtdioksit (SO2) ve Partiküler madde (PM) ölçümleri yapılmaktadır. İstanbul ve Ankara dışında yer alan istasyonlarda bulunan cihazlar yarı otomatiktir. Ayrıca Ankara Sıhhiye istasyonunda karbonmonoksit ve NOx emisyon ölçümleri yapılmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Kış Sezonu (Ekim-Mart )Hava Kirliliği Ortalama Değerleri </font><br />
<font size="3">Kükürtdioksit Konsantrasyon Değeri (Ug/M3) Partikül Madde Konsantrasyon Değeri (Ug/M3) </font></p>
<p><font size="3">İller 1991</font><br />
<font size="3">1992 1992</font><br />
<font size="3">1993 1993 </font><br />
<font size="3">1994 1994</font><br />
<font size="3">1995 1995 </font><br />
<font size="3">1996 1997 </font><br />
<font size="3">1998 1991 </font><br />
<font size="3">1992 1992 </font><br />
<font size="3">1993 1993 </font><br />
<font size="3">1994 1994 </font><br />
<font size="3">1995 1995 </font><br />
<font size="3">1996 1997-</font><br />
<font size="3">1998 </font><br />
<font size="3">Kayseri 249 190 202 126 140 167 110 106 153 75 88 122 </font></p>
<p><font size="3">Nüfusun yoğun olduğu büyük şehirlerimiz başta olmak üzere, özellikle kış sezonunun başlaması ile birlikte şehirlerde, yüksek kükürt içeren katı ve sıvı fosil yakıtların kullanılması ve bu yakıtlara uygun olmayan yakma sistemlerinden dolayı hava kirliliğinde artış gözlenmiştir. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Katı Yakıtlar:</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Ülkemizde tespit edilmiş bulunan toplam linyit rezervi 8.4 Milyar ton civarındadır. Linyitlerimizin büyük çoğunluğu yüksek seviyede kül, uçucu madde, nem, kükürt ve düşük alt ısıl değere sahiptir. Dolayısıyla ıslah edilmeden ocaktan çıktıkları gibi yakıldıkları zaman havaya bol miktarda kirletici madde vermektedir. Kömürleri iyileştirmek için 7 adet kömür yıkama tesisi kurulmuştur. </font></p>
<p><font size="3">Türkiye&#8217;deki mevcut kömür yıkama zenginleştirme tesislerinin sayı ve kapasitesi, linyit ve taşkömürü üretim kapasiteleri ile karşılaştırıldığında çok azdır. Bu sebeple yerli kömür kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin azaltılması için illerde kullanılacak kömür özellikleri illerin hava kirliliği derecelerine göre belirlenmiştir. Bu değerler Tablo 2’de yer almaktadır. </font></p>
<p><font size="3">I.Derece Kirli İllerde Kullanılacak Kömür Özellikleri</font><br />
<font size="3">II.Derece Kirli İllerde Kullanılacak Kömür Özellikleri</font><br />
<font size="3">III.Derece Kirli İllerde Kullanılacak Kömür Özellikleri </font><br />
<font size="3">Alt Isıl Değer (Kcal/kg) min 4000(-200) satışa sunulan min 3500(-200) satışa sunulan min 3000(-200) satışa sunulan </font><br />
<font size="3">Yanar Kükürt (%) max 1 satışa sunulan max 1.3 satışa sunulan max 1.65 satışa sunulan </font><br />
<font size="3">Boyut (mm) 18-200 (+%10 tolerans) 18-200 (+%10 tolerans) (+%10 tolerans) </font><br />
<font size="3">200 (+%20 tolerans) </font></p>
<p><font size="3">Linyit rezervi ve kalitesi belli olan ülkemizde standartları belirlenen bu kömürlerin yanı sıra ithal kömür, kükürdü düşük fuel-oil ve doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması çalışmalarına hız verilmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Ülkemizde kullanımına izin verilen ithal kömürün özellikleri Tablo 3’de verilmiş olup, “Çevrenin Korunması Yönünden Kontrol Altında Tutulan Madde ve Atıklara İlişkin Dış Ticarette Standardizasyon 1997/3 Tebliği” kapsamında kömür ithalatı 1993 yılından bu yana denetim altında tutulmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Tablo 3: Ülkemizde kullanımına izin verilen ithal kömürün özellikleri </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Isınma Amaçlı Sanayi Amaçlı</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Alt Isıl değer (Kcal/kg) min 6000 (orijinal bazda) min 6000 (orijinal bazda) </font><br />
<font size="3">Toplam Kükürt (%) max 1 (kuru bazda) max 1 (kuru bazda) </font><br />
<font size="3">Uçucu Madde (%) 12-22 (kuru bazda) max 36 (kuru bazda) </font><br />
<font size="3">Toplam Nem (%) max 10 (orijinal bazda) </font><br />
<font size="3">Boyut (mm) 10 (- %10 tolerans) 0-50 </font></p>
<p><font size="3">Entegre demir çelik tesislerinde uçucu madde ve ebat serbest bırakılmıştır. </font></p>
<p><font size="3">Sıvı Yakıtlar; Ülkemizde sıvı yakıt üretiminin %86’sı TÜPRAŞ ve %14’ü ATAŞ rafinerileri tarafından yapılmaktadır. TÜPRAŞ tarafından, %3.5 kükürtlü 6 nolu fuel-oil ile %1.5 kükürtlü kalorifer yakıtı olmak üzere 2 cins fuel-oil üretilmektedir. 6 nolu fuel-oil sanayi amaçlı kalorifer yakıtı ise yerleşim bölgelerindeki küçük sanayi tesisleri ile konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılmaktadır. Uluslararası normlara uyum sağlanması amacıyla gerekli yatırımların rafinerilerde yapılması gerekmektedir. TÜPRAŞ bu yatırımları ancak 2000 yılından sonra gündeme alabileceğini belirtmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Doğal gaz; Gerek nüfus artışı ve gerekse sanayileşme hamlesine bağlı olarak enerji ihtiyacının karşılanması ve şehirlerimizde kış döneminde hat safhalara ulaşan hava kirliliğinin önlenmesi açısından çözüm olarak görülen doğal gaz, ülkemizde ilk olarak 1987 yılının Haziran ayında Hamitabat Kombine Çevrim Santralında elektrik üretimi amacıyla kullanılmaya başlanmış olup, Ankara-İstanbul-Bursa-Kocaeli ve Eskişehir illerimizde ve çevrelerindeki sanayi kuruluşlarında kullanılmaya başlanmıştır. </font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği </strong></font></font></p>
<p><font size="3">Son yıllarda, otomotiv sanayiinin gelişmesi, nüfus artışı ve Türkiye&#8217;nin yaşam seviyesinin büyük gelişme göstermesi sonucunda, Motorlu Karayolu Taşıtları sayısı büyük bir hızla artmıştır. Bunun sonucu özellikle büyük kentlerde motorlu taşıtların hava kirliliğine katkı payı artmış, zararlı emisyonları nedeniyle çevre sağlığını bölgesel ve küresel ölçekte tehdit etmeye başlamıştır. Bu emisyonların azaltılması amacıyla, AT ülkelerinde uygulanan regülasyonlara uyumlu olarak Türkiye&#8217;de yerli üretilen ve ithal araçlarda EURO-93 standardına geçiş çalışmaları başlamıştır. Bu konu ile ilgili olarak 1995 yılından itibaren, yeni trafiğe çıkan yerli üretilen ve ithal edilen otomobillerde eşzamanlı olarak katalitik konvertör ve yakıt enjeksiyon sistemi kullanımı ile EURO-93 standardına uyum çalışmaları başlayacak ve kademeli olarak devam ederek 2000 yılında geçiş tamamlanacaktır (Bakınız Gönüllü Anlaşmalar). Kurşunsuz süper benzinin zorunlu yakıt olması göz önünde bulundurularak, kurşunsuz süper benzinin fiyatının ucuzlatılması ile, yurt sathında yaygınlaştırılması ve EURO-93 standardına uyan araçlarda vergi indirimi çalışmaları sürdürülmektedir. </font><br />
<font size="3">Motorlu taşıtlardan kaynaklanan emisyonlar, atmosferde gaz, aerosol ve partikül madde olarak bulunan yüzlerce bileşiği içerirler. Motorlu taşıtlar ile ilişkili başlıca hava kirleticileri, karbonmonoksit (CO), karbondioksit (CO2), partikül madde (PM), azot oksitleri (NOx) ve uçucu organik bileşikler (hidrokarbonlar (HC))dir. Bunların son ikisi NOx ve HC traposferik ozonun oluşmasına sebep olurlar. Oksijenin aktif bir hali olan ozon, hidrokarbonlar ile azot oksitlerin ısı ve güneş ışığı aracılığı ile birleşmesinden oluşur. Özellikle, insanların solunum yollarına zarar verir, yapı, bina ve malzemeleri aşındırır, rüzgarlar ile taşınarak asit yağmurları halinde bitki örtüsünün ve ormanların tahribine neden olur. Bilinen karbonmonoksit kirliliğinin yanında, yer seviyesi ozon miktarı artış, stratosferik ozonun faydalarının aksine çevre sağlığı açısından çok zararlıdır. Ayrıca motorlu taşıt egzoz emisyonları da karbondioksit, metan ve nitröz oksidi gibi bir çok sera gazlarını da ihtiva ettiği için yer kürenin ısınmasında önemli rol oynarlar. Kurşun, asbest ve klima sistemlerinde ozon tabakasını inceltici madde olarak kullanılan kloroflor karbonlar diğer zararlı emisyonları teşkil ederler. Bu emisyonlar, yakıt bileşimleri ve yakıt katkı maddeleri ile ilişkili olduğu kadar, yanmamış yakıt ve tam olmayan yanma ile ilgilidir. Bunun yanında yakıt dağıtımı, depolanması, taşıtların depolarına doldurulması ve taşıtların seyri sırasındaki buharlaşma kayıplarından oluşan emisyonlar sayılmalıdır. </font></p>
<p><font size="3">TÜPRAŞ kurşun katkılı olarak ürettiği benzindeki kurşun miktarını 1988 yılından itibaren normal benzinde 0.42 g/L&#8217;den 0.15 g/L&#8217; ye, süper benzinde ise 0.84 g/L&#8217;den 0.40 g/L&#8217; ye düşürmüştür. Ayrıca TÜPRAŞ, AT ülkelerinde kullanılan ve Eurosuper ismi verilen 95(RON) Oktanlı kurşunsuz benzini. bugün yılda 500.000 ton üretebilecek durumdadır. </font></p>
