May 09
Falih Rıfkı Atay’ın, bütün bu olaylara nasıl bir zihniyetin şekil verdiği konusunda önemli ölçüde fikir verebilecek bir anısı dikkate alınabilir. Meclisteki kalpaklı Birinci Grup ile fesli/sarıklı İkinci Grup arasındaki kutuplaşmayı Falih Rıfkı Atay şu cümlelerle aktarıyor:
İkinci Mahmud’un rumlardan taklit ettiği fes için dışarıya milyonlarca lira verildiğini ileri sürerek kalpağın başlık olarak seçilmesini ileri süren bir teklif yüzünden kıyamet koptu:
- Hayır, hayır.
- Fes Türk’ün ruhuna yerleşmiştir.
- Fas ve Tunus islamları da fes giyer.
- İslam dünyası için fes alamet-i farika’dır.
Hücumlar arasında tekfif reddedilmiş,
- Yaşasın fes!
- Yaşasın kalpak!
çığlıkları arasında meclis birbirine girmiştir.
Dikkat edilecek olursa, zamanında II. Mahmud tarafından halka dayatılan ve geleneksel gerekçelerle tepki gören fes, İkinci Grup tarafından ‘İslam adına’ korunmak isteniyor. Diğer yandan Birinci Grup da, sanki memleketin başka derdi yokmuş gibi herkese zorla kalpak giydirmek istiyor.
-derinsular.com-
May 09
Yaşanılan korkunç olaylar nedeniyle adı daha sonra ‘Tunceli’ olarak değiştirilen Dersim, Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinden bu yana özerk bir yönetime sahipti. Ancak değişimin hızlandığı ve merkeziyetçiliğin arttığı Tanzimat Devri’nden itibaren bu yapı her değiştirilmek istendiğinde, Dersim halkı buna direnç gösterdi.
Cumhuriyet döneminde de özerk yapısını sürdürmek isteyen Dersim halkı, askerlik hizmetine katılmaya ve vergi vermeye de karşı çıktı. 1930′larda devletin Dersim’deki (şehri yönetmek üzere askeri vali atama gibi) uygulamalarına karşı bir dizi isyan yaşandı.
21 Mart 1937 tarihinde Seyyid Rıza önderliğinde başlayan büyük isyan ise, 1938 yılının Ekim ayına kadar bastırılamadı. Devamını Okuyun »
May 09
Siyonist-Haçlı Batının desteği ile büyük bir zafer sayıklayan Yunanlıların taarruzu 10 Temmuz 1921 günü başlayıp 25 Temmuz’a kadar aralıksız on beş gün devam etti. 16 Temmuz günkü Yunan taarruzunda sol kanadımız bozulup ordumuz büyük bir tehlikeye maruz kaldı. Bu arada orduda pek sevilen Kurmay Yarbay Nazım Bey şehid düştü ve cenazesi Ankara’ya götürülüp büyük merasimle kaldırıldı. Garb Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü) Paşa da, bu savaşlardaki ilk geri çekilme emrini sol kanadın bozulmasını müteakip verdi!. Bu geri çekilme 17, 18, 19 Temmuz günleri de devam etti. 21 Temmuz günü Eskişehir’i geri almak gayesiyle yapılan taarruzumuz bir netice vermedi!. Ve nihayet birliklerimiz 25 Temmuz akşamına kadar Sakarya gerisine çekildi. Cephe karargâhı da, 24 Temmuz’da Polatlı’ya nakledildi!.
Milli Mücadele’yi pek nazik bir noktaya getiren Altıntaş Bozgunu budur… 1522 şehid, 4714 yaralı verdiğimiz bu bozgundan sonra şımaran ve “Türk birliklerinin geriye kalanlarının da tamamen dağılması çok sürmeyecektir” diye beyanat veren Yunan askeri erkânı, Altıntaş Bozgunu’ndan hemen sonra Sakarya’da korkunç bir mağlubiyete uğrayacak ve biz Büyük Zafer’e doğru esaslı bir adım atacağız. Devamını Okuyun »
May 09
1. Kaza:
11 Eylül 1957’de, Elmadağ ve idris Dağı’na ikindi üzeri büyük bir dolu yağışı olmuştu. Bu doluların erimesiyle Hatip Çayı tarihte görülmemiş bir seviyeye yükselmiş, Ankara sel felaketine maruz kalmıştı Köylerden, Kayaş’tan, Mamak’tan ve o havaliden gelen selle Cebeci, Bent Deresi, Kazıkiçi Bostanları, Akköprü Civarı, Mezbaha’nın bulunduğu bölge ve Atatürk Orman Çiftliği sular altında kalmıştı. Çiftlik Köprüsü’nün altı hayvan leşleriyle tıkanmıştı. Sel artıklarının temizlenebilmesi çok uzun bir süre almıştı. Ankaralılar aslı olmayan: “Kaçın baraj taştı; Ankara sular altında kalacak!” söylentisiyle büyük bir panik yaşamıştı. Devamını Okuyun »
May 09
Geçen gün sormuştum: “Atatürk döneminde irili ufaklı 16 Kürt isyanı olmuştu. Ne oldu da, 1950-1960 yılları arasında, yani Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes’in ise Başbakan olduğu dönem sakin geçti?”
