Tem 06

Nvidia, laptop’larla birlikte verilen sınırlı sayıdaki bazı eski grafik çipleriyle ilgili bir problem bulduğunu duyurdu. Nvidia henüz problemin asıl nedenini belirlemedi ancak sorunun bazı çiplerin dış kaplamasında kullanılan materyalle ilgili olduğunu belirtti. Modern işlemciler önemli miktarda ısı üretiyor. Problemin çözümü için firma bir sürücü çıkartacak. Bu sürücü çipler üzerindeki termal baskıyı önlemek amacıyla sistem fanlarının daha erken devreye girmesini sağlayacak. Nvidia’dan yapılan açıklamaya göre sürücüler doğrudan laptop üreticilerine gönderilmiş durumda.  

Nvidia, grafik işlem birimleri, medya ve iletişim işlemcileri dahil olmak üzere ürünlerin tamiri ve değiştirilmesi için ikinci çeyrek gelirlerinden 150 milyon ila 200 milyon dolar ayıracak. Firma hangi ürünlerin etkilendiği hakkında ayrıntıya girmedi. Firmadan Çarşamba günü aynı zamanda bir de kötü haber geldi. Gelen bilgiye göre fiyat baskısı ve geciken ürünler dolayısıyla ikinci çeyrek gelir tahminlerini aşağıya çekti. Firma şu anda 875 ile 950 milyon dolar arasında bir gelir bekliyor.

computerworld.com.tr

Tem 06

Elektronik doküman dendiğinde ilk akla gelen format olan PDF, artık yaratıcısı Adobe tarafından kontrol edilmeyecek

Yaklaşık 15 yıldır kullanımda olan ve ulaştığı yaygınlık oranıyla elektronik ortamda dokümanların saklanması için en elverişli formatı oluşturan PDF’in tam anlamıyla evrensel hale gelmesi için son engel de ortadan kalktı.

Formatın yaratıcısı Adobe firması, PDF’in telif haklarını Uluslararası Standartlar Kurumu - ISO’ya devrettiğini açıkladı. Adobe bu hareketiyle PDF’nin ISO standardizasyonuna sahip olmasını sağlamanın yanı sıra formatın yaratım, kullanım ve transferini daha da kolaylaştıracak.

Şirketten yapılan açıklamada PDF’nin bir “açık” format haline gelmesiyle elektronik dokümantasyon ihtiyacını karşılamada daha fazla resmi ve özel kuruluş tarafından tercih edilmesinin beklendiği ifade edildi. Resmi devir işleminin ardından yakın gelecekte PDF formatını kullanan araç ve yazılımların sayısında büyük bir artış olması sürpriz olmayacak. 

Chip.com.tr

Tem 05

Mutfakta aynı anda yüzlerce farklı besin ve malzeme olabilir. Bu besinlerle sağlıklı yemek pişirebilmek için öncelikle uygun sıcaklıkta uygun ortamda ve saklama süreleri dahilinde depolamak ve sınıflandırmak gerekir.

Sağlıklı besine ulaşmak önce alışveriş, sonra depolama, saklama, sonra hazırlık, pişirme ve servis basamaklarını kapsar. Genelde dışarıda yemek yerken bu konularla ilgili daha fazla hassasiyet gösteririz, temiz ve güvendiğimiz yerlerde yemek yeriz ve evdeki mutfağın hep daha güvenli olduğunu düşünürüz. Eğer dikkatli olmazsanız ev mutfağınızda da bazı tehlikeler olabilir.

Rahatsızlığın teşhisini koymak güç

Özellikle hava ısınmaya başladığında depolama özelliklerine çok dikkat etmeniz gerekir. Çünkü hiç farkında olmadan özellikle evde çocuk ve yaşlı bireyler var ise tüm ailenin sağlığını tehlikeye atabilirsiniz. Besin kaynaklı hastalıkların teşhisini koymak oldukça güçtür. Yorgunluk, üşüme, hafif ateşlenme, baş dönmesi, baş ağrısı, mide bozukluğu, ishal hatta ölüm gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu şikâyetler bakterilerin üremesi sonucu ortaya çıkar.
Bakteriler yaşamak için besine, neme ve sıcaklığa ihtiyaç duyarlar. Proteinli ortamlarda ise oldukça güçlenirler. Bu sebeple, mutfaklar bakteri üremesi için en uygun ortamlardır. Bakterilerin üremeleri için besin, sıcaklık ve nem yeterlidir. Oda sıcaklığında 24 saat içinde sayıları trilyonlara ulaşabilir. 57 derecenin üzerinde ölürler. 10 derecenin altında üremeleri durur. Bu sebeple besini iyice pişirmek veya soğuk ortamda saklamak en doğrusudur. Dondurmak bakteriyi öldürmez, bu sebeple riskli bir besini dondurmamak gerekir.

Devamını Okuyun »

May 09

Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkasına yetiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı
istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar. Erkek, “Aklıma bir fikir geldi” dedi.

“Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.
Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de
ayrı ayrı odalarda kalalım.”

Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve
birlikte bahçeye diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılatılar.

Her ikisinin de elinde içleri su dolu birer bidon vardı.

May 09

Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti. Ancak kız, korkunç bir şart ileri sürerek:

- Senin sevgini ölçmek istiyorum, dedi. Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin.

Delikanlı, tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti. Annesi, belki de durumu farkettiği icin oğluna fazla direnmedi. Ve cocuk, annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.

Delikanlı , kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken, ayağı bir taşa takıldı. Kendisi bir tarafa, mendil icindeki kalp bir tarafa fırladı. Canının acısından, ağzından ister istemez “Ah anacığım!” sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

- Canım yavrum, bir yerin acıdı mı?

-Jean Richepin-

May 09

Yoksuldu baba… Çok zor koşullarda, zar zor büyüttü oğlunu… Yemedi ona yedirdi, giymedi onu giydirdi. En büyük ideali yavrusunun kendi ayakları üzerinde durabildiği günleri görüp Avrupa’ya yerleşmekti. Orada iyi para kazanacak, bundan böyle adam gibi yaşayacaktı.

Zamanla oğlan büyüyüp serpildi, bağımsızlığını ilan etti. Ancak bir arkadaşıyla ayrı evde oturduğu halde, kendi harçlığını çıkaramıyor, hala babasının eline bakıyordu. Üstelik ev arkadaşıyla da kavgalıydı. Baba yine de her eziyete katlanıyor, dişinden tırnağından artırdığını oğluna aktarıyordu. Ne de olsa o, kendi kanından, kendi soyundandı.

Bir yaz günü, oğlanın evinde büyük bir kavga koptu. Evladının dövüldüğünü duyan baba sopayı kapıp evi bastı; öfkeyle oğlunun ev arkadaşının kafasını yardı. Tabii bütün mahalle ayağa kalktı. Herkes babayı suçladı. Adı “belâlı”ya çıkmıştı. Devamını Okuyun »

May 09

Bir adamcağız, kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli ‘nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli ‘ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve ayni durumu Mevlana ‘ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar. Mevlana söyle der:

— Biz bir karga isek Haci Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Haci Bektaş dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektaş Veli’ye sorar. Hacı Bektaş da söyle der:

— Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

May 09

Adamın biri New York, Central Park’ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir köpeğinin küçük bir kıza saldırdığını görür.

Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür. Ama küçük kızın da hayatını kurtarmıştır. Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir.

Sarılıp teşekkür ettikten sonra ‘Sen’ der ‘bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacaklar. Ve göreceksin başlık da şöyle olacak; Cesur New York’lu küçük kızın hayatını kurtardı.’

Adam ‘Ama ben New York’lu değilim!’ der. Polis ‘Fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar; Cesur Amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı’ cevabını verir.

‘Ama ben Amerikalı da değilim’ der adam artık şaşırarak. Polis ‘Ya, o halde nerelisin?’ diye sorunca adam cevap verir; ‘Ben Iraklıyım!’

Polis adama başka bir şey söylemez. Ama adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır;

‘Radikal İslamcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü.’

May 09

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi. O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı. Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı. O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım. Uyku girmedi gözüme. Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben. Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim. O “Sıkıyor mu?” diye sordukça “Hayır” yanıtını veriyordum. “Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı. O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir sure sonra acı dayanılmaz oldu. Dişimi sıktım. Topalladım. Soranlara “Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.

Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş.
Kimi zaman bir mekân dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir cevre.
Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir.
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık.

Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz. Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu.

May 09

Falih Rıfkı Atay’ın, bütün bu olaylara nasıl bir zihniyetin şekil verdiği konusunda önemli ölçüde fikir verebilecek bir anısı dikkate alınabilir. Meclisteki kalpaklı Birinci Grup ile fesli/sarıklı İkinci Grup arasındaki kutuplaşmayı Falih Rıfkı Atay şu cümlelerle aktarıyor:

İkinci Mahmud’un rumlardan taklit ettiği fes için dışarıya milyonlarca lira verildiğini ileri sürerek kalpağın başlık olarak seçilmesini ileri süren bir teklif yüzünden kıyamet koptu:

- Hayır, hayır.
- Fes Türk’ün ruhuna yerleşmiştir.
- Fas ve Tunus islamları da fes giyer.
- İslam dünyası için fes alamet-i farika’dır.

Hücumlar arasında tekfif reddedilmiş,

- Yaşasın fes!
- Yaşasın kalpak!

çığlıkları arasında meclis birbirine girmiştir.

Dikkat edilecek olursa, zamanında II. Mahmud tarafından halka dayatılan ve geleneksel gerekçelerle tepki gören fes, İkinci Grup tarafından ‘İslam adına’ korunmak isteniyor. Diğer yandan Birinci Grup da, sanki memleketin başka derdi yokmuş gibi herkese zorla kalpak giydirmek istiyor.

-derinsular.com-