<p><font size="3">Rafinerilerimizin Türkiye&#8217;nin tüm benzin ihtiyacını kurşunsuz benzin ile karşılamak üzere 2005 yıllarına kadar uzanan yatırım plan ve programları da hazır bulunmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Halihazırda, TÜPRAŞ&#8217;ın mevcut rafineri imkanları ile 1.250.000 ton kurşunsuz benzin üretebilme kapasitesi olmasına karşın, 1996 yılında sadece 281.706 ton kurşunsuz benzin satılmış, toplam tüketim içindeki payı ise %6.62 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran diğer ülkelerle kıyaslandığında (ABD %98, Japonya %100) düşük olmaktadır. Yapılan araştırmalarda, Türkiye&#8217;de her 100 petrol istasyonundan yaklaşık 30 tanesinde kurşunsuz benzin satışı yapıldığı anlaşılmıştır. Kurşunsuz benzinin diğer benzinlerle arasında fiyat avantajı olmaması tüketicinin talebinin düşük oranda kalmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda, kurşunsuz benzin kullanımının arttırılması için fiyatının düşürülmesi ve akaryakıta uygulanan vergilerde indirim yapılması amacıyla ilgili kurumlar ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile çalışmalar sürdürülmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Bu arada dizel yakıtlarla ilgili olarak önemli bir nokta da, motorindeki kükürt miktarı, daha az gürültü ve daha az kükürtdioksit emisyonu için 1988 yılında ağırlıkça % 1&#8242;den % 0.7&#8242;ye azaltılmış olup, hidrokraking yatırımları ile daha aşağı değerlere ve AT Normu olan % 0.3 değerine düşürülmesi hedeflenmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Son yıllarda yurdumuzda motorlu taşıt sayısı ise çok büyük rakamlara ulaşmıştır. Fakat otomobil sayısı Motosiklet, Moped ve Traktör hariç karayolu taşıtlarının % 75&#8242;ine tekabül etmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Otomotiv Çevre Deklarasyonu ;1995 yılından itibaren motorlu taşıtların AT Standartlarında yani EURO-93 Normlarında üretilmesi ve otomotiv sektörünün gerekli teknolojik değişimleri tamamlaması hedefiyle, Türk Otomotiv Sanayii&#8217;nin Avrupa Topluluğu&#8217;nda 1993 yılında yürürlüğe giren EURO-93 otomobil Egzoz Emisyon Standartlarına geçişini içeren bir Uyum Programı ve Otomotiv Sanayii Çevre Deklarasyonu 1993 yılı sonunda OSD ile Çevre Bakanlığı arasında imzalanmıştır. </font></p>
<p><font size="3">25 Ocak 1995 tarih ve 22182 sayılı Resmi Gazete&#8217;de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından &#8220;Trafiğe İlk Defa Çıkacak Motorlu Araçlar İçin Egzoz Gazları Emisyon Değerleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ&#8221; yayımlanmıştır. Bu tebliğ, yurt içinde yerli üretilen veya yurt dışından ithal edilen, trafiğe ilk defa çıkacak her nevi yolcu ve yük taşıyan, tarım traktörleri ve tek izli araçlar dışındaki araçları kapsamaktadır. İthal edilen motorlu araçlarla, yurt içinde imal edilecek araçların egzoz gazı emisyon değerlerinin kontrollerine ilişkin esaslar yukarıda belirtilen tebliğ ile belirlenmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Dizel Taşıtlar; Araç Yük Ağırlığı 3.5 ton ve daha büyük araçların hepsinin ECE R 49.01 Standardına uygun şekilde üretimi yapılmaktadır. Avrupa Topluluğu ülkelerinde 1993 yılı başında yürürlüğe giren ECE R 49.02 (EURO I) Normu (TS 10623 olarak tercüme edilmiştir) egzoz emisyonları ve gürültü standartları yönünde çeşitli sınırlamalar getirmektedir. AT ülkelerinden bazıları 1.10.1993 tarihinden itibaren ülkelerinden transit geçiş yapacak veya mal getirip götürecek nakliye araçlarının gürültü ve egzoz emisyonları açısından EURO I Normuna uygun olmasını şart koşmakta ve bunun resmi bir belge ile tevsikini istemektedir. Ülkemizde üretilen araçların EURO I normlarındaki gürültü düzeyini elde ettiği, egzoz emisyonlarında ise 1994 yılı içinde sorunu çözümleyecekleri bildirilmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Yukarıda belirtildiği şekilde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nın Trafiğe İlk Defa Çıkacak Motorlu Araçlar İçin Egzoz Gazları Emisyon Değerleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğine göre Araç Yük Ağırlığı (AYA) 3.5 ton (dahil) ve daha yukarı olan araçların dizel motorlu olanlarından, partikül değerlerinin tespitinde Birleşmiş Milletlerin yayımladığı Regulasyon 24 ve bu tebliğ ekinde belirtilen partikül sınır değerleri aranacaktır. </font></p>
<p><font size="3">Üretilen benzinli ve dizel araçlarda yukarıda belirtilen sınır değerlerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi için bağımsız, tarafsız bir laboratuvarın kurulması gerekli bulunmaktadır. Bu laboratuvarın ayrıca AT ile Gümrük Birliği dikkate alınmak suretiyle AT koşullarına göre kurulması ve Avrupa Topluluğuna akredite olması zorunlu bulunmaktadır. Fakat böyle bir laboratuvar henüz kurulamamıştır. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Önlenmesi:</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliğinin 10.Maddesi uyarınca; çalışmaları ve yapısı itibarı ile insan sağlığı ve çevre üzerinde önemli olumsuz etkisi olan sanayi tesisleri bu Yönetmelik gereği emisyon izni alması gerekmektedir. Yine bu Yönetmeliğin aynı maddesi ile Bakanlığımız emisyon izni verilmesi sırasında yetkili kuruluşa görüş bildirmekle yükümlü kılınmıştır. Bu madde gereğince izne tabi tesislerin emisyon izin dosyaları Bakanlığımıza gönderilmekte olup, bu dosyalar incelenerek görüşler yetkili mercilere (Sağlık Bakanlığı, Valilikler ve Büyükşehir Belediye Başkanlıkları) bildirilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Yönetmelik uygulamaları haricinde hava kirliliğinin önlenmesi açısından sektörlerde faaliyet gösteren sanayicilerle gönüllü anlaşmalar yapılmasına önem verilmektedir. Bu anlaşmalara ilk örnek Bakanlığımız ile Çimento Müstahsilleri Birliği arasında imzalanan Çimento Sanayii Çevre Deklarasyonu&#8217;dur. Halen yürürlükte olan Deklarasyonun tam metni Gönüllü Anlaşmalar Başlığı altında yer almaktadır. </font><br />
<font size="3">Bakanlığımızca demir çelik sanayi temsilcileri ile Demir-Çelik Çevre Deklarasyonu imzalanması çalışmaları devam etmektedir. Ancak Demir Çelik Sektörünün çevresel yatırımlarının ve üretim proseslerinin birbirinden farklı olması, eski teknoloji ile kurulmuş fabrikaların modernizasyonunun uzun zamana ihtiyaç göstermesi bu deklarasyonun hayata geçirilmesini zorlaştırmaktadır. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Dünya enerji sektöründe önceleri petrol krizine bağlı olarak gelişen arz kısıtlamalarına, sonraları çevresel etki ve çevreci baskıların eklenmesi, değişik enerji kaynak türlerini gündeme getirmiş olup, genelde temiz, çevre dostu ve yeşil enerji olarak adlandırılan “Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları”nı ön plana çıkarmıştır. Gelecek yüzyıl, bu tür enerji kaynaklarından faydalanmak için atılım yapılacak bir dönem olma görünümündedir. Yenilenebilir enerji kaynakları; başta hidrolik olmak üzere, jeotermal, güneş, rüzgar, biyokütle ve deniz kökenli kaynaklardır. </font></p>
<p><font size="3">Ülkemiz, bilinen jeotermal kaynak potansiyeli açısından dünyanın yedinci ülkesidir. Ülkemizde yüzey sıcaklığı 40 0C ‘nin üzerinde olan 140 jeotermal saha vardır ve bu sahaların hemen hemen tamamı, merkezi ısıtmaya, seraların ısıtılmasına, bazı endüstri alanlarında ve kaplıca kullanımına uygundur. Bu sahalarda elektrik üretimine entegre olarak merkezi ısıtma veya jeotermal uygulamalar da gerçekleştirilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Ülkemizde 20 MW kurulu gücündeki ilk jeotermal santral, Denizli-Kızıldere sahasında 1984 yılı sonunda üretime başlamıştır. Bu santralın 1996 yılı üretimi 84 Gwh olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, yapılan çalışmalara göre, ülkemizin muhtemel jeotermal toplam ısıl kapasitesi 31500 MWth olup, bunun da eşdeğeri üç milyon konuttur(100m2/konut). Ancak, bu değer muhtemel bir teorik potansiyele işaret eder. Jeotermal enerjinin çevresel etkileri çok azdır. Bunlar da bertaraf edilebilir </font></p>
<p><font size="3">Jeotermal enerjinin kaynak bazında komple sistem yapısı ve özelliği, kullanımda da entegre bir tüketim alanı vardır. Jeotermal enerji, potansiyel tespit edilip kullanımına (işletmeye) başlandıktan sonra daha derinlerde açılacak kuyularla artırılabilen bir kaynaktır. Bu husus, pek çok özelliğinin yanında bununla ilgili özel bir yasanın olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bilimsel usul ve metodlarla gerekli faaliyetlerin yapılması halinde gerçek bir çevre dostu olan bu enerji kaynağı bazı önlemlerin devreye girmesi gerekir. </font><br />
<font size="3">1973’deki petrol krizi, kömür ve petrol gibi enerji kaynaklarının giderek azalması yenilenebilir bir kaynak olan güneşten de yararlanmayı gündeme getirmiştir. Yapılan potansiyel belirleme çalışmaları ile ülkemizin yıllık ortalama ışınım şiddetinin 308 cal/cm2 gün (3.6 kWh/m2 gün ) ve yıllık toplam güneşleme süresinin ise 2640 saat olduğu saptanmıştır. 1996 yılında, güneş enerjisi üretimi yaklaşık 64 bin TEP civarındadır. </font><br />
<font size="3">Sıcak su üretiminde kullanılan düzlemsel güneş kollektörleri, ülkemizde oldukça yaygın kullanılmakta olup, ticari ortama girmiş durumdadır. Yapılan projelerde tarımsal ürünlerin kurutulması, su ve hava ısıtıcı kollektörlerin geliştirilmesi konularına daha fazla ağırlık verildiği görülmüştür. Güneş enerjisinin diğer alanlarda kullanılmasına ilişkin çalışmalar ise henüz sınırlı düzeydedir. </font></p>