Cevabı birçok okurumuz merak edince siyaset bilimci ve tarihçi Ahmet Demirel’i aradım. “Sadece o dönemde değil, 1938′den başlayarak 1960′a dek Doğu bölgeleri sakindi” dedi.
Peki bu nasıl olmuştu? Gazeteci ve tarihçi Murat Bardakçı’ya sordum. İki maddede olayı toparladı:
Birincisi: “1937′deki Dersim İsyanı aşırı güç kullanılarak bastırılmıştır. İsyancı düşünce uzun süre kendini toparlayamamıştır.” Dersim ( Tunceli ) İsyanı gerçekten de çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Martta başlayan isyan ancak kasımda son buldu. Atatürk’ün manevi evlatlarından Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak bu büyük harekâta katılmıştı. Hatta Atatürk, eğer isyancılara yakalanma durumu oluşursa intihar edebilmesi için Gökçen’e kendi tabancasını vermişti.
Bardakçı’ya göre ikinci neden şu: “Menderes, Kürt ileri gelenlerini milletvekili olarak Meclis’e sokmuştu.”
-Emre Aköz-
May 09
Profesör Metin Hülagü, Londra’daki Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı Padişah’ı Vahdettin ile Atatürk’ün ilişkisini kaleme aldı.
İngiliz belgelerini incelediniz. Vahdettin bir hain miydi?
Böyle bir adam 1918 yılında, ağır şartların yaşandığı bir dönemde tahta çıktı. Evet. Ve Vahdettin’den çok şey bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettin’in tecrübesizliği kadar Osmanlı’nın da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır. İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin yok olmasını bile bile ister mi? Devamını Okuyun »
May 09
Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da Milli Mücadeleyi başlatması için Vahdettin’in tarafından mı gönderildiği tartışmasında yeni bulgular ortaya çıkartıldı.
İsmet Bozdağ’ın, Fevzi Çakmak’ın eşine naklettiği belirtilen anı dışında da bu tarihi olguyu destekleyen anılar ortaya çıktı.
İsmail Çolak’ın kaleme aldığı ‘Osmanlı’nın Gizli Tarihi’ isimli adlı kitapta, ‘Millî Mücadele’yi İlk Kim Başlattı?’ bölümünde bu konuyla ilgili rivayetlere yer veriliyor…
Kitapta bu konu ilgili geçen ifadeler aynen şöyle:
Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının Millî Mücadele’yi gerçekleştirip vatanın kurtuluşunda büyük rol oynadıklarında herkes hemfikirdir. Fakat Anadolu’nun bu yeniden şahlanış ve dirilişini bir kişiye ve belli bir gruba mal etmek ise din, vatan ve haysiyet davası uğrunda varını yoğunu ortaya koyan ve kahpe düşmana göğsünü siper eden, yediden yetmişe tüm milletimizin ve perde gerisindeki kahramanlarımızın efsanevî gayret ve fedakârlıklarını yok saymaz mı? Devamını Okuyun »
May 09
1935 yılında Atatürk’ün emriyle Doğu ve Güneydoğu illerini, ilçelerini adım adım dolaşan dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün hazırladığı “çok gizli” rapor, 72 yıl sonra gün ışığına çıktı. İnönü’nün raporu üzerine başlatılan Umumi Müfettişlik uygulamasının da en çarpıcı raporları bu kitapta yer alırken, Türkiye’nin bugün tartıştığı tüm konuların 72 yıl önceki sorunlarla aynı olduğu anlaşılıyor.
İşte rapordan bazı bölümler:
- Ağrı’da Kürtlerin medenileşip, sükunet bulmaları bile kardır. Karaköse, hükümete bağlı bir Kürt şehridir. Erzincan Kürt merkezi olursa Kürdistan’ın kurulmasından korkarım. Devamını Okuyun »
May 09

Çanakkale’de düşman saflarında yer alan ve İslam ordusuna karşı savaşan Müslüman askerler namaz kılarken.
May 09
Hayatı boyunca Atatürk’ün gölgesinde kalmanın ezikliğini yaşayan İnönü, “tek adam” olduğu dönemde bunun kişisel tatminini, doya doya yaşadı. Bütün ülkeye kan kusturarak tabii. Öylesine hırslı yaşadı ki kendisinin değil, eşi Mevhibe İnönü’nün Ankara’dan İstanbul’a gelişini birinci sayfasından vermeyen gazeteleri 3 gün süreyle kapattı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında para basma imkanı bulunamadı. Bundan dolayı Osmanlı dömeninden intikal eden “evrak-ı nakdiye” 1927 yılına kadar kullanıldı.
30 Aralık 1925 tarihinde, “Mevcut Evrak-ı Nakdiyenin Yenileriyle İstibdaline Dair Kanun”un çıkarılmasıyla ilk Cumhuriyet dönemi Türk banknotlarının basılmasına karar verildi. Devamını Okuyun »