<p><font size="3">Ülkemizin rüzgar enerjisi potansiyeli, mevcut verilerdeki yetersizlik nedeniyle bugüne kadar güvenilir bir şekilde hesap edilememiştir. Ancak, ülke genelinde olmasa bile Türkiye rüzgar enerjisi bakımından zengin yöreleri bulunan bir ülke konumundadır. Bugüne kadar süren çalışmalar sonucunda, yararlanılabilir doğal rüzgar potansiyeline sahip bazı alanlar belirlenmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi ile ilgili olarak, Çeşme ve Ankara’da olmak üzere, sadece iki sistem mevcuttur. Ülkemizde YİD modeli kapsamında rüzgar santralı kurmak için yapılan başvuruların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu olgu da elektrik santrallerine talep olduğunu göstermektedir. Önümüzdeki yıllarda çeşitli rüzgar santrallerinin yurdumuzda da kurulacağı beklenmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Biyokütle kaynakları; bitki ve hayvan artıkları, enerji ormancılığı ürünleri ile orman ve ağaç endüstrisi atıkları, enerji tarımı (bir yetiştirme sezonunda ürün alınan enerji bitkileri), kentsel atıklar, tarıma dayalı endüstri atıkları olarak sıralanabilir. </font></p>
<p><font size="3">Ormanlarımızda, resmi üretime yakın miktarda kaçak ağaç kesiminin yapılması nedeniyle, büyük oranda tahrip edilmektedir. Odunun kontrolsuz olarak tüketilmesi yalnızca çevresel bozulmalara sebep olmamakta, aynı zamanda önemli bir sanayi ve enerji hammaddesi de israf edilmiş olmaktadır. Bu durumun önlenmesi için son yıllarda üzerinde önemle durulan çözümlerden biri “Enerji Ormanları” dır. Ülkemizde, beş milyon hektar enerji ormanı tesisi yapılacak bozuk orman alanı olduğu tahmin edilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Diğer taraftan, hayvan gübrelerinin biyogaz tesislerinde değerlendirilmesi sonucu elde edilecek biyo-gübrenin kimyevi karşılığı, toplam 2 792 000 ton/yıla ulaşmaktadır. Bunun elektrik enerjisi cinsinden değeri ise, yaklaşık olarak yılda 24.5 milyon kWh olarak kabul edilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Çöplerin düzenli depolanması sonucu oluşan ve % 60 ‘a yakın metan gazı içeren gaz (landfill) önemli bir enerji kaynağıdır. Ülkemizde, son yıllarda şehirlerin katı atıklarının değerlendirilmesi amacına yönelik tesis kurma ve enerji üretimine yönelik hazırlık çalışmaları devam etmektedir. Katı atıklardan enerji üretimi tüm dünyada gelişme beklenmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Deniz kökenli yenilenebilir enerjiler; deniz dalga enerjisi, deniz sıcaklık gradyent enerjisi, deniz akıntıları enerjisi ve gel-git (med-cezir) enerjisidir. Söz konusu enerji grubu içerisinde en önemlisi, deniz dalga enerjisidir. Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen, ülkemizde deniz dalga konvertörleri ile bu enerjiden henüz yararlanılamamaktadır. Türkiye’de dalga rasatları ve bunlara ilişkin ölçüm verileri bulunmamaktadır. Ayrıca, tüm kıyılarda dalga enerjisi tesislerinin kurulması deniz trafiği, turizm, balıkçılık, kıyı tesisleri vb. nedenlerle olanaklı değildir. </font></p>
<p><font size="3">Yenilenebilir enerji kaynakları arasında en önemli yeri hidrolik kaynaklar almaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Türkiye’nin yağış rejimi zaman ve yer bakımından oldukça düzensiz ve dengesizdir ve meteorolojik koşullara bağlı olarak her yıl önemli ölçüde değişim gösterme niteliğine sahiptir. Bu durumda, hidroelektrik üretimin de yıllara göre farklılıklar göstermesi kaçınılmazdır. Uzun yılları kapsayan meteorolojik gözlemlere göre yılda ortalama 643 mm olan yağışlar 501 milyar m3 suya karşılık gelmektedir. Bu ortalama değerin ancak 186 milyar m3’ünün çeşitli büyüklükteki akarsular aracılığı ile denizlere ve kapalı havzalardaki göllere doğru akışa geçtiği kabul edilmektedir. Akarsularımızın hidroelektrik potansiyelinin geliştirilerek maksimum faydanın sağlanabilmesi için bugünkü etütlere göre 493 adet HES projesinin inşa edilmesi gerekmektedir. </font></p>
<p><font size="3">1997 yılı başı itibarı ile mevcut duruma bir göz atıldığında, Türkiye’de elektrik üretiminin yaklaşık %38.5’unun hidrolik kaynaklardan karşılandığı ve 124.5 milyar kWh olarak bulunmuş olan teknik ve ekonomik potansiyelin şimdiye kadar sadece 36.341 milyar kWh’lik bölümünün kullanıma sunulduğu görülmektedir. Yani, gelişmiş olan ülkelerin hemen tümünde bu potansiyelin büyük bir bölümünün değerlendirilmiş olmasına karşın, Türkiye’de işletmeye açılan tesislerle söz konusu potansiyelin ancak %29’luk bölümü hizmete sunulmuş durumdadır. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Hava Kirliliğini Önlemeye Yönelik Genelgeler</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Sıra </font><br />
<font size="3">No Tarih Sayı Konusu </font><br />
<font size="3">1 25 Eylül 1992 08483 motorlu Taşıt Egzoz Gazları </font><br />
<font size="3">2 22 Ekim 1992 92/1 Motorlu Taşıt Egzoz GazlarınınYol Açtığı Kirliliğin Önlenmesine İlişkin Tebliğ </font><br />
<font size="3">3 24 Mayıs 1993 1993/1 Yakıt Programları </font><br />
<font size="3">4 9 Kasım 1993 1993/2 Hava Kirliliği Kontrol Tedbirleri </font><br />
<font size="3">5 19 Eylül 1994 1994/10 Kış Sezonu Hava Kirliliği Kontrol Tedbirleri </font><br />
<font size="3">6 13 Ocak 1995 1995/1 Isınmada Petrol Koku Kullanımının Yasaklanması </font><br />
<font size="3">7 1 Eylül 1995 1995/7 Hava Kirliliği Kontrol Tedbirleri </font><br />
<font size="3">8 23 Kasım1995 1995/10 Isınmada Petrol Koku Kullanımının Yasaklanması </font><br />
<font size="3">9 14 Ekim 1996 1996/19 Hava Kirliliği Kontrol Tedbirleri </font><br />
<font size="3">10 14 Mayıs 1997 1997/08 Çimento Fabrikalarının Denetlenmesi </font><br />
<font size="3">11 27 Mayıs 1997 1997/09 Sanayi Amaçlı Petrol Koku Kullanımına Ebat Sınırı Getirilmesi ve Denetimi </font><br />
<font size="3">12 10 Eylül 1997 1997/15 Çevre Kirliliği Kontrolu </font><br />
<font size="3">13 24 Ekim 1997 1997/19 MotorluTaşıt Egzoz Gazlarının Azaltılması </font><br />
<font size="3">14 6 Ekim 1998 1998/12 Hava Kirliliği Kontrolu </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Gürültü </font></font></strong></p>
<p><font size="3">Ses insanlığın ilk yıllarından beri bir iletişim aracıdır. Bireylerin ve toplumların birbiri ile olduğu kadar, doğa ile de iletişimlerini sağlamaktadır. Esasen, temel beş duyudan biri olan işitme duyusunun sonucu olarak birey, diğer bireylerin yanısıra doğanın iletilerini de sağlamaktadır. Bu nedenle, insanlığın karşılaştığı ilk sesler, ileti taşıyan doğal seslerdir. Bunlar doğa sesleri (yağmur, gök gürültüsü, su sesi, hayvan sesi vb.) olduğu gibi bireysel veya toplumsal iletiler taşıyan insan üretimi sesler de (söz, şarkı vs.)olabilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">İnsan kulağı, doğal gelişimi sonucu bu doğal verileri algılayıp, değerlendirebilecek şekilde oluşmuştur. Bu işlemi yerine getirirken gösterdiği duyarlılık ve esneklik insanı şaşırtacak düzeydedir. </font></p>
<p><font size="3">Kısaca &#8220;istenmeyen ses&#8221; olarak tanımlanan gürültü özellikle teknolojik gelişme, hızlı ve sağlıksız kentleşme , yüksek yapı blokları sonucu önemli boyutlara ulaşmıştır. </font></p>
<p><font size="3">Gürültü havada bulunan partiküllerin ses dalgalarının etkisiyle sıkışıp genişlemesine bağlı olarak ortaya çıkan bir etkidir. Bu durum hava basıncı değerinin frekans ve şiddet farklılıkları yaratabilecek biçimde düşmesine yol açmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Sesin iki temel özelliği; frekans ve şiddettir. Frekans saniyedeki titreşim sayısı olup birimi Hertz (Hz)&#8217;dir. İnsanlar genellikle 500-2000 Hz arasında konuşmaktadır. İnsan kulağı 20-20000 Hz arasındaki sesleri duymaktadır. Bu sınırın dışındaki sesler duyulmayabilir, ancak zararlı etkileri sürer. Bu seslerin düşük olanlarına infra ses, yüksek olanlarına ise ultra ses denmektedir. Kişide bulantı, huzursuzluk ve baş ağrısı yapabilmektedir. İnfra sesler genellikle teknolojiye bağlı olarak ortaya çıkan seslerdir ve en sinsi toplumsal etkiler infra sesler için sözkonusudur. Uçak ve diğer taşıt araçlarında meydana gelmektedir ve ağır vasıtaların kent sokaklarından geçişi sırasında binalardaki kişilere kolayca ulaşabilmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Sesin şiddeti ise; kulak kepçesine ulaşan sesin şiddetini tanımlar ve desibel (dB) olarak ölçülür. Debisel çizelgesinde 0 değeri sağlıklı insan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesini tanımlamaktadır . </font></p>
<p><font size="3">Kulak 0-140 dB arasında sesleri algılamaktadır. 120 dB değerinde kulakta rahatsızlık 140 dB değerinde ise ağrı, kulak zarı yırtılması gibi etkiler ortaya çıkabilmektedir. Bu kulakta kalıcı zararların ortaya çıkması anlamına gelmektedir. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Gürültü Kaynakları</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Endüstriyel uygulamalar, inşaat, büro çalışması, ev yaşamı ve rekreasyonel etkinlikler gürültü kaynağı olabilir. Endüstri ve teknoloji kaynaklı sesler giderek artış göstermektedir. Gürültünün tiz ve saf olduğu oranda, daha büyük zarar verdiği kabul edilmektedir.</font><br />
<font size="3">Bazı ses ölçümleri dB(A) olarak ölçülmektedir. Bu değer kulağın frekans sensitivitesini esas almaktadır. dB(A) değişik frekans değerlerinin ağırlıklı olarak ölçümünü sağlamaktadır. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Gürültü Kontrolü</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Sanayileşme ve teknolojik ilerlemeler beraberlerinde çeşitli sorunları da getirmektedir. Bu sorunların içinde giderek daha fazla önem kazanan gürültü, günümüzde mücadele edilmesi zorunlu bir duruma ulaşmıştır. Gürültü; insanların işgücü verimliliğini, fikir işçilerinden %60, beden işçilerinden %30 azaltmaktadır. Böyle ortamlarda çalışan insanların dikkatlerinin dağılması ve alması sonucunda iş kazalarında önemli artışlar olmaktadır. Sürekli gürültülü bir yerde kalma veya çalışma durumunda kalıcı işitme bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Böyle gürültülü yerlerde çalışan insanlarda, gürültünün şiddetine ve sürekliliğine bağlı olarak kulak çınlamaları, sağırlıklar, tansiyon yükselmeleri, yorgunluk, iş ve zihinsel etkinliğin azalması, uykusuzluklar, sosyal bozukluk ve bezginlikler görülmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Devamlı ve yüksek şiddetteki gürültünün sadece işitme ile ilgili bozukluklara neden olmakla kalmayıp, dinleme ve anlama güçlüğü, dikkat dağınıklığı, iş verimi ve konsantrasyonun azalması, uyku düzensizliği, sinirlilik, baş dönmesi gibi birçok olumsuz etkiye neden olduğu da bilimsel olarak açıklanmıştır. Bu etkileri aşağıdaki şekilde sınırlayabiliriz. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">İşitme üzerine etkisi</font></strong> </font><br />
<font size="3">Geçici eşik kayması </font><br />
<font size="3">Kalıcı eşik kayması </font><br />
<font size="3"><strong><font color="#ff0000">Endokrin ve metabolik fonksiyonlar üzerine etkiler,</font></strong> </font><br />
<font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Hastalıklara karşı rezistans, </strong></font></font><br />
<font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Üreme üzerine etkileri </strong></font></font><br />
<font size="3"><font color="#ff0000"><strong>5)Nörolojik etkiler </strong></font></font><br />
<font size="3"><font color="#ff0000"><strong>6)Biyokimyasal ve farmakolojik özelliklere etkiler </strong></font></font><br />
<font size="3"><font color="#ff0000"><strong>7) Uyku üzerine etkiler </strong></font></font><br />
<font size="3"><font color="#ff0000"><strong> <img src='http://www.infobilgi.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Stres üzerine etkileri </strong></font></font></p>
<p><font size="3">Ses emici ve titreşimi azaltıcı bazı önlemlerle gürültünün azaltılmasına çalışılır. İşyerlerinde kişisel koruyucularla yapılan gürültü önleyici çabaların yanısıra, gürültünün kaynakta azaltılmasına yönelik önlemler de alınması gerekmektedir. Toplumsal gürültünün azaltılmasında ise aynı esaslar geçerlidir. Ancak kişisel koruyuculardan çok gürültünün kaynağında azaltılmasını ya da oluşan gürültünün konutlara ve işyerlerine ulaşmasını engelleyecek önlemler gerekmektedir. </font></p>
<p><font size="3">Gürültü kontrolü 3 aşamada yapılabilir. </font></p>
<p><font size="3">Kaynakta kontrol; Genel olarak gürültü kontrolü kaynağın, </font><br />
<font size="3">Yapısal tasarım ve yapım, </font><br />
<font size="3">İşletilme ve çalıştırılma (işleme tekniği, işleme zamanı ve süreler olarak) </font><br />
<font size="3">Bakım ve onarım aşamalarında gerçekleştirilebilir. </font></p>
<p><font size="3">Alıcıda kontrol ; dış kulak yoluna konulan poliüretan tıkaçlar düşük frekanslarda 25 dB(A), yüksek frekanslarda 40 dB(A) kadar seslerin şiddetinin azalmasını sağlamaktır. Kişisel korunmada en etkili yöntem kulaklıklardır. Düşük frekanslarda 30 dB(A), yüksek frekanslarda ise 50DB(A) azalma sağlanmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Çevrede kontrol: Özellikle trafik gürültüsünün önlenebilmesi için alınan önlemler: </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Yapı eleman planlaması</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Bina planlaması </font><br />
<font size="3">Şehir planlaması </font><br />
<font size="3">-Yerleşim yerlerinin seçilmesi </font><br />
<font size="3">-Yollarda ve yol kenarlarında alınan önlemler </font><br />
<font size="3">-Bina grubu (komşuluk ünitelerinin) planlaması </font></p>
<p><font size="3">Binaların yola uzaklığı ve yola göre yüksekliği gürültüden etkilenmesini değiştirebilmektedir. Binaların duvar özellikleri, çift cam gibi gibi teknik özellikler gürültüyü en az 30 dB(A) azaltmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Yol ile bina arasında yaprak dökmeyen en az 30 metre genişliğinde bir ağaçlık alan bulunması, trafik gürültüsünün evlere ulaşmaması açısından çok yararlı önlem oluşturmaktadır. Ayrıca, termik santral baca gazı filtre artığı ile gübre fabrikalarının yan çıktısı kireç taşı ve cipsten imal edilebilen panellerin yol kenarlarında kullanılması ile &#8220;ses bariyeri&#8221; uygulaması yapılabilir. </font></p>
<p><font size="3">Yol kenarlarına konulan perdeler ve engeller ile gürültü önemli ölçüde azaltılmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Gürültü ile birlikte ele alınan bir diğer olumsuz etki ise vibrasyon etkisidir. Genellikle katı ortamda yayılan ve dokunma duyusu ile hissedilen düşük frekanslı ve yüksek genlikli mekanik titreşimlere vibrasyon denmektedir. Sinirsel ve kas iskelet sistemine olumsuz etkileri bulunmaktadır. </font></p>
<p><font size="3">Kentlerde gürültü kirliliği tüm toplum bireylerinin katılımını gerektiren önemli bir sorun haline gelmiştir. Trafik araçlarının kornaları, fren ve motor sesleri günlük önemli bir stres etkenidir. </font></p>
<p><font size="3">Kişilerin huzur ve sükunun beden ve ruh sağlığını gürültü ile bozmayacak bir çevrenin geliştirilmesini sağlamak üzere, 2872 sayılı Çevre Kanunu&#8217;nun 14. Maddesine dayanarak hazırlanan Gürültü ve Kontrol Yönetmeliği 11 Aralık 1986 tarih ve 19308 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. </font></p>
<p><font size="3">Yönetmelikte her türlü gürültünün önlenmesine yönelik tedbirler, gürültü sınır değerleri ve yasaklamalar bulunmaktadır. Daha detaylı bilgi için Yönetmelikler bölümüne bakın. </font></p>
<p><font size="3"><strong><font color="#ff0000">Gürültünün Önlenmesine İlişkin Genelgeler</font></strong> </font></p>
<p><font size="3">Sıra No Tarih Sayı Konusu </font><br />
<font size="3">1 23 Temmuz 1992 06841 Gürültü Kontrolü </font><br />
<font size="3">2 19 Ağustos 1992 07514 Gürültü Kontrolü </font><br />
<font size="3">3 23 Ekim 1992 09156 Gürültü Kontrolü </font><br />
<font size="3">4 18 Temmuz 1995 1995/6 Gürültü Kontrolü </font><br />
<font size="3">5 3 Kasım 1995 1995/9 Seçimlerde Çevre Kirliliğinin Önlenmesi </font><br />
<font size="3">6 28 Mayıs 1996 1996/13 Gürültü Kontrolü, Denetim ve Cezai Müeyyideler </font><br />
<font size="3">7 28 Mayıs 1998 1998/7 Gürültü Kontrolü </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ÇEVRE KANUNU</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Kanun Numarası: 2872</font><br />
<font size="3">Resmi Gazete</font><br />
<font size="3">Tarih: 11.8.1983; Sayı: 18132</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">BİRİNCİ BÖLÜM</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Amaç, Tanımlar ve İlkeler</font></p>
<p><font size="3">Madde 1 &#8211; Bu Kanunun amacı, bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştiril mesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemektir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Tanımlar:</font></font></strong><br />
<font size="3">Madde 2 &#8211; Bu Kanunda geçen;</font></p>
<p><font size="3">a) &#8220;Çevre Korunması&#8221; terimi; ekolojik dengenin korunması, havada, suda, toprakta kirlilik ve bozulmaların önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan çalışmaların bütününü,</font></p>
<p><font size="3">b) &#8220;Ekolojik Denge&#8221; terimi; insan ve diğer canlıların varlık ve gelişmelerini sürdürebilmeleri için gerekli olan şartların bütününü,</font></p>
<p><font size="3">c) &#8220;Çevre Kirliliği&#8221; terimi; insanların her türlü faaliyetleri sonucu, havada, suda ve toprakta meydana gelen olumsuz gelişmelerle ekolojik dengenin bozulması ve aynı faaliyetler sonucu ortaya çıkan koku, gürültü ve atıkların çevrede meydana getirdiği arzu edilmeyen sonuçları,</font></p>
<p><font size="3">d) &#8220;Kirleten&#8221; terimi;fiilleri sonucu doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine sebep olan gerçek ve tüzelkişileri,</font></p>
<p><font size="3">e) &#8220;Atık&#8221; terimi; herhangi bir faaliyet sonucunda çevreye atılan veya bırakılan zararlı maddeleri,</font></p>
<p><font size="3">f) &#8220;Alıcı Ortam&#8221; terimi; atıkların bırakıldığı yakın veya uzak çevreyi,</font></p>
<p><font size="3">İfade eder.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İlkeler:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 3 &#8211; Çevre korunmasına ve çevre kirliliğinin önlenmesine ilişkin genel ilkeler şunlardır:</font></p>
<p><font size="3">a) Çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi gerçek ve tüzelkişilerle vatandaşların görevi olup, bunlar bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.</font></p>
<p><font size="3">b) Çevre korunmasına ve kirliliğine ilişkin karar ve önlemlerin alınması ve uygulanmasında; insan ve diğer canlı varlıkların sağlığının korunması, alınacak önlemlerin kalkınma çabalarına olumlu ve olumsuz etkileri ile fayda ve maliyetleri dikkate alınarak kısa ve uzun vadeli değerlendirmelerin yapılması esastır.</font></p>
<p><font size="3">c) Arazi ve kaynak kullanım kararlarını veren ve proje değerlendirmesi yapan yetkili kuruluşlar, kalkınma çabalarını olumsuz yönde etkilememeyi dikkate alarak çevrenin korunması ve kirlenmemesi hedefini gözetirler.</font></p>
<p><font size="3">d) Ekonomik faaliyetlerde ve üretim metodlarının tayininde çevre sorunlarının önlenmesi ve sınırlandırılması amacıyla en elverişli teknoloji ve yöntemler seçilir ve uygulanır.</font></p>
<p><font size="3">e) (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/1. md.) Kirlenmenin önlenmesi, sınırlandırılması ve mücadele için yapılan harcamaların kirleten tarafından karşılanması esastır. Kirletenin kirlenmeyi durdurmak, gidermek ve azaltmak için gerekli önlemleri almaması veya bu önlemlerin yetkili makamlarca doğrudan alınması nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan gerekli harcamalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kirletenden tahsil edilir.</font></p>
<p><font size="3">Ancak kirletenler, kirlenmenin önlenmesi ve sınırlanması için yapılan giderleri ödeme yükümlülüğünden söz konusu kirlenmeyi önlemek için gerekli her türlü tedbiri aldıklarını ispat etmek kaydıyla kurtulabilirler.</font></p>
<p><font size="3">f) (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/1. md.) İnilebilecek en düşük kirlenme seviyesi esas alınarak, bu seviyenin üstünde meydana gelebilecek kirlenmeler için bu Kanunun 18 inci maddesinin (1) bendinde belirlenen ücretler ayrıca alınır.</font></p>
<p><font size="3">g) Çevrenin korunması ve kirlenmenin önlenmesi konusunda alınacak tedbirlerin bir bütünlük içinde tespiti ve uygulanması esastır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İKİNCİ BÖLÜM</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Merkezi ve Mahalli İdari Bölümleri ve Görevleri</font></p>
<p><font size="3">Merkez Çevre Kurulu</font></p>
<p><font size="3">Madde 4 &#8211; (Mülga: 9/8/1991 &#8211; KHK &#8211; 443/43 md.)</font></p>
<p><font size="3">İl Çevre Kurulu</font><br />
<font size="3">Madde 5 &#8211; (Mülga: 13/3/1990 &#8211; KHK &#8211; 409/12 md.)</font><br />
<font size="3">Madde 6 &#8211; 7 &#8211; (Mülga: 8/6/1984 &#8211; KHK 222/30 md.)</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Çevre Korunmasına İlişkin Önlemler ve Yasaklar</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kirletme yasağı:</font></font></strong><br />
<font size="3">Madde 8 &#8211; Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.</font></p>
<p><font size="3">Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Çevre Korunması</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Madde 9 &#8211; (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/4.md.)</font></p>
<p><font size="3">Kırsal ve kentsel alanda arazi kullanım kararına uygun olarak tespit edilen koruma alanları ve bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanım esasları yönetmelikle belirlenir.</font></p>
<p><font size="3">Tespit edilen bu esaslar çevresinde aşırı ve yanlış kullanım, her türlü çöp ve atıkların yurt dışından getirilmesi nedeniyle ülkenin temel ekolojik sistemlerinin dengesinin bozulması, hayvan ve bitki türlerinin nesillerinin tehlikeye düşürülmesi, doğal zenginliklerin bütünlüklerinin tahribi yasaktır.</font></p>
<p><font size="3">Bakanlar Kurulu, ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı alanları, tabii güzelliklerin ileriki nesillere ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, &#8220;Özel Çevre Koruma Bölgesi&#8221; olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plan ve projelerin hangi Bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye yetkilidir.</font></p>
<p><font size="3">Yukarıdaki fıkraya göre uygulamanın gerçekleştirilebilmesi amacıyla, ilgili Bakanlıkça 27.9.1984 gün ve 3046 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi hükümlerine göre geçici teşkilat kurulabilir. Bu belgelere ilişkin plan ve projelerin hazırlanmasında, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanmaz.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çevresel etki değerlendirilmesi:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 10 &#8211; Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum kuruluş ve işletmeler bir &#8220;Çevresel Etki Değerlendirme Raporu hazırlarlar. Bu raporda çevreye yapılabilecek tüm etkiler göz önünde bulundurularak çevre kirlenmesine sebep olabilecek atık ve artıkların ne şekilde zararsız hale getirilebileceği ve bu hususta alınacak önlemler belirtilir.</font></p>
<p><font size="3">&#8220;Çevresel Etki Değerlendirme Raporu&#8221; nun hangi tip projelerde isteneceği, ihtiva edeceği hususlar ve hangi makamca onaylanacağına dair esaslar yönetmelikle belirlenir.</font><br />
<font size="3">(Yeni fıkra: R.G.: 5.6.2004/25483) Petrol, jeotermal kaynak ve maden arama faaliyetleri, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) kapsamı dışındadır.</font><br />
<font size="3">(Yeni fıkra: R.G.: 5.6.2004/25483) Madenlerin işletilmesi ile ilgili hususlar Maden Kanununun 7 nci maddesine göre yürütülür.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>İşletme izni ve haber verme yükümlülüğü:</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Madde 11 &#8211; Gerçekleştirilmesi planlanan kurum, kuruluş ve işletmeler mevzuatta öngörülen arıtma tesis veya sistemlerini müstakil veya ortak olarak kurmakla yükümlüdürler. Arıtma tesis veya sistemleri kurulup işletmeye hazır hale getirilmedikçe, kurum, kuruluş ve işletmelere işletme ve kullanım izni verilmez.</font></p>
<p><font size="3">İşletme izni alarak faaliyete geçen herhangi bir kurum, kuruluş ve işletme, faaliyetlerinde değişiklikler yapmayı ve tesisini büyütmeyi planladığında girişimlerini önceden mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle yükümlüdür.Mülki amir durumu derhal Başbakanlık Çevre Müsteşarlığına ve ilgili bakanlığa bildirir.</font></p>
<p><font size="3">Her türlü atık ve artıkların arıtılması, uzaklaştırılması veya zararsız hale getirilmesi ile yükümlü kuruluşlar da bu işlemlerin yerine getirilmesinde çevreye zarar vermeyecek önlemleri alırlar.</font></p>
<p><font size="3">Atık ve artıkların doğrudan veya dolaylı şekilde alıcı ortama verilmesinde uygulanması gereken teknik usuller alıcı ortamın özelliği ve o ortamdan yararlanma imkanları göz önünde tutularak yönetmelikle belirlenir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Denetim</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 12 &#8211; (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/5.md.)</font></p>
<p><font size="3">Atık, artık ve yakıtların arıtırılması, uzaklaştırılması, zararsız hale getirilmesi ve ithali ile ilgili denetimler Çevre Genel Müdürlüğünce yapılır. Denetimlerin nasıl yapılacağı, denetleme elemanlarının nitelikleri, yönetmelikle belirlenir.</font></p>
<p><font size="3">Kuruluş ve işletmeler faaliyetlerinin denetlenmesi için kullandıkları yakıtın ve çıkardıkları atık ve artıkların özellik ve miktarına ilişkin bilgileri sürekli ve düzenli olarak belirlemek, bu hususu belgelemekle ve bunları Çevre Genel Müdürlüğüne bildirmekle yükümlüdürler.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Zararlı kimyasal maddeler:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 13 &#8211; Havada, suda veya toprakta kalıcı özellik gösteren ve ekolojik dengeyi bozan kimyasal maddelerin üretim, ithal, taşıma, depolama ve kullanımında çevre korunması esasları dikkate alınır. Bu tür maddelerin üretim, ithal, taşıma, depolama ve kullanımına ilişkin sınırlamalar yönetmelikle belirlenir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Gürültü:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 14 &#8211; Kişilerin huzur ve sükununu,beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde yönetmelikle belir lenen standartlar üzerinde gürültü çıkarılması yasaktır. Fabrika, atölye, işyeri, eğlence yeri, hizmet binaları, konutlar ve ulaşım araçlarında gürültünün asgariye indirilmesi için gerekli önlemler alınır.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Faaliyetlerin durdurulması:</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Madde 15 &#8211; Bu Kanunda yazılı yasaklara aykırı hareket eden veya kanunla belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen kurum, kuruluş ve işletmelere mahallin en büyük mülki amiri, bu yasaklara aykırı faaliyeti düzeltmek ve kanunda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek üzere esasları yönetmelikle belirlenen yeteri kadar bir süre verir.</font></p>
<p><font size="3">Bu süre içinde yasaklara aykırı hareket ve yükümlülüğü yerine getirmemekten dolayı ayrıca ceza verilmez.</font></p>
<p><font size="3">Bu süre sonunda bunları yapmayan kurum, kuruluş veya işletmelerin faaliyeti, yasağın veya yerine getirilmeyen yükümlülüğün çeşit ve niteliğine göre kısmen veya tamamen, süreli veya süresiz olarak durdurulur.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Tehlikeli hallerde faaliyetin durdurulması:</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Madde 16 &#8211; Çevre kirliliğinin toplum sağlığı yönünden tehlike yarattığı hallerde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kendiliğinden veya Başbakanlık Çevre Müsteşarlığının talebi üzerine, bu kirlenmeye yol açan faaliyetlerin geçici bir süre için kısmen veya tamamen durdurulmasına karar verir ve kararın uygulanmasını mahallin en büyük mülki amirinden ister.</font><br />
<font size="3">Söz konusu faaliyetler bu gibi hallerde, mahallin en büyük mülki amirinin, vereceği kararla da dur durulabilir. Bu karar derhal Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Başbakanlık Çevre Müsteşarlığına bildirilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çevre Kirliliğini Önleme Fonu</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Fonun kurulması ve fondan yararlanma:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 17 &#8211; Çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için &#8220;Çevre Kirliliğini Önleme Fonu&#8221; kurulmuştur.</font><br />
<font size="3">Çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için gerekli harcamaların % 45&#8242;ine kadarı, en çok yirmi yıl vadeli kredilerle Çevre Kirliliğini Önleme Fonundan desteklenir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Fonun gelirleri</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 18 &#8211; (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/6.md.)</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çevre Kirliliğini Önleme Fonunun gelirleri;</font></font></strong></p>
<p><font size="3">a) Motorlu taşıt araçlarının her fenni muayenesi sırasında fenni muayene ücretinin beşte biri oranında, bir defaya mahsus olmak üzere motorlu taşıt alım vergisi tutarının dörtte biri oranında ayrıca tahsil edilen bedellerden,</font></p>
<p><font size="3">b) Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre gemi siciline tescil edilen ve 18 (dahil) gros tonun üzerinde olan her türlü deniz aracından gros ton başına her yıl alınacak yüz liradan, (yüzelli lira),(1)</font></p>
<p><font size="3">c) Hava taşıt araçlarından yurt içi taşımaları için ayrıca alınacak yolcu başına bilet bedelinin binde beşinden ve taşınan yük için ton başına yılda alınacak beşyüz liradan (yediyüzelli lira),(1)</font></p>
<p><font size="3">d) Çevre Genel Müdürlüğünün bütçesine bu amaçla her yıl konan ödeneklerden,</font></p>
<p><font size="3">e) Fon&#8217;dan verilecek kredilerin faizleri ile banka faizlerinden,</font></p>
<p><font size="3">f) Bağış ve yardımlardan,</font></p>
<p><font size="3">g) Bu Kanunla alınması hükme bağlanan iştirak payları, tazminat ve diğer gelirlerden,</font></p>
<p><font size="3">h) Fon&#8217;a ait tesis ve işletmelerce üretilen araç ve gerecin satışından elde edilen gelirlerden,</font></p>
<p><font size="3">ı) Merkez çevre kurulunca, çevre kirliliğine yol açtığı belirlenen işletmelerden, aşağıdaki tarifeye göre alınacak iştirak paylarından, Çevre kirliliğine Alınacak aylık iştirak payı tutarı</font></p>
<p><font size="3">Yol açan işletmeler I. Derece II. Derece III. Derece</font><br />
<font size="3">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</font><br />
<font size="3">1. Grup 600 000 TL. 400 000 TL. 200 000 TL.</font><br />
<font size="3">2. Grup 400 000 TL. 200 000 TL. 100 000 TL.</font><br />
<font size="3">3. Grup 200 000 TL. 100 000 TL. 50 000 TL.</font><br />
<font size="3">4. Grup 100 000 TL. 50 000 TL. 25 000 TL.</font><br />
<font size="3">5. Grup 50 000 TL. 25 000 TL. 12 500 TL.</font><br />
<font size="3">j) Bu Kanuna göre verilecek para cezalarından,</font><br />
<font size="3">Oluşur.</font><br />
<font size="3">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</font><br />
<font size="3">(1) Bu bentlere Kanunla getirilmiş olan miktarlar aynen bırakılmış; 8/1/1992</font><br />
<font size="3">tarih ve 92/2628 sayılı Kararname ile tespit edilen miktarlar ise metne pa-</font><br />
<font size="3">rantez içinde siyah puntolar ile işlenmiştir.</font></p>
<p><font size="3">Bakanlar Kurulu bu tarifede yer alan aylık iştirak payları tutarlarını her grup ve/veya her derece itibariyle ayrı ayrı veya topluca 10 katına kadar artırmaya veya Kanunda yazılı miktarlara kadar indirmeye, ayrıca bu maddenin (1) bendi dışındaki maktu ve nispi hadleri ayrı ayrı veya topluca sıfır (0)&#8217;a kadar indirmeye veya % 50&#8217;sine kadar artırmaya yetkilidir.</font></p>
<p><font size="3">Fonun gelirleri bir Devlet bankasında açılacak hesapta toplanır.</font><br />
<font size="3">Bu maddenin (a), (b), (c) bentleri gereğince toplanan paraların ilgililerce en geç ertesi ayın onbeşine kadar Fonun Devlet Bankasındaki hesabına yatırılması zorunludur. Tahsil edilen gelirleri ve ödenecek iştirak paylarını zamanında yatırmayanlar hakkında Fon idaresi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanarak gelirlerinin tahsil edilmesi için Fon mükellefinin bağlı olduğu vergi dairesinden talepte bulunur. Vergi dairesinde mükellefiyeti olmayanların fona ödemeleri gereken meblağın hangi dairece tahsil edileceğine Maliye ve Gümrük Bakanlığı karar verir.</font></p>
<p><font size="3">Vergi Dairesi, tahsil ettiği Fona ait meblağı Maliye ve Gümrük Bakanlığının belirleyeceği esaslara göre Fon&#8217;un Devlet Bankasındaki hesabına aktarır.</font><br />
<font size="3">Bu maddenin (1) bendi gereğince alınacak iştirak payları büyükşehir belediye hudutları içinde bü- yükşehir belediyeleri tarafından makbuz karşılığı tahsil edilerek mahallin en büyük mal memurluğu na yatırılır. Diğer yerlerde bu iştirak paylarını almaya mahallin en büyük mülki amiri yetkilidir. Bu iştirak payları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.</font></p>
<p><font size="3">Mahallin en büyük mülki amiri veya büyükşehir belediye başkanlıklarınca tahsil edilen iştirak payla rının % 30&#8242;u tahsil ile ilgili işlemler ve bölgenin çevre kirliliğini önleme projelerinde kullanılmak üzere tahsilatın yapıldığı yer il özel idaresi veya tahsil eden büyükşehir belediyesine, % 70&#8242;i ise iştirak paylarının toplandığı ayı takip eden ayın onbeşine kadar Çevre Kirliliğini Önleme Fonuna aktarılır.</font></p>
<p><font size="3">Zamanında bu işlemi yerine getirmeyen ilgili kuruluşlar fon için toplanan meblağı % 10 fazlasıyla öderler. Gecikmeye sebep olanlar hakkında kanuni işlem yapılır.</font><br />
<font size="3">Fon İdaresi ile bu idarenin emrinde kurulan Fon; kurumlar vergisinden, yapılacak bağış ve yardımlar nedeniyle veraset ve intikal vergisinden, yapacakları her türlü muameleler dolayısıyla damga vergisinden, açtıkları krediler dolayısıyla lehte tahakkuk edecek faizler banka ve sigorta muameleleri vergisinden muaftır.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000"><strong>Fonun kullanılması:</strong></font></font></p>
<p><font size="3">Madde 19 &#8211; Çevre Kirliliğini önleme Fonu Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı aracılığı ile kullanılır.</font></p>
<p><font size="3">Fonun ita amiri Çevre Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Devlet Bakanıdır.</font></p>
<p><font size="3">Bu Fondan yapılacak harcamalar 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu ve 2490 sayılı Artırma ve Eksiltme ve İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir.</font></p>
<p><font size="3">Fonun gelir ve giderlerine ilişkin belgeler bütçe yılının hitamından itibaren üç ay içinde denetlemek üzere Sayıştay Başkanlığına verilir.</font></p>
<p><font size="3"><font color="#ff0000">Fon ancak aşağıdaki maksatlar için kullanılır.</font></font></p>
<p><font size="3">a) Çevre kirliliğini önleyici araştırma faaliyetleri,</font></p>
<p><font size="3">b) Çevrenin temizlenmesi,</font></p>
<p><font size="3">c) Çevre kirliliğini önleyici eğitim faaliyetleri,</font></p>
<p><font size="3">d) Personel yetiştirilmesi,</font></p>
<p><font size="3">e) Teknoloji ve proje satın alınması,</font></p>
<p><font size="3">f) Proje yarışmaları düzenlenmesi,</font></p>
<p><font size="3">g) Arıtma tesisi yapacak olan gerçek ve tüzelkişilere kredi yardımı,</font></p>
<p><font size="3">h) (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/7.md.) Çevre kirliliğini önleyici ve çevreyi iyileştirici faaliyetlerde kullanılacak olan her türlü araç gereç alımı,bu araçların bakımı, onarımı ile bu tür araç gerecin yapımı için kurulacak tesis ve işletmeler,</font></p>
<p><font size="3">ı) Ağaçlandırma,</font></p>
<p><font size="3">j) Hayvan ve bitki nesillerinin ıslahı için yapılacak çalışmalar.</font></p>
<p><font size="3">Fonun gelirlerinin tahsili, tespit edilecek Devlet bankasına yatırılması, kullanımı ile ilgili hususlar ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak yönetmelikle belirlenir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">BEŞİNCİ BÖLÜM</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Cezai hükümler</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İdari nitelikteki cezalar:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 20 &#8211; Gerçek kişilerden bu Kanunun;</font></p>
<p><font size="3">a)(Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/2 md.) 8 inci maddesinin birinci fıkrasındaki yasağa uymayanlara 100 bin lira; aynı maddenin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü, yetkili mercilerce usulüne göre yapılan bildirime rağmen yerine getirmeyenlere 500 bin lira,</font></p>
<p><font size="3">b)(Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/2 md.) Yönetmelikte gösterilen koruma ve kullanım esaslarına aykırı davranmak suretiyle 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki yasaklara uymayanlara 100 bin lira,</font></p>
<p><font size="3">c) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/2 md.) Yönetmelikle belirtilen sınırlamalara uymamak suretiyle 13 üncü maddesine aykırı davranışta bulunanlara 1 milyon lira,</font></p>
<p><font size="3">d)(Değişik: 4/6/1936 &#8211; 3301/2 md.) 14 üncü maddesine aykırı davranışta bulunan ve önlemleri almayanlara 50 bin lira, para cezası verilir.</font></p>
<p><font size="3">Yukarıdaki fiiller kuruluş ve işletmeler tarafından işlendiği takdirde; bu maddede belirtilen cezalar kuruluş ve işletmelere üç katı olarak, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 182 nci maddesi gereğince bilanço esasına göre defter tutması gereken kuruluş ve işletmelere ise bu cezalar beş katı olarak verilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kuruluş ve işletmelere verilecek idari nitelikte cezalar:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 21 &#8211; Bu Kanunun;</font></p>
<p><font size="3">a) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/3 md.) 11 inci maddesinin birinci fıkrasındaki yükümlülüğü yerine getirmeyen kuruluş ve işletmelere 1 milyon lira, aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki önlemleri almayan kuruluş ve işletmelere 500 bin lira,</font></p>
<p><font size="3">b) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/3 md.) 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haber verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen kuruluş ve işletmelere 300 bin lira,</font></p>
<p><font size="3">c) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/3 md.) 12 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklere uymayan kuruluş ve işletmelere 500 bin lira, para cezası verilir.</font></p>
<p><font size="3">Bu fiilleri işleyen kuruluş ve işletmeler, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 182 nci maddesi gereğin ce bilanço esasına göre defter tutması gereken mükelleflerden ise bu maddede belirtilen cezalar üç katı olarak verilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Gemiler için verilecek cezalar:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 22 &#8211; Bütün sahillerimizde, karasularımız ile iç sularımız olan Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında, liman ve körfezlerimiz, tabii ve suni göllerimiz ile akarsularımızda bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasındaki kirletme yasağına uymayan gemiler ile deniz vasıtalarına;</font></p>
<p><font size="3">a) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/4 md.) Balast tahliyesi yapan tankerlerden,1000 (dahil) gros tona kadar olanlara 5 milyon lira, 1 000 ila 5 000 (dahil) gros ton arasındakilere, 10 milyon lira, 8 000 gros tondan fazla olanlara 50 milyon lira,</font></p>
<p><font size="3">b) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/4 md.) Tankerler dahil diğer gemilerden, her türlü atık ve artık döken, sintine tahliyesi yapanlara 18 (dahil) ila 1000 (dahil) gros ton arasındakilere, 5 milyon lira, 1 000 gros tondan fazla olanlara 10 milyon lira,</font></p>
<p><font size="3">c) (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3013/4 md.) 18 (hariç) gros tona kadar olan gemilere ve gemi tarihine uymayan denizi kirleten veya sintine basan (iki zamanlı kıçtan takmalı ve benzine yağ karıştırarak çalışan motorlu teknelerin eksoz kirletmeleri hariç) deniz vasıtalarına 300 bin lira, Para cezası verilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Fiillerin tekrarı:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 23 &#8211; Bu Kanunun 20,21 ve 22 nci maddelerinde belirtilen fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir katı artırılarak verilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İdari cezalarda yetki:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 24 &#8211; (Değişik: 4/6/1986 &#8211; 3301/5 md.)</font></p>
<p><font size="3">Yukarıdaki maddelerde gösterilen cezalar doğrudan doğruya mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir. Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Ancak 22 nci maddede gösterilen cezalar:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">a) Büyükşehir Belediye hudutları içinde kalan sahillerimiz, boğazlarımız ile liman ve körfezlerimizde; göl ve akarsularımızda cezalar Büyükşehir Belediye Başkanlıkları tarafından verilir. Cezayı derhal ve defaten ödemeyen ve bu hususta teminat ve kefalet göstermeyen gemiler, diğer deniz vasıtaları seyrüsefer ve faaliyetten men olunur.</font></p>
<p><font size="3">Ceza ödenmediği takdirde, bu ceza 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri gereğince tahsil edilir.</font><br />
<font size="3">Büyükşehir Belediyeleri tarafından verilen para cezaları makbuz karşılığında tahsil edilerek mahallin en büyük mal memurluğuna yatırılır. Mal memurluğuna yatırılan cezanın % 20&#8217;si Büyükşehir Belediyesine, % 80&#8242;i Çevre Kirliliğini Önleme Fonuna aktarılır. Çevre Kirliliğini Önleme Fonuna aktarılan miktarın % 50&#8217;sine kadar olan kısmı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının önerisi ile çevre sağlığını ıslah işlerinde kullanılır.</font><br />
<font size="3">b) Büyükşehir Belediyelerinin hudutları dışında kalan denizlerimizde cezalar doğrudan doğruya Sahil Güvenlik bot komutanlarınca verilir. Cezayı derhal ve defaten ödemeyen gemiler ve götürülebilen diğer deniz vasıtaları en yakın ve uygun limana götürülerek savcılığa teslim edilir ve bu gemiler hakkında (a) fıkrasında belirtilen hususlar uygulanır.</font></p>
<p><font size="3">Kendi makineleri ile tahrik edilemeyen deniz vasıtaları hakkında gerekli zabıt tutularak, durum en yakın sahildar il veya ilçe merkezindeki savcılığa intikal ettirilir.</font></p>
<p><font size="3">c) Büyükşehir Belediye hudutları dışında kalan yerlerde yapılan kirletmeler ile, deniz, liman, bütün göl ve akarsulara yapılan kirletmeler için mülki amirlerin ceza verme yetkileri saklıdır. Gerekli denetimi yukarıdaki esaslara uygun olarak yaparlar.</font></p>
<p><font size="3">Makbuz karşılığında tahsil edilen para cezaları,mahallin en büyük mal memurluklarına yatırılır.</font></p>
<p><font size="3">Gemi ve deniz araçlarına verilecek cezalarda suçun tespiti, cezanın kesilmesi usulleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolü hususundaki esaslar yönetmeliklerle belirlenir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İdari cezalara itiraz;</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 25 &#8211; İdari cezalara karşı, cezanın tebliğ tarihindan itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir.</font><br />
<font size="3">İtiraz idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz.</font></p>
<p><font size="3">İtiraz zaruret görülmeyen hallerde, evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır.</font></p>
<p><font size="3">İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.</font></p>
<p><font size="3">Mahkemece verilecek cezalar:</font></p>
<p><font size="3">Madde 26 &#8211; 12 nci maddede gösterilen belgeleme yükümlülüğünü yerine getirirken gerçeğe aykırı belge düzenleyenlere fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur.</font></p>
<p><font size="3">12 nci maddedeki yükümlülüğü yerine getirirken yetkili makamlara yanlış ve yanıltıcı bilgi verenlere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Diğer kanunlarda yazılı cezalar:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 27 &#8211; Bu Kanunda yazılı fiiller hakkında verilecek idari nitelikteki cezalar, bu fiiller için diğer kanunlarda yazılı cezaların uygulanmasına engel olmaz.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">ALTINCI BÖLÜM</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Çeşitli Hükümler</font></font></strong></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Kirletenin sorumluluğu:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 28 &#8211; (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/8.md.)</font></p>
<p><font size="3">Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar.</font></p>
<p><font size="3">Kirletenin, meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Teşvik:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 29 &#8211; Kirliliğin önlenmesi ve giderilmesine ilişkin faaliyetler teşvik tedbirlerinden yararlandı rılır. Bu amaçla her yılın başında belirlenen teşvik sistemine Başbakanlık Çevre Müsteşarlığının görüşü alınarak yeni esaslar getirilir.</font></p>
<p><font size="3">Teşvik tedbirleri ile ilgili esaslar yönetmelikle belirlenir. Bu Kanunda belirlenen cezalara neden olan fiilleri işleyen gerçek ve tüzelkişiler, verilen süre içinde söz konusu yükümlülüklerini yerine getir- medikleri takdirde bu maddede yazılı teşvik tedbirlerinden yararlanamazlar ve daha önce kendileri ile ilgili olarak uygulanmakta olan teşvik tedbirleri durdurulur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">İdari makamlara başvurma:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 30 &#8211; Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan gerçek ve tüzelkişiler, idari makamlara başvurarak bu faaliyetin durdurulmasını isteyebilirler.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Yönetmelikler:</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 31 &#8211; (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/9.md.)</font></p>
<p><font size="3">Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkarılacak yönetmelikler, ilgili Bakanlıkların görüşü alınarak çevre Genel Müdürlüğünce hazırlanır. Kanunun yürürlüğe girmesinden başlayarak en geç beş ay içinde Resmi Gazede yayımlanarak yürürlüğe konulur.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Uygulanmayacak Hükümler</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Madde 32 &#8211; (Değişik: 3/3/1988 &#8211; 3416/10. md.)</font></p>
<p><font size="3">Bu Kanuna göre yürürlüğe konulacak yönetmeliklerin yayımından itibaren deniz kirliliğinin önlenmesi hususunda 618 sayılı Limanlar Kanununun 4 ve 11 inci maddeleri gereği yürürlükte bulunan ceza hükümleri ile 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun 3288 sayılı Kanunla değişik geçici 1 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.</font></p>
<p><font size="3">Ek Madde 1 &#8211; 4/6/1986 &#8211; 3301/6 md. ile gelen Ek md. hükmü olup teselsül için numaralandırılmıştır.)</font></p>
<p><font size="3">Bu Kanunun 18 inci maddesinin (a), (b), (c) ve (d) fıkralarında öngörülen fona katılma payları ile 20,21 ve 22 nci maddelerinde belirtilen ceza miktarlarını on katına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.</font></p>
<p><font size="3">Geçici Madde 1 &#8211; (2872 sayılı Kanunun numarasız geçici maddesi olup teselsül için numaralandırılmıştır.)</font></p>
<p><font size="3">Bu Kanunda belirtilen ilgili yönetmelikler yürürlüğe konuluncaya kadar gemiler ve diğer deniz taşıt araçlarına 618 sayılı Limanlar Kanununun hükümlerine göre denizlerin kirletilmesi ile ilgili olarak yapılan ceza uygulamasına devam olunur.</font></p>
<p><font size="3">Geçici Madde 2 &#8211; (Ek: 3/3/1988 &#8211; 3416/11.md.)</font></p>
<p><font size="3">Bu Kanunun 12 ve 13 üncü maddelerinde belirtilen ilgili yönetmelikler yürürlüğe konuluncaya kadar, her türlü yakıt, atık, artık ve kimyasal maddenin ithali Çevre Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanının onayına tabidir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Yürürlük:</font></font></strong><br />
<font size="3">Madde 33 &#8211; Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">Yürütme:</font></font></strong><br />
<font size="3">Madde 34 &#8211; Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.</font></p>
<p><font size="3">- 19/10/1989 tarih ve 383 sayılı KHK&#8217;nin 25 inci maddesi; bu Kanun ile Çevre Müsteşarlığına verilen yetkilerin, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığına geçeceğini hüküm altına almıştır.</font></p>
<p><font size="3">- 9/8/1991 tarih ve 443 sayılı KHK&#8217;nin geçici 1 inci maddesi ile çeşitli mevzuatta geçen &#8220;Çevre Müsteşarlığı&#8221; ve &#8220;Çevreden Sorumlu Devlet Bakanlığı&#8221; ibareleri &#8220;Çevre Bakanlığı&#8221;, &#8220;Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı&#8221; ve &#8220;Çevre Müsteşarı&#8221; ibareleri &#8220;Çevre Bakanı&#8221; olarak değiştirilmiştir. </font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">SONUÇ</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Hava kirliliği bitkilere, hayvanlara ve insanlara zarar verir. İnsanlara verdiği zararlar;</font></p>
<p><font size="3">Vücudun savunma mekanizmasını zayıflatır. Bu durum, kanser, kronik bronşit ve akciğer rahatsızlıklarına neden olur. Bu hastalıkları yaşlılar, çocuklar, hamile bayanlar, kalp hastaları, solunum organı rahatsızlığı olan insanlar daha ciddi hissederler.</font></p>
<p><font size="3">Kirli havadaki kanserojen maddeler akciğerlere yapışarak, akciğer kanserine sebeptir.</font></p>
<p><font size="3">Kapalı yerlerdeki hava kirliliği baş dönmesi, baş ağrısı, öksürük, hapşırma ve göz yanmasına neden olur.</font></p>
<p><font size="3">Hava kirliliğinin önlenmesi için, atık miktarının azaltılmasına çalışılmalı, atık maddelerin tekrar kullanım yolları araştırılmalıdır. Kalitesiz kömür yerine elektrik ve doğal gaz kullanımı sağlanmalıdır. Havadaki kükürt, azot ve karbondioksit gazlarını azaltmak için önlemler alınmalıdır. </font></p>
<p><font size="3">Kapalı yerlerde hava sirkülasyonu sağlanmalıdır. Kapalı yerlerde sigara içilmemelidir. Temiz hava standartları kapalı ve açık alanlar için ayrı ayrı belirlenmeli ve buna göre ölçüm yapılmalıdır. Hızlı nüfus artışı önlenmelidir.</font></p>
<p><font size="3">Suları temizlemek için arıtma tesisleri yapılmalıdır. Dünyadaki hızlı nüfus artışı önlenmelidir. Su kirliliği konusunda insanlar bilinçlendirilmeli, suların kirletilmesi önlenmelidir.</font></p>
<p><font size="3">Toprak tahribatının ise nedenleri erozyon, tuzluluk, kumul hareketleri ve şehirleşmedir. Toprakları korunması için tarım topraklarının haritaları çıkartılmalı, yasal önlemler alınmalı, toprak bilim ve tekniğe uygun kullanılmalı, çiftçiler arazinin en iyi kullanımı konusunda bilinçlendirilmelidir.</font></p>
<p><strong><font size="3"><font color="#ff0000">KAYNAKÇA</font></font></strong></p>
<p><font size="3">Ağırgün, Sami, &#8220;Su Kirliliği Denetimi&#8221;, Mahalli İdareler ve Çevre El Kitabı, Ankara TODAlE, 1991, Yayınlanmamış Proje, s. 387-454.</font><br />
<font size="3">Aksoy, Suat, Tarım Hukuku, Ankara, A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayını, 1984.</font><br />
<font size="3">Altuğ, Fevzi, Çevre Sorunları, Bursa, Uludağ Üniversitesi, 1990.</font><br />
<font size="3">Baum, R-L, Boisseree, K. et al.. La pollution atmospherique, Lyon Publication Periodiques Specialisees, 1976.</font><br />
<font size="3">Çalışkan, Mehmet, &#8220;Gürültü Denetimi&#8221;, Mahalli idareler ve Çevre El Kitabı, Ankara, TODAlE, 1991, Yayınlanmamış Proje, s. 362-386.</font><br />
<font size="3">Durmaz, Ali-Sivrioğlu, Mecit, &#8220;Hava Kirliliği Denetimi&#8221;, Mahalli İdareler ve Çevre El Kitabı, Ankara, TODAlE, 1991, Yayınlanmamış Proje,s. 336-361.</font><br />
<font size="3">Öztan, Yüksel-Aslan, Mükerrem, &#8220;Doğal Çevrenin Korunması&#8221;, Mahalli İdareler ve Çevre El Kitabı, Ankara, TODAlE, 1991, Yayınlanmamış Proje, s. 168-221.</font><br />
<font size="3">Sönmez, Necmi, &#8220;Çevre, Toprak ve insan&#8221;, İnsan Çevre Toplum, Ankara, imge, 1992, s. 37-64.</font><br />
<font size="3">Tankut, Gönül, &#8216;Tarihi Çevrenin Korunması&#8221;, Mahalli İdareler ve Çevre El Kitabı, Ankara, TODAlE, 1991, Yayınlanmamış Proje, s. 137-167.</font><br />
<font size="3">T.C. Çevre Bakanlığı, 20001i Yıllara Doğru Çevre, Ankara, 1991.</font><br />
<font size="3">T.M.M.O.B., Ziraat Mühendisleri Odası, Toprak-insan-Çevre Sempozyumu, Ankara, 3-4 Haziran 1991, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Yayını. .</font><br />
<font size="3">Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, Avrupa Topluluğu&#8217;nda ve Türkiye&#8217;de Çevre Mevzuatı, Ankara, TÇSV, 1989.</font><br />
<font size="3">Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, Türkiye&#8217;nin Çevre Sorunları, Ankara, TÇSV, 1991. :</font><br />
<font size="3">Yavuz, Fehmi-Keleş, Ruşen, Çevre Sorunları, Ankara, A.Ü. SBF Yayını, 1983. Ana Britanica 5. Cilt sf. 78 – 80 Çevre Kirlenmesi Yılmaz Öztan Fen Liseleri Hazırlık Kitabı Feride Kula – Terviye Erel </font><br />
<font size="3">Konya Çevre Müdürlüğü</font><br />
<!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.infobilgi.com/cevre-kirliligi-ve-sonuclari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>64</